Diljen Roni’den yeni klip

Erbil (Rûdaw) – Kürt sanatçı Diljen Roni “Dil Kuştiyê” adlı şarkıya klip çekti.

 

Diljen Roni, Kürtçe klasik (Klasîkên Kurdî) ezgilerini derlediği “Çile” albümüyle müzikseverlerin karşısına çıktı.

 

7 ezgiden oluşan Roni’nin üçüncü albümü “Kış” (Çile), Kürtçe ilk dijital albüm olma özelliğini taşıyor.

 

Albüm, yayınladığı mevsimden dolayı adını Kürtçe’de kış anlamına gelen “çile”den aldı.

 

Rûdaw’a konuşan Diljen Roni, yönetmenliğini üstlendiği klibi İstanbul’da çektiğini söyledi.

 

Klibin görüntü yönetmenliğini Serhat Ak’ın üstlendiğini belirten Roni, klipte Kürt oyuncu Bilal Bulur ve dansçı Serap Armağan’ın rol aldığını dile getirdi.

 

Albümde yer alan Cîgerxwîn’in “Dil Kuştiyê” şiiri, Kürt sanatçı Mihemed Şexo tarafından bestelendi.

 

Albüm KOM Müzik tarafından piyasa sürüldü.

 

Diljen Roni, daha önce sırasıyla Çend Gotinên Evînê (Aşka Dair Birkaç Söz) ve Du Demsal (İki Mevsim) isimli albümleri çıkarmıştı.

Diljen Ronî: Huner û bijîşkî her du jî derman in

Hunermendê Kurd Diljen Ronî li, aliyekî bijişkiyê dike li aliyê din jî stranan dibêje. Heftya raborî albûmeke wî “Klasîkên Kurdî” li ser platforêm dijîtal hate weşandin. Ew dibêje hem bijîşkî û hem hunermendî heman tiştin her du pîşe jî ji başiya rihê mirovan in.

Hunermendê Kurd Diljen Ronî di sala 1981an de li Cizîrê ji dayîk bûye. Di deh saliya xwe de ji ber sedemên siyasî tevî malbata xwe koçî Amedê dikin. Li Zankoya Wanê beşa TIPê dixwîne û di wê navê de jî li zankoyê komên muzîkê ava dikin û li kafe û baran stranan dibêjin. Piştî zanko bi dawî dibe Diljen Ronî dibe bijîşk û careke din vedigere Cizîrê û li vir hem helbestan dinivîse û staranan dibêje û hem jî bijîşkiyê dike. Piştî xebata 8 salên li Cizîrê, vê carê jî berê xwe dide Stenbolê û ev 5 sal in ku li vir dijî. Hunermendê Kurd Diljen Ronî heftaya raborî albûmek derxist li ser platforma dijîtal, bi navê “Klasîkên Kurdî” ku ji 7 stran pêk tê. Li gorî Diljen Ronî hem bijîşkî û hem jî mûzîk her du jî wek dermanê rihê mirovan in.

Hunermendê Kurd Diljen Ronî ji K24ê re wiha diaxive: “Ez dibêjim her du jî derman in. Diktorî jî derman e, huner jî derman e, dermanê dila ye dermanê rihê mirov e.”

Hunermendê Kurd yekem albûma xwe ya bi navê “Çend Gotinên Evîniyê” di 2008an de de derdixe û ew albûm di warê jiyana profesyonel ya muzîkê de pêşiya wî vedike. Di sala 2012an de jî albûma xwe ya duyemîn derdixe ya bi navê “Dû Demsal” ku bi milyonan Kurdî li wê albûma wî guhdarî kiriye. Li gorî Diljen Ronî di her warî de Kurdbûn, sedemek e ji bo derxistina zehmetiyan.

Diljen Ronî dibêje jî: “Ez dema biçim Diyarbekir Amedê, ez bêjim ez ê konserê bidim, cih tûneye, problemeke gelekî mezin e. Ji ber şertên Rewşa Awarta û ji ber Kurdîtiyê. Dema em diçin konsertekê didin dibêjin zimanê wê çiye? Ku em dibêjin konserta Kurdî ye hertişt tê guhertin.”

Li gorî Diljen Ronî divê hunermendên Kurd mûzîka Kurdistanê pêşvetir ve bibin. Ger muzîka rockê bê çêkirin divê şêwaz jî bi şêwaza rojavayî bê xwendin ne gêlêrî. Ciwan Haco di vî warî pêşiya wan vekiriye. Ew jî divê jê bi gavekê pêştir ve biçin.

Diljen Ronî got: “Em herdem aynî tiştî çêdikin. Muzîka rock çêdikin lê em xwendinê dîsa wek xwe dixwînin. Wek gelêrî dixwînin. Şêwe jî dev jî bi xwendina Rojavayî em naxwînin. Ez naxwazim bêjim starnên gelerî çênekin, çêkin lê divê êdî hest hevdû bigirin. Ji ber wê ez dibêjim, ev rexneyeke hem ji bo xwe dibêjim û ji bo hemû hunermendên Kurd dibêjim.”

Diljen Ronî di albûma” Klasîkên Kurdî” de enstûrmanên wek; Lafta, sazbûş, tenbûr, dîvan, dûdûk, mey, bendîr û erbane bikaranîne. Wî bi bikaranîna van enstûrmanan xwestiye taybetmendiya stranên klasîk ên Kurdî biparêze. Lê di albûka ku dê 3 meh bişûnde derxe, serdanpê şêwaza rojavayî û enstûrmanên li gor wê bikaraniye. Ew dibêje her hunrmendekî Kurd ji bo klasîk û muzîka rojava wek pirekê ye. Loma divê klasîk wek kalsîkan, starnên rojava jî wek rojavayî bên xwendin.

K24

Diljen Ronî: Meşhur olanı değil, bende etki yaratanı okudum

Şerif Karataş, Kürtçe müzik yapan Diljen Ronî ile Klasîkên Kurdî (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği Çile albümü üzerine konuştu.

 

Kürtçe müzik yapan Diljen Ronî, bu kez Klasîkên Kurdî (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği Çile albümüyle müzikseverlerin karşısına çıktı. Ronî’nin üçüncü albümü Çile, Kürtçe ilk dijital albüm olma özelliğini taşıyor. Albüm, yayınladığı mevsimden dolayı adını Kürtçe’de ‘kış’ anlamına  gelen “Çile”den aldı. Ronî, daha önce sırasıyla Çend Gotinên Evînê (Aşka Dair Birkaç Söz) ve Du Demsal (İki Mevsim) isimli albümleri çıkarmıştı.

İLK KEZ ZAZACA ŞARKI SESLENDİRDİ

Diljen Ronî ile son albümü Çile üzerine sohbet ettik. Ronî, çocukluğundan bu yana dinlediği ve zaman zaman söylediği klasik şarkıları albüme taşıma isteğiyle bu projenin ortayı çıktığını ifade etti. Albümde Dayê Dayê şarkısı dışında kalanlar ağırlıklı olarak aşk şarkılarından oluşuyor. Diljen Roni, dinleyicisinden gelen “Zazaca şarkı okuması” yönündeki taleplerden dolayı albümde ilk kez Zazaca şarkı olan Daye Daye’yi seslendirdiğini söyledi. “En meşhur olanı değil, bende etki yaratan şarkıları okudum.” diyen Ronî, albümde Ay Dil Dilo Lo, Dayê Dayê, Dil Kuştiyê, Dîlberam Dîlber, Dilo Ez Bimrim, Gulîzar ve Te Ez Kalkirim eserlerini kendi müzikal formlarıyla yorumladı.

ÇILE, KÜRTÇE İLK DİJİTAL ALBÜM

Günümüz teknolojisiyle CD albümü çıkarmanın artık gereksizleştiğini düşünen Ronî, “Çünkü, baskı bir etiketten öteye gitmiyor. Kom Müziğe ilk gittiğimde, albümü dijital basmak istediğimi söyledim. Onlar da bunu olumlu karşıladılar.  Çile, Kürtçe ilk dijital albüm oldu. İlkler bizim olsun” dedi.  Son dönemlerde internet üzerinde beli başlı sitelerin yaptığı uygulamalarla korsan yayının önüne geçildiğini anlatan Ronî, sanatçıya cüzi de olsa telif ödemek zorunda olduklarını belirtti ve bunu olumlu gördüğünü söyledi.

‘DENİZE BAKINCA HİS OLARAK OKUYAMIYORUM’

Ronî, öğrencilik dönemi dahil olmak üzere yaşamının büyük çoğunluğunu bölgede geçirdi. Birkaç yıldır ise yaşamını İstanbul’da devam ettiriyor. Ronî, coğrafya değişikliğinin müzikal çalışmalarına etkisine ilişkin “Yeni bir albüm yaptım. Modern bir albüm, o albümü dinlediğiniz zaman, İstanbul’un etkisini görebilirsiniz. Cizre’deyken gözümü açtığım zaman, her şey Kürtçe… İstanbul’a bakınca öyle mi? Değil. Denize bakınca “Ay dil dilo” şarkısını his olarak okuyamıyorum. Daha farklı bir duygu ve hisse kapılıyorsun. Tabi bu iyi, bu kötü anlamında söylemiyorum. Coğrafyanın bir insanın duygusuna, düşüncesine ve müziğine olan etkisinden bahsediyorum. İkisi de güzel şey.”

DENGBEJLER ÖNEMLİ

Dengbejlerin Kürt kültürüne olan katkılarına vurgu yapan Diljen Ronî, yapılan yanlışlara, kavram kargaşasına dikkat çekerek, “Biz Kürt müziği yapmıyoruz. Biz dünyanın kabul ettiği bir tarzı kendi ana dilimizde okuyoruz. Bu kavramın iyi oturması lazım.” dedi. Ronî, bunun için hem Kürtçe müzik yapanlara hem de Kürtçe müzik dinleyicilerine önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü ifade etti.

OHAL DUBLE ALBÜM YAPTIRDI!

Diljen Ronî, sohbetimiz sırasında alternatif ve Kürtçe müzik yapan sanatçıların karşılaştıkları zorluklardan bahsetti. Özellikle OHAL döneminde çıkan KHK’lerle ülkenin yönetildiğini aktaran Ronî, bu nedenlerle dinleyicilerle buluşmakta zorluk çektiklerini belirtti. Ronî, bölgedeki belediyelere atanan kayyımları hatırlatarak şunları ifade etti: “Diyarbakır’ın ortasında bazı mekanlarda yer bulamıyoruz. Mekan sahipleri ‘Kürtçe söylüyoruz’ diye yer vermiyorlar. O mekanlar bizim kültürümüz üzerinden milyonlarca lira para kazanan mekanlar. Onun dışında korku da var. Merak ettim, şarkılarımın dinlenme oranına baktım. Çözüm sürecinde patlama yapmış. İki-üç kat. Çözüm sürecinin bitmesinden sonra büyük bir düşüş olmuş. Eminim bu sadece benimle alakalı değil. Kürtçe müziğin yaşadığı bir sorun. İnsanlar dinlediği müziği sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmaya korkar hale gelmiş. Çok sayıda kanalımız vardı. Onlar kapatıldı. İnternet siteleri, gazeteler kapatıldı. Bu yaşananlar bizlere büyük darbeler vurdu.”

Bütün baskıya karşın bu sürecin Kürtçe müziğe yeni bir soluk getirebileceğini söyleyen Ronî “Belki bir albüm yapacaktık. Ama iki albüm yaptım. OHAL bende duble albüm yaptı” dedi.

Kom Müzik’ten ilk Kürtçe dijital albüm Botan’dan Dêrsim’e Kürt klasiği ‘ÇILE’

Bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor

Barış Barıştıran/İstanbul

Hem doktor hem de müzisyen kimliğiyle Kürt müziğine pop-rock tarzıyla farklı bir soluk katan Diljen Ronî ile Kürt klasiklerinden (Klasîkên Kurdî) oluşan ‘Çile’ albümünü ve sanat hayatını konuştuk.

Dinleyicileriniz elbette kim olduğunuzu biliyordur. Bilmeyenler için soralım. Diljen Ronî kimdir, kısaca tanıyabilir miyiz?

Bu soruyu en başta Cizreli bir Kürdüm diyerek cevaplayabilirim. 1981 yılında Cizre’de doğdum. Kimlik ve kültürel olarak bir Botanlıyım. Doktor ve müzisyenim. 12 yaşıma kadar Cizre’de yaşadım. 90’lı yıllarda Amed’e göç ettik. Coğrafyamızdaki temel eksikliklerin başında gelen sağlık ve sanat alanında kendimi geliştirmeye çalıştım. Hem tıp okudum hem de sanatla ilgilendim. Okulu bitirdikten sonra 8 yıl Cizre’de görevimi yaptım. Cizre’de sağlık alanında ufak da olsa elimden geleni yapmaya çalıştım. Sonra İstanbul’a yerleştim. Hem sanat faaliyetlerimi hem de doktorluğumu burada yapmaktayım.

Peki müzik tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bizim gibi yarısı Doğulu yarısı Batılı insanların karmaşası da olur elbette. Doğduğun yerin duygularını, hislerini anlatırken de karmaşayı yansıtıyorsun. Bu karmaşık hal, müziğime de tesir ediyor ister istemez. Kendi tarzımı pop-rock olarak tanımlıyorum. Reggy de okudum, klasik müziği de okudum.

Müziğinizin kaynağı ne, neyden besleniyorsunuz?

Coğrafyanızın, yaşamınızın hangi yönü eserlerinize kaynak oluşturmakta? Ben yazarken ve bestelerken başımdan geçenleri, yaşadıklarımı, hissettiklerimi yazmaya başlıyorum. Bunu yazarken de yaşıyorum. Ya da başımdan geçenleri yazıyorum. Yaşam kesitlerimi toplumsal olaylardan etkilenip yazıyorum ve besteliyorum. Coğrafyadan kaynaklı duyguların yaşam biçimi farklılık gösteriyor ama ikisi de gerçektir. Cizre’de Cudi Dağı’na bakıp İstanbul’da denize bakmanın duygu yansıması farklılık gösteriyor elbette.

Üretimlerinizin dinleyicilere doğru ulaştığına emin misiniz?

Bunu düşündünüz mü? Bizim ezberlerimiz vardır, bunun dışına çıkamıyoruz. Hem dinleyicilerde hem de müzisyenlerde var bu, kalıbı kıramıyoruz. Elimizin altındakileri seviyoruz. Ama internetin yayılmasıyla birlikte Cizre’de oturan bir genç, Pink Floyd dinleyebilir hale geldi. Bu durum, Kürt müziği için de geçerli. Dünyanın bir ucunda yaşayan herhangi biri de Kürtçeyle, Kürt müziğiyle ya da dengbêjlik geleneği ve kültürü ile buluşabiliyor. Ayrıca müzisyenler dinleyicilere üretimlerini sunarken hislerini ortaya koyar ve kendilerini yansıtırlar. İnsanlar bunu ne derece kabul eder, bu ne kadar özümsenir bilemiyorum tabi.

Sanat insanların istekleri üzerine mi yoksa sanatçının istekleri üzerine mi icra edilmeli?

Ben kendimi ortaya koyuyorum. Dinleyici özümserse alıyor, özümsemezse almıyor. Ne derece ulaşabiliyoruz bu konu ayrı tabi, çünkü bir pazarımız yok, sorunlarımız çok. Bizde başka ülkelerde olduğu kadar müzik pazarı yok. Bu yüzden çarkımızı döndürmekte zorlanıyoruz. Ekonomik döngüyü sağlamak çok zor, yeni üretimlere katkı sağlayan bir sistemimiz yok.

Burada dinleyicilere de pay düşüyor sanırım. Kürtçe müzik dinleyicisi bilinçsiz ve yetersiz mi kalıyor sanatçıya katkı sağlama konusunda?

Bilinçsiz değil fakat Kürtçe müzik dinleyicisi farklı tarzlara çok açık değil, kolay ulaşabildiğine yöneliyor. Türk arabesk kültüründen fazlasıyla etkileniyor, daha yakın duruyor. Yani bizden olmayana daha bir meraklı.

Yazılı Kürt edebiyatının merkezi olan bir coğrafyada doğdunuz, büyüdünüz. Doğduğunuz coğrafya sizi ve müziğinizi nasıl etkiledi?

Dediğim gibi bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor. Benim çocukluğum dengbêjlerle geçti, Kürt şarkılarıyla büyüdüm. Dinlediğim şarkılar benim üzerimde etkili bir gerçeklikte hâlâ duruyor ve bu eserleri okumak istedim, tarzım olmadığı halde.

Müziğinizi yaratırken kimlerden etkilendiniz?

Ciwan Haco, Mehmet Arifî Cizrawî, Mihemmed Şêxo, Miradê Kinê’den etkilendim. Pink Floyd, Leonard Cohen’den… Kırsal köy yaşamından çıkıp şehir yaşamına geçiyorsunuz. Bu geçişten her anlamda etkileniyorsunuz ve bu değişimi çok rahat görebiliyorsunuz.

Aşık Veysel’in ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ eserinin melodisine Kürtçe sözler yazılan bir şarkıyı okumuşsunuz, neyin sonucu bu?

Aslında bahsettiğimiz etkileşimin sonucu bu, artık hemen internet üzerinden bu şekilde kaynaşıyor. v10 yılda 3 albümünüz yayınlandı, albümlerin konsepti ve tarzı konusunda nasıl hareket ediyorsunuz, belirleyici olan nedir? İnsan ilk yaptığı albümdeki eksiklerine bakarak, üstüne koyarak ikinci, üçüncü albümü yapmaya karar veriyor, daha iyisini yapacağını düşünerek. Ben ilk iki albümde de klasik ezgilerle modern ezgileri bir arada toparlayıp sundum. Bunun bir amacı vardı aslında, ama sonra bunların ayrı ayrı olması gerektiğini düşündüm ve üçüncü albümde bunları birbirinden ayırmak istedim. Klasik bir albüm yaptım. Bir dönem biz Kürt müzisyenlerinin bir görevi vardı, köprü görevi görmek gibi. Doğu batı sentezi yapabilmenin gerekliliğini hissediyorduk, bunu artık geçtiğimizi düşünüyorum. Bu yüzden de bu iki tarzın birbirinden ayrı olması gerektiğine inandım. Çünkü o köprü görevi bitti, sebebi de artık herkes her şeye hızlıca ulaşabiliyor ve biz aynı şeyleri sunarsak insanlara, ilerleyemeyiz. Yaptığımız müzik, dünyanın bir ucundan bir ucuna herkesin ulaşabileceği bir hale geldi.

Yeni albümünüzü konuşalım. Mevsime de uygun “Çile” ismi kullanıldı. Dinleyiciler bu albümde neyi bulacak?

Yeni albümümüzde bir ilki yaptık. İlk Kürtçe dijital albümü yapmaya karar verdik. Albümde Aram Tîgran’dan Mihemed Şêxo’ya, Cegerxwîn’in şiirlerinden Erivan’a, Erivan’dan Botan’a, Botan’dan Dêrsim yöresine ait birçok Kürt klasik eserlerini yorumladım. Ayrıca Kirmançkî bir eser olan Dayê Dayê eserini yorumladım. Müzikleri doğal melodilerinde tutarak, kendi tarzımla okumaya çalıştım. Ayrıca bu albümden hemen sonra yeni bir albümüm yayınlanacak. O da hazır, çalışmaları bitti. İki albümün farkı; biri Kürt klasikleri dediğim çocukluk şarkılarımdan oluşan, hepimizin bildiği ve duyduğu şarkıları bu albümde aranje edip yayınladık. Diğeri ise modern, benim tarzımı yansıtan ve kendi bestelerimden oluşan pop-rock bir albüm olacak. Kom Müzik ile ortaklaşa verdiğimiz bir karardı, bunu da bu şekilde planladık.

Ürettiğiniz eserlere baktığımızda, sizi tarz ya da tema olarak yansıtan eserleri görüyoruz. Bunun yanında Kürt halk ezgileri de var. Bir kimlik yakalamış durumdasınız, ancak Kürt sanatçılarının eksikliği olan görsel yetersizlik durumu sizde de yaşanmakta. Var mı bu duruma ilişkin bir planlamanız?

Bunu ilk başta ben de çok istemedim ancak Kürt müzisyenleri için albüm yapmak ve bunu sunmak ekonomik külfet demek. Ürettiğin müziği görselle bütünleştirmek, esere klip çekmek ya da albümün reklamını yapmak para gerektirir. Bunun için bir döngüye ihtiyaç vardır. Bir döngü olmadığı için ancak bunları kendi imkânlarımızla yapmaya çalışıyoruz fakat bu da yetmiyor. Zaten bugüne kadar yaptığım işleri de kendi imkânlarımla yaptım, koşullarını da ben oluşturdum.

Kürt müziğinde çıtayı yükselten isimlerden birisiniz. Bu üzerinizdeki sorumluluğu da arttırıyor. Konuştuğumuz eksikliklerin çözümüne dönük bir projeniz var mı?

Bir çark oluşturulabilmeli, beklentilere cevap olabilmek adına. Bir üretimin kalitesini yükseltmek gerekiyor, maalesef geri dönüşü de olmuyor. Yani albümü yapmak için bireysel birikimleri kullanmak zorunda kalıyoruz.

Kürt müziği ne durumda sizce, evrensel müzik normlarını yakaladı mı?

Yaptığımız müzik çok iyi ama bunu sunmak, tanıtmak ve pazarlamakta bir sorunumuz var maalesef. Kendimizi anlatmak gibi bir sorunumuz var. Sosyal medyada dinlenen şarkılara baktığımızda, zaten bu durumu dünya müziği standartlarına bakarak görebiliyorsunuz. Bir uçurum var, bu farkların sebebi biziz. Yani ya biz halk olarak kendi müziğimizi dinlemiyoruz ya da sunamıyoruz.

Bu durum biraz farklı da yorumlanabilir. Yılların türküleri bir dizide yayınlanınca birden milyonlara ulaşıyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir sunum sorunu, yani nasıl sunarsak öyle ulaşır. Fakat biz pazarlamayı bilmiyoruz. vBazı Kürtçe eserleri Kürt sanatçılar da yabancı sanatçılar da yorumluyor. Ve bunların sosyal medyadaki izlenme ve dinleme oranlarına baktığımızda ciddi bir fark olduğunu görüyoruz. Yabancı müzisyenlerin yorumladığı eserler daha çok dinleniyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Biz kendi müziğimizle, kendi dilimizle duygulanmadığımız için bunları yaşamaktayız. Maalesef bizden olan bizim ilgimizi çekmemekte.

Müzikle ilgilenirken bir yandan da doktorluk yapıyorsunuz. Bu durum müzik hayatınızı nasıl etkiliyor?

İkisini birbirinden ayırmıyorum, benim için birbirini tamamlıyor. Doktorlukla insanları iyileştiriyorsun, sanatla da hem kendimi hem de dinleyicilerimi iyileştiriyorum. Böyle düşünüyorum, iyi geldiğini hissediyorum. Müzik, hayatımın bir parçası, doktorluk ise mesleğim. İkisi de gücümün el verdiği sürece birlikte devam edecek.

Benim dengbêjim Cizrawî’dir

Her Kürdün bir dengbêji vardır. Sevdiği, dinlediği, çocukluktaki anılarıyla bütünleştirdiği bir dengbêj. Sizin dengbêjiniz kim?

Biz arada kalmış bir kuşağız. Dengbêjlikten çok, yönümüzü batı modern müziğine dönmüş durumdayız. Ama ben Botanlıyım. Benim coğrafyamda sürekli dinlediğim dengbêj Mihemed Arifî Cizrawî’dir. Civatlarda dengbêjler söyleyince dinlerim. Sadece dinlerim, ben ancak dinleyicisi olabilirim, söyleyemem. Bizim çocukluğumuzda, köyümüzde de (Gundê Şaxê) düğünlerde bir ekip gelip damadın başında söylerdi, diğer bir grup da çevirirdi. Yani böylesi bir geleneğimiz var, tabi ki dengbêjlik önemlidir. Kürt klasiklerini buluşturdum ÇILE (Klasîkên Kurdî) Kürt klasikleri albümünde Ay Dil Dilo Lo, Dayê Dayê, Dil Kuştiyê, Dîlberam Dîlber, Dilo Ez Bimrim, Gulîzar, Te Ez Kalkirim eserlerini kendi müzikal formlarımla yorumladım.

Son olarak neler söylemek istersiniz okurlarımıza ve dinleyicilerinize?

Kürt kültürüne ve müziğine sahip çıkılmalı. Özellikle sosyal medya yoluyla paylaşmalı ve yaygınlaştırmalı. Ancak paylaştıkça çoğalır ve birlik oluruz. Dilimizi öğrenmeye, öğretmeye çalışacağız. Söylediğim gibi Kürtçe müziği dinleyip bir duyguya, bir hisse kapılamıyorsak, bir anlamı yoktur. Bunun için de bütünleşmek gerekir. Üretileni defalarca dinleyip ne dediğini anlamalıyız ki, ancak o zaman ulaşırız Kürt kültürünün köklerine…

Diljen Ronî ‘Çile’ ile geldi

Yeni Özgür Politika / Kürt müziğinin sevilen isimlerinden Diljen Ronî, klasik Kürtçe ezgileri derlediği ‘Çile’ albümüyle sevenleriyle buluştu. Çile, Diljen Ronî’nin ‘Kürt müziğinin yapı taşları’ olan şarkılardan oluşturduğu bir albüm, Kürtçe’de “Çile”, Türkçe’de “Kara Kış- Ocak ayı” anlamına geliyor.

 

Kürt müziğinin sevilen isimlerinden Diljen Ronî, klasik Kürtçe ezgileri derlediği ‘Çile’ albümüyle sevenleriyle buluştu.  Çile, Diljen Ronî’nin ‘Kürt müziğinin yapı taşları’ olan şarkılardan oluşturduğu bir albüm, Kürtçe’de “Çile”, Türkçe’de “Kara Kış- Ocak ayı” anlamına geliyor.

Aşk şarkılarının ağırlıkta olduğu albüm, klasik Kürtçe şarkılardan oluşuyor.

Ronî, yoğun geçen hekimlik hayatında nefes alacak bir alan olarak gördüğü müziğe hiç ara vermez. İkinci albümden sonra hemen yeni bir albüm yapmaz ama hemen her günü müzikle iç içe geçer. Yeni enstrümanlar çalabilmek için kurslara gider, söz yazıp besteler yapar. İkinci albümden yaklaşık 5 yıl sonra digital platformlarda yayınlanan yeni albümü Çile ile sevenleriyle buluştu.

Farklı tarzların sanatçısı

1981 Cizre’de doğan Diljen Ronî, sanatını serihildanların olduğu döneme denk gelen çocukluğundan beri icra ediyor.

Aşka dair satırları müzikle birleşmeye başlayınca üniversite yıllarında atılan utangaç küçük adımlar onu İstanbul’da bir yapımcıya götürecek kanatlara dönüşür. İlk olarak  ‘Çend Gotinen Evine’ albümü gelir. Ardından ikinci albümü ‘Du Demsal’ ile müzik piyasasında kalıcı olduğunu kanıtlar.

Ronî, Kürt müziğinde farklı tarzlar denemekten de çekinmez. İkinci albümünde reggae deneyen Ronî, Kürt edebiyatında iz bırakan şairlerin eserlerini besteler. Sanat anlayışı Batı’ya dönük olsa da Ronî, modern müziğini klasik Kürt müziği ve sanatından besler.

İSTANBUL

Diljen Ronî’nin Çile albümü çıktı

Evrensel Gazetesi / Kürt müziğinin sevilen isimlerinden Diljen Ronî, klasik Kürtçe ezgileri derlediği Çile albümüyle sevenleriyle buluştu.

 

Çile,  Diljen Ronî’nin ‘Kürt müziğinin yapı taşları’ olan şarkılardan oluşturduğu bir albüm.

Kürtçe’de “Çile”, Türkçe’de “Kara Kış- Ocak ayı” anlamına geliyor.

Aşk şarkılarının ağırlıkta olduğu albüm, klasik Kürtçe şarkılardan oluşuyor.

Ronî, yoğun geçen hekimlik hayatında nefes alacak bir alan olarak gördüğü müziğe hiç ara vermez. İkinci albümden sonra hemen yeni bir albüm yapmaz ama hemen her günü müzikle iç içe geçer. Yeni enstrümanlar çalabilmek için kurslara gider, söz yazıp besteler yapar. İkinci albümden yaklaşık 5 yıl sonra digital platformlarda yayınlanan yeni albümü Çile ile sevenleriyle buluştu.

Albümü dinlemek için tıklayın.

DİLJEN RONÎ KİMDİR?

Diljen Ronî, 1981 Cizre doğumlu. Sanatını bölgenin en karışık olduğu döneme denk gelen çocukluğundan beri icra ediyor. Diljen Ronî, derin duygu dünyası sebebiyle sanatı, insancıl kişiliğiyle de doktorluğu meslek edinmiştir. Ona ‘hangisi sensin’ diye sorsanız iki kimliğinden de farklı şekilde beslendiğini söyler. İnsana dair her şey ‘Diljen Ronî’nin yansıması’ olur.

Aşka dair satırları müzikle birleşmeye başlayınca üniversite yıllarında atılan utangaç küçük adımlar onu İstanbul’da bir yapımcıya götürecek kanatlara dönüşür. İlk olarak  ‘Çend Gotinen Evine’albümü gelir. Ardından ikinci albümü ‘Du Demsal’ ile müzik piyasasında kalıcı olduğunu kanıtlar. Ronî, Kürt müziğinde farklı tarzlar denemekten de çekinmez. İkinci albümünde reggae deneyen Ronî, Kürt toplumunda iz bırakan şairlerin şiirlerini de besteler. Sanat anlayışı Batı’ya dönük olsa da Diljen Ronî, modern müziğini klasik Kürt müziği ve sanatından besler. Sanatçıyı ‘kültür elçisi’ olarak gören Diljen Ronî ‘dilini’ yaşatmayı, tarih ve kültür mirasını gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlar. Gayesi, kültür deryasında bir damla olmaktır. (İstanbulEVRENSEL)

Kürt müziğinin sevilen ismi Diljen Ronî’nin beklenen albümü “ÇILE” çıktı

Gazetelink.com / Kürt müziğinin sevilen ismi Diljen RONÎ, Klasik Kürtçe şarkıları derlediği “ÇILE” albümüyle sevenleriyle buluştu.

Kürtçe adı ‘Çile’ olan albüm, “Kara Kış- Ocak ayı” anlamına geliyor. Çile,  Diljen Ronî’nin ‘Kürt müziğinin yapı taşları’ olan şarkılardan oluşturduğu bir albüm.

Diljen Ronî, sanat hayatına başlarken seslendirdiği şarkıları bir albümde toplamış. Ancak, daha önce seslendirmediği şarkılardan da seçerek sevenlerine sürpriz yapmış.

Albümde yüksek dozda duygusallık içeren şarkıların olduğunu ve aşk acısı ile birlikte insani derinden etkileyeceğinin uyarısını yapalım.

Diljen Ronî, Klasik Kürtçe şarkılardan oluşan Çile albümü henüz yayınlamış olmasına rağmen, modern formatlı bir albümün de hazır olduğunu; o albümün de yakında müzik marketlerdeki yerini alacağının müjdesini veriyor.

Albümün ilk yayınlanan videosu:

Diljen Ronî: Müzisyenler kendini gözden geçirmeli

Müzisyen Diljen Ronî, Kürd müziğinin yüzyılın hala gerisinde olduğunu belirterek, müzisyenlerin önce kendini gözden geçirmesi gerektiğini söylüyor.

 

Mustafa Ergün

IMPNews- Müzisyen Diljen Ronî’nin müziğe ilgisi çocuk yaşlarda, henüz 11-12 yaşlarında iken başlamış. Fakat belki de pek çok kişinin henüz başlamadan heveslerinin kırılmasına neden olan ekonomik nedenlerden dolayı Ronî de müzik yolculuğuna geç başlamış. İnce eleyip sık dokuyan biri Diljen Ronî. Müziğinde hemen göze çarpıyor bu özelliği. “Bu ömre kaç albüm daha sığdırabilirim bilemiyorum” diyor ve ekliyor, “Çok fazla tüketmek de istemiyorum. Her şey tane tane ve profesyonel olsun istiyorum.” Ronî, geleneksel Kürd tınıları ile batı müziğini başarılı bir şekilde harmanlayan usta ellerden biri. Bir insan hangi dilde âşık olursa, o dilin sanatına ilgi göstereceğini söylüyor Ronî ve “çoğumuz artık resmi dille aşk yaşıyoruz” diye ekliyor.

Müzisyen Diljen Ronî ile müziği ve müziğini konuştuk.

-Müzikte özgün bir tarz yarattınız ve şarkılarınız duyulduğunda imzanız kendini hemen ele veriyor. Diljen Ronî müziği nasıl oluştu?

Öncelikle bizim coğrafyada yaşayan herkesin az çok anlayabildiği ve birebir yaşadığı bazı acılar var. Belki bu acılar, yokluk ve imkânsızlıklar benim müzikal kimliğime yansıdı. Her zaman yüreğimden gelen ezgileri sözlerle harmanlayarak o anın duygusuyla şarkı yaptım ve bunları kaydettim. Şarkılarımda hep bir hüzün vardır. Ben de bu hüznü seviyorum. Melankoli değil, ruhun arınması gibi düşünebiliriz. Bir yandan Cizre-Botan gelenekleri bir yandan da modern batı tınıları. İkisi arasında gidip gelmekteydim. Özellikle ilk albümümde bunun yansımalarını görebilirsiniz. Aslında ikinci albümde de bu harman var. Bir yandan çocukluğumun geleneksel melodileri bir yandan batıdan gelen saksafon ve elektro-gitar ezgileri. İkisi bende bir bütün oldu. Awirên Esmeran şarkısı buna bence en iyi örnektir.

-Kürd müziğinde son yıllarda bir durgunluk olduğu göze çarpıyor, sizce de öyle mi, neden?

Kürdçe yapılan bir müziğin siyasal gelişmelerden etkilenmesi oldukça normaldir. Kürd coğrafyasında yüzyıllardır süregelen savaşlar, çatışmalar, yasaklar hepsinin ayrı ayrı etkisi vardır. Ama en etkilisi belki de asimilasyondur. Bir insan âşık olduğunda hangi dille âşık olur ya da aşkını nasıl ifade eder? Kendi anadili ile mi yoksa yaşadığı ülkenin resmi dili ile mi? Bu sorunun cevabı müzik kalitesini, gelişimini etkiler. Çoğumuz artık resmi dille aşk yaşıyoruz. Bir müziğin gelişmesi için dinlenilmesi ve dinlenirken anlaşılması ve paylaşılması gereklidir. Duygularımıza da cevap vermelidir elbette. Ana damarlardan bir tanesi bu sorunlardan dolayı yeterince ilgi görmüyor ve hak ettiği noktaya ulaşamıyor.

-Sanırım siyasetin de bununla ilgisi var, yanılıyor muyum?

Siyasal gündem de diğer bir sorun. Bir yerlerde bombalar patlıyorken kimse müziği konuşmaz, müzik yapamaz. Yapsa bile ya siyasi olacak ya da yoğun bir karalama eleştiriye maruz kalacaksınız. Bu da müzik gelişiminin önünde bir engel. Bu durgunluğu buna bağlamak da mümkün. Son bir yönü var ki o da ekonomik nedenler. Kürdçe müzik piyasasının ele avuca sığacak bir pazarının olmamasıdır. Konser alanı mesela. Hep siyasi mitinglerde ya da Newroz alanlarında buluşabiliyor sanatçı ile halk. Bununla ilgili haklı bir sürü gerekçe var elbette. Ama Çözüm Süreci boyunca da aynı tıkanıklık vardı bu da bir gerçek. Gerçek şu ki siyasi süreç her zaman sanattan önce geliyor. Fakat sanatın aynı zamanda iyi bir eğitim aracı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Siyasi parçalar yapmayan, halay tarzı söylemeyen bir sanatçının siyasi mitinglerde halkla buluşma olasılığı çok düşük. Biraz daha farklı tarzda müzik yapanlar maalesef ki küçük salonlara, barlara mahkûm ediliyor. Bizi dinleyen kitlenin hepsi bar ortamından hoşlananlardan oluşmuyor ki. Bu durumda onlara ulaşmakta zorluk çekiyoruz ve haklı hayran serzenişleri oluyor maalesef.

-Bir müzisyen blues bir albüm yaptıktan sonra ikinci albümü yapma olasılığı var mı? Ya da şöyle söyleyeyim, bir müzisyen arabesk veya politik bir albüm çıkarttığı zaman ikinci bir albüm çıkarma olasılığı var mıdır?

Bizim sanırım artık gökkuşağı renklerini görmemiz ve onlara daha fazla alan açmamız gerekiyor. Siyah beyaz bir müzik mantalitesi olmamalı.

-Müzikal gelişimin önündeki engeller neler sizce?

En büyük engel biz müzisyenleriz. Gerisi önemli değil. Biz kendimizi belli kalıplardan kurtaramadık ki farklı şeyler sunamadık ki insanların müzik zevki de gelişsin. Kolaycılık yapıyoruz ve alışılagelen, beğenisi garanti olan müziği sunuyoruz. Aslında tekrara düşmek bu.

-Günümüz müziği Dengbêjlikten ne kadar istifade edebiliyor? Dengbêjlikle modern müzik harmanlabiliyor mu?

Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Önümüzdeki albümde de bazı denemelerim olacak. Özünü bozmayacak şekilde bazı çalışmalarım olacak. Bu ezgilerin insanların acılarını sarmasını ve onlara bir merhem olmasını umuyorum. Dengbêjlik bence hala gerekli araştırmalara ve çalışmalara yer etmiş değildir. Bazı çalışmalar oldu beğeniyle takip ediyorum. Örneğin, Mizgin Tahir Senfonisi… Görüyoruz ki her şarkı güzel düzenlemelerle tekrar hayat bulabilir.

-Çözüm Süreci’yle yaşanan iyileşme son bir yılda yerini yeni acılara bıraktı. Kürd müziği de toplumsal olaylara göre rotasını çizdi bu zamana kadar. Müzik bu süreçten nasıl etkilendi veya etkileniyor?

Elbette kötü etkilendik. Hepimiz… İnsanlar öldü. Yerler, yurtlar yıkıldı. Yerle bir oldu. Yürekler kırıldı, bu ortamda aşk müziği konuşmak hakaret gibi gelir insana. Daha çok siyaset, daha çok marş dinlenilir böyle durumlarda. Etkilenim bu yönde oluyor. Ama benim gibi ruhunu aşkla bütünleştiren müzisyenler için bu dezavantaj. Bence en kötü günümüzde aşka sarılmalıyız. Aşk hiçbir zaman bitmeyen bir şiirdir.

-Halkın gözü Rojava ve Güney’deki gelişmelerde. Kürd müziği bu tempoya ayak uydurabildi mi ya da ayak uyduruyor mu sizce?

Tabi ki orada yaşanan gelişmeler önemli. Resmi olarak dünyaca tanınmak millet olarak büyük bir kazanım olur. Bu gelişmelerin Kürdçe müziğin önünü sonuna kadar açacağını düşünüyorum. Ama müziğimiz yüzyılın hala gerisinde. Biz müzisyenler önce kendimizi gözden geçirmeliyiz.

-Müzisyenlerin sanat üretimleri bir yana, sanat üretimleriyle hayatlarını idame ettirmede de sorunlar yaşadığı biliniyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda şanslı olanlardanım çünkü geçimimi müzikle yapmıyorum. Bu konuyu en iyi anlayacak kişi müzikten geçinimini sağlayan müzik emekçileridir. Sorunlar dağ gibi. Bir pazar yok, konser yok, albüm satışları yok, dijital ortamlardan ufak tefek kazançların dışında barlardan, düğünlerden para kazanmak zorunda olan birçok müzisyen var. Ve bir de onları barlarda çıktıkları için eleştiriyoruz. Ama düğünlere çıkanları eleştirmiyoruz. Böyle bir kaos var.

-Önümüzdeki günlerde neler yapıyorsunuz? Yeni çalışmalarınız var mı?

Anlatmak istediğim çok şey var aslında. Sanırım buna pek zamanım olmayacak. Bu ömre kaç albüm daha sığdırabilirim bilemiyorum. Çok fazla tüketmek de istemiyorum. Her şey tane tane ve profesyonel olsun istiyorum. 3. albümüm için repertuar oluşturuyorum ama henüz istediğim noktada değil. Kesinlikle albümümde olmalı diyebileceğim bazı bestelerim olmasına rağmen.

Bugünlerde gelişimim için bazı dersler alıyorum müzikal anlamda. Bu derslerin de albümüme olumlu yansıyacağını düşünüyorum. Yakın bir tarihte bir projem yok ama bunda bazı engeller var tabi. Ekonomik sorunlar en başta olmak üzere, bu dönemde müzik piyasasının düştüğü durumu da göz ardı etmiyorum. Sürecin, yeni bir bahar iklimi koşullarında daha iyi olacağını düşünüyorum. Umutla bekliyorum. Önce içinde bulunduğumuz şu kaos ortamından biraz olsun silkinip çıkalım ki halkımız müziğimize kulak verebilsin. Her şeyin güzel olacağına dair umudumuzu kaybetmeyelim.

(M.E)

Diljen Roni: Müzik bilginin yoludur

Cizre’de 1981 yılında gözlerini hayata gözlerini açan ve her kürdün makûs kaderi diyebileceğimiz göçten nasibini alarak Diyarbakır’a yerleşen Roni, hem doktorluk mesleğini hem de müzisyenliğini bir arada yürütüyor.

 

Mehmet Kan

IMPNews/ Diyarbakır – Kürd müziğine dair müzik eleştirmenleri ve dinleyicilerin müzikal kalite konusunda hemfikir oldukları temel sorunsal, özellikle de Kürdistan’da savaşlı yılların son bulmasıyla birlikte ‘fason üretim’ ve kalital düşüş şeklinde. Hem enformasyonel gelişmeler ve hem de yasakların son bulmasıyla birlikte Kürd müziği piyasasında canhıraşane bir hareketlilik görmek mümkün. Lakin bunun yanında bu güne kadar Kürd müziğini sırtlamış grup ve isimlerde ise bir durgunluk ve sabitlik olduğunu söylemek mümkün. Müzik eleştirmeni Nail Dilmener’in deyimiyle Kürd müziğinde Ümit Besen’den geçilmiyor. Bu disiplinle ilgili umut veren ve müzikseverleri mutlu eden önemli bir durum da yok değil elbette. Bu fason üretimin özellikle sosyal medya aracılığıyla duman attırdığı bir ortamda, kendi köşelerinde kafa patlatan, Kürd müziğinin arkaik kodlarına, dengbêjlik geleneğine ve kendi mayasıyla dünya müziği içinde var olmayı dert edinen, bunun için de bir çok aktüel tartışmanın dışında kalarak ontolojisini müzikle vuruşturan isimler de çıkıyor. İşte bunlardan biri de kuşkusuz ki ‘Kürd müziğinin pamuk telli gitarı’ Diljen Roni. Kürd müziğinde bir mihenk taşı olan bir başka lokasyon ise cerrahi… okurlarımız ne alakası var diyecektir muhtemelen ama Kürd müziğinde ismi altın harflerle yazılmış cerrahların, yani tıp doktorlarının mesleki obsesyonlarını müzikte de konuşturdukları bir ‘iç kanama’ da var Kürd müziğinde. Bu ‘iç kanama’ kuşkusuz müziği içeriden besleyen sağlam bir damar oluyor. Örneğin Koma Amed. Bilindiği gibi Koma Amed’in Kürd müziğindeki yeri, çıtası, estetik ve müzikal kalitesi, toplumsal kan dolaşımının harmanını ezgilerde attırdığı gerçeği herkesin, hepimizin kursağında kalakaldı. Üyelerinin çoğu cerrahtı ve müziğin cerrahları olarak Kürd müzik tarihinin en değerli sayfalarından birine adlarını yazdırdılar. Bu cerrahi damardan geliyor işte Diljen Roni de…

Hangi Kürd müzisyene mikrofon uzatsanız il cümlesinin ‘entegrasyon’ yani dengbêjlik çeşmesini günümüze uyarlamak olduğu, lakin çoğunun da bunu yaptığını iddia ettiği düzlemde deyim yerindeyse müziğe düşmanca zarar verdiği bir ortamda, müziğimizin geçmişiyle bu gününü berdel kılan, bunu yaparken de sesindeki naiflikle, özenle ve layıkıyla yapan isimleren olan Diljen Roni, Kürd müziğinin ‘yeni akımı’ sayılabilecek kervanın bir parçası. Özellikle Kürdi yapısından bir şey kaybettirmeden klasikleri modern müzik içinde yerleştirebilmek zor olsa da Kürdlerin bu yeni akıp kuşağı bu misyonu giderek daha layıkıyla yerine getirmeye başlamış durumda.

Müziğini, eskinin duru ve toplumla iç içe olan sanatıyla mayalayan müzikal çalışmalar giderek artarken, bu çalışmaları bize sunanlar hem teknolojik imkanlar hem de sanatlarındaki özgünlükleriyle daha çok görünür hale geliyorlar. Özellikle Kürdler açısından, müziğin hayatın vazgeçilmezi olarak değerlendirdiğimizde, bu hızlı tüketim çağında üretilen sanatsal ürünlerin büyük bir titizlikle yapılması zorunluluğunu da görmezden gelemeyiz. Son yıllarda adından sıkça bahsettiren ve gerek ses rengi gerekse müziği ile özgünlüğünü ortaya koyan Diljen Roni bu sorumluluğun farkında olan aynı zamanda geçmişe de borcu olduğunu düşünen sanatçılardan biri. Diljen Roni müzik hayatını, müziğinde nelere dikkat ettiğini ayrıca sahip olduğu doktorluk mesleğinin sanatına etkisini BasHaber’e anattı.

Cizre’de 1981 yılında gözlerini hayata gözlerini açan ve her kürdün makûs kaderi diyebileceğimiz göçten nasibini alarak Diyarbakır’a yerleşen Roni, hem doktorluk mesleğini hem de müzisyenliğini bir arada yürütüyor. Diyarbakır’a geldikten sonra, henüz çocukken müzikle ilgilenmeye başlar. 12 yaşında, Mezopotamya Kültür Merkezi’nde tambur eğitimi alan Roni, daha sonra Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde tıp eğitimi alarak doktorluğa adım atmış. Üniversite yıllarında da müziğe devam ederek gitar çalmayı da öğrenen sanatçı, mezun olduktan sonra doktorluğun yanı sıra profesyonel müzik hayatına adım atarak, ilk albümü olan “Çend Gotînên Evînê”yi çıkarıyor.

Tıp ve müzik bir arada

Tıp ve sanatın çok zahmetli ve ilgi isteyen işler olduğunu söyleyen Roni, 8 yıldır profesyonel müzik yaptığını, doktorluğa insan yaşamını ilgilendirdiği için daha fazla zaman harcamak zorunda kaldığını diğer taraftan müziğin zaten hayatının her anında olmasından dolayı fazla vaktini almadığını söylüyor. Müziğin kendisi için yaşamın damarlarından biri olduğunu söyleyen Roni, “Müzik yaşamımın ve kalbimin bir parçası gibi. Müzik ve tıp birer sanattır aynı zamanda her ikisi de ilaçtır. Biri insana biri topluma ilaç olur. İnsan yaşamı benim için her şeyden önce gelir bu iki parça da insan yaşamının vazgeçilmezleri olduğu için ben yaptığım işlerden keyif alıyorum.”diyor.

Müzik bilginin yoludur

Klasik edebiyatın karakterleri ve hikayeleri üzerine başarılı bir şekilde müziğini inşa edebilen sanatçı, Kürd edebiyatının çok zengin olduğunu ve buradan beslendiğini ifade ederek, bunun modern müzik için büyük bir alt yapı olduğunu dile getiriyor. Kürd kültürünün klasiklerinin unutulmasını istemediği için çalışmalarında bunlara yer verdiğini ve modern bir yapıyla yeniden sunmaya çalıştığının söyleyen Roni, “Eski efsane, hikaye ve eserler ilgimi çekiyor. Onların dinlenmesini ve unutulmamasını istediğim için çalışmalarımda yer verip dinlenmesini sağlamak istiyorum. Müzik bilginin yoludur. Dengbêjliğin Kürd tarihi ve geleneğinin taşıyıcısı olmasın sebebiyle, kürd kültürel birikiminin kaybolmasına da engel olmuşlar. Ama artık kimse onları dinlemiyor bende bu yüzden böyle çalışıyorum. Baba Tahirê Hemedanî 1000 sene önce yazmış ama kimse bilmiyor unutulmuş. Ben bunu aldım, reggae formatında okudum ve müzik yaptım şimdi küçük çocuklar bile bunu dinliyor. Sanatımızın ve kültürümüzün ayakta kalması için sahip çıkmalıyız. Müzik her kapıyı açıyor ve öğrenmenin kapısını da aralıyor.”diyerek, çalışmalarının bu yüzden geçmiş müziğin kodlarını da içerdiğini söyledi.

Müziğin içinde bulunduğu durum iyi değil

Müzisyen olmanın eskisi kadar zor olmadığını imkanların her zamankinden fazla olduğunu belirten Roni, bunun daha kaliteli ürünler yaratmak gibi bir sorumluluğu da kendisiyle birlikte getirdiğini söylüyor. Herkesin, her şeye kolayca ulaşabildiği bir çağda böyle bir sorumluluğun göz ardı edildiği kanısında olan Roni, bu yüzden müziğin içinde bulunduğu durumun iyi olmadığını düşünüyor. Sürekli  kalitesiz üretimin müziğe verilen değeri de azalttığını düşünen sanatçı, “Kalitesiz işler üretilirken, ekonomik yönden de birçok sorun yaşanıyor. Müzikten herhangi bir kazanç sağlanamadığı için  teknik anlamda da eksik kalınıyor ve bu da kendisiyle birlikte farklı ve güzel sanatsal ürünler üretilmesinin önüne geçiyor. Maalesef ekonomik etkenlerin üretkenliği etkilemesini göz ardı edemeyiz.”diyor.

Modern müzik üretmeliyiz

Müzikal üretimlerde dinleyicilerin dikkatini çekmek gerektiğini ve rock, regae, Jazz gibi tarzlara da yönelmenin doğru olabileceğini ifade eden Roni, Kürdlerin de artık modern müzikleri dinlemeye yöneldiğini dile getirerek bunun önünü açmak ve bütün dünya müziği tarzlarını göstermek gerektiğini söylüyor. Modern müzik tarzlarının Kuzey Kürdistan’da üretilmesinin şartlarının olgunlaştığına inandığını dile getiren Roni, Kürdlerin artık bunu yapabilecek kapasitede olduğunu ve bu kadar acı ve gözyaşından sonra bunu da hak ettiğini söyledi.

Yeni bir albüm çalışması içerisinde olan Diljen Roni’nin, “Çend Gotinên Evînê” ve “Du Demsal” isimli iki albüm çalışması bulunuyor. Albüm çıkarmak için acele etmediğini ve adım adım ilerlediğini dile getiren sanatçı, güzel ve güçlü bir albüm yapmak istediğini bunun için de bazı şarkıları ve klasik parçaları araştırdığını söylüyor. Araştırmaları bittiği zaman stüdyoya gireceğini söyleyen Roni, modern tarzda müzikler üzerine çalışacağını söylüyor. (IMPNewsGazetesi) / (r.s)

Aşka adanmış iki mevsim: Du Demsal

Aşka adanmış iki mevsim: Du Demsal

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/ YAŞAR AKSU/ DILJEN RONÎ

İkinci albümünü çıkaran Diljen Ronî, ‘Du Demsal’ı anlattı: „Aşkın iki mevsimi de diyebiliriz. Biri zivistan diğeri de havîn.“

Du Demsal’ yani ‘İki Mevsim’ adlı ikinci solo albümünü çıkaran kazandıran Diljen Ronî, duygu dolu 11 tane eseriyle müziksever karşısına çıktı. İlk albümü ile Kürt müziğine iddialı bir giriş yapan Ronî, bu albümüyle de aynı etkiyi müzikseverlerde bırakacağının belirtisini albüm repertuarında özenle seçtiği eserlerle belli ediyor. Diljen Ronî ile henüz çok yeni olan ikinci solo albümü ‘Du Demsal’ üzerine söyleşi yaptık.

İkinci albümünüzü çıkardınız. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Bir sanatçı için albüm çıkarmak nasıl bir duygu?

Bunun tarifini yapmak çok zor. Daha baba olmadım ama herhalde bir çocuğunun olması gibi bir mutluluk diyebilirim. Yeni bir eser üretmenin verdiği haz, yeni dünyaya gelmiş bir çocuğun gülüşündeki mutluluktan tat almak gibidir. Bu yüzden her yeni eser benim bir parçam oluyor ve bunu dinleyicilerimle paylaşmak bana haz veriyor.

İlk solo albümünüzde olduğu gibi bu albümünüzde de genel olarak eserlerin müziği size ait. Şair Müslüm Aslan’a ait iki şiiri birlikte bestelediğinizi belirtmişsiniz. Geçmişin ve günümüzün önemli şairlerinin şiirlerini ve kendi yazdığınız sözleri notalarla bu denli bağdaştırıp müzik dünyasına kazandırmanızın sizdeki sırrı nedir?

Bazen kendi duygularınızı sadece müziğe dökersiniz sözleri başkası yazar. Ama ikisi birleştiği zaman bir anlam bulur. Benim müziğe döktüğüm duyguları onlar da sözleriyle dile getirmişlerdi. Yani duygular denk düştü diyebiliriz. Müslüm Aslan benim dostumdur onun yazıları okurken hüzünleniyorum. Bu yüzden değerli dost Müslüm Aslan’a katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

Küçük yaştan beri müzikle uğraştığınızı ve aynı zamanda doktor da olduğunuzu biliyoruz. Bu iki mesleği bir arada yürütmek