Kayıp sesin izinde bir iz

TİROJ DERGİSİ/ SİNAN GÜNDOĞAR/ DILJEN RONÎ

Yüzyıllar öncesinde üretilen bir müzikten ne kadar günümüzde bilinmektedir. Herhangi bir kültüre. Herhangi bir dile ait bir müzik, üretildiği zamanın motiflerini koruyarak geleceğe ulaşabilir mi? Üretildiği yüzyılda “yeni” olan bir eser, yüzyıllar sonrasında “eski”r mi? Başka bir açıdan bakılacak olursa, “yeni” bir üretin gerçekten yeni mi, yoksa “eski”nin değiştirilmiş farklı bir görünümü mü?

Yukarıda sorulan ve sayısı çoğaltılabilecek soruların “sözlü kültür”e yönelik olduğu düşünüldüğünde, iş tamamen içinden çıkılmaz bir hal alır. Çünkü dilden dile aktarılan bir ürünün, aktarıcının beğenisi ve birikiminin etkisiyle şekil değiştirmesi kaçınılmazdır. Şimdi bu bilgilere birde dili yasak bir sözlü kültür öğesi katalım. Geçmişten günümüze ulaşan Kürt müziğinin zengin sözlü ürünlerine bakıldığında, asıl kaynağın büyüklüğü hakkında fikir yürütülebilir.

Peki ama, yakın zamanlarda kayıt altına alınan kasetler, plaklardaki ürünler, geleceğe yeterince taşınabiliyor mu?

Tüm bu soruların asıl sebebi, Kürt müziğinde, farklı yönelimlere kaynaklık edebilecek değeri bilinmemiş bir sanatçının varlığıdır. Bu sanatçı, Miradê Kinê yada bilinen adıyla Mirado’dur.

Bir rübap ustası

Batman’a bağlı Gercüş’ün Geracehfer köyünden doğan Mirado’nun rübaptaki ilk ustaları, babası Ferhat ve amcası Reşit’tir. Ancak söz konusu ustalık, bilinen haliyle usta-çırak ilişkisi şeklinde gelişmemiştir. Mirado, evinde babasının çalmasına dikkat ederek, kendi kendine geliştirir rübabı. Amcasıyla birlikte Suriye’ye yaptıkları bir ziyaret sırasında, sırada bulunan insanlar gencin kim olduğunu ve rübap çalma konusundaki hünerini sorarlar. Mirado da , amcasının yanında çalmak istemez ancak ısrarlara dayanamayıp, “Seyrê”yi söyler. Enstrümanı çalış tekniği ve sesini kullanma biçimiyle kısa sürede tanınır. Elektriğin olmadığı evlerde, Almanya’dan gelen ve pille çalışan teyplerle kaydedilen korsan kasetlerle elden ele, yayılır Mirado’nun müziği.

Mirado, kendine has üslubuyla geleneksel Kürt müziğinin belleği olur. Düğünlerdeki coşkuyu sunan diloklarıyla Kürt tarihindeki beylerin kahramanlıklarını anlattığı “Şer”ler ve Kürtlerin yüreklerinde onulmaz yaralar açan ağıtları sunduğu “lawik”larıyla, Mirado, kendinden önceki birikimi tarzıyla bütünleştirip, halkın beğenisinde kendine has bir yer edinmeyi başarmış bir sanatçıdır.

Mirado’nun stüdyo yüzü görmemiş ev kayıtlarıyla oluşturulan albümlerinin sayısı 20’nin üzerindedir. Buna karşın, Mirado’nun albümleri hâlâ kötü ses kalitesiyle CD haline getirilip satılmakta, Kürt müziği açısından önem taşıyan bir sanatçıya gerekli ilgi ve saygı gösterilmemektedir.

Bugün Mirado’nun yaşamı, albümleri ve müzikal yönelimleriyle ilgili bilimsel çalışmalar yapılması, kayıtların stüdyo ortamında elden geçirilip yeniden yayımlanması, öncelikli görevler olarak düşünülmelidir.

Diljen Ronî’nin Mirado yorumu

Mirado’nun müziği ile ilgili söylenebilecek diğer ayrıntı ise, Kürt müzisyenlerin bu önemli kaynaktan yararlanma biçimleriyle ilgili bilgi verecek niteliktedir. Mirado’nin müziği, geleneksek Kürt müziği formundan, flamenkoya, rock ve caz’a kadar farklı müzikal formlarda sunulabilecek kadar geniş bir yelpazeyi bünyesinde barındıran orijinal bir müziktir. İyi bir dinleyici, birikimli bir müzisyen, Mirado’nun rübabıyla çaldığı kimi eserlerde, flamenkonun ritmik gitarlarını, elektro gitarın solosunu duyabilir. Sadece bu yönler bile, Mirado’nun hangi açılardan değerlendirilmesi gerektiğini belirtebilir.

Şuana kadar belirtilen yargılara bakılarak, hiçbir müzisyenin Mirado’nun eserlerinden yararlanmadığı sonucuna ulaşılmamalıdır. Farklı zamanlarda kimi Kürt müzisyenler bu zengin kaynağın farkına vardılar ve onun eserlerini albümlerinde kullandılar. Ciwan Hacao, Jan Axin ilk akla gelenlerden ikisini oluşturuyor. Her iki sanatçı da, Mirado’nun eserlerini kendi tarzlarıyla yoğurup dinleyiciye ulaştırdılar.

Birkaç hafta önce çıkan bir albüm, Mirado’nun müziğindeki farklı bir yönü de ortaya koydu. Diljen Ronî’nin “Çend Gotinên Evînê” adlı albümünde Mirado’nun iki eserine yer verilmiş. Seçilen eserler ile eserlerin sunumundaki müzikal altyapı gerçekten dikkat çekici. “Navê Keçikê” adlı eserin düzenlemelerinde Diljen, eserin coşkusunu başarılı bir şekilde sunuyor. Ancak vokalin bitiminin ardından değişen ritmin birdenbire “hipop”ı andıran bir altyapıya dönmesi Mirado’nun farklı bir eserindeki “anlatı” bölümünün kullanılmış olması, deyim yerindeyse Mirado’nun “rap” okuduğu izlenimi uyandırıyor.

Diljen Ronî’nin albümünde kullandığı “Awirên Esmeran” Mirado’nun ikinci eseri. Bu esrde yer yer rock, yer yer caz tınılarını bulmak mümkün. Diljen Ronî, Mirado’nun şarkılarındaki altduygu ile, müzikal çeşitliliği gerçekten çok iyi bir şekilde yakalamış.

Diljen Ronî’nin albümünü sadece Mirado’nun şarkılarına dayanması yönüyle sunmak, sanatçıya büyük haksızlık olacaktır. Çünkü albüm, sanatçının dingin söyleyişi, yumuşak ses rengiyle kendi dinleyici kitlesini oluşturacak gibi görünüyor. Diljen Ronî, albümü sadece geleneksel Kürt müziği üzerine kurmayarak, bugüne dair söyleyecek sözünün olduğunu ortaya koyuyor. Albümde yer alan 10 eserden beşinin söz ve müziğinin Diljen’e ait olması, sanatçının üretici yönünü de gösteriyor.

Albümde birde Seyithan Kızıl ile Diljen Ronî’nin imzasını taşıyan “Kanî” adlı enstrümantal bir eser bulunmakta. Bu eserin yakın bir zamanda, birçok filmin, belgeselin altyapısını oluşturacağını belirtmek abartı olmayacaktır. Çünkü akılda kalan etkileyici melodisi ve enstrümanların uyumuyla “Kanî”, Kürt müziğinde göz ardı edilen enstrümantal müzikte de nitelikli eserlerin üretilebildiğinin bir kanıtı durumunda.

Çend Gotinên Evînê”, krizden üretimsizliğe kadar bir çok farklı gerekçeyle durgunluk yaşayan müzik piyasasına canlılık katacak bir albüm. Yeter ki, albümün tınısı, dinleyiciyle buluşsun. Bu tını, dinleyiciyi kendine çekecektir.

Sinan GÜNDOĞAR / Tiroj Dergisi / Mart sayısı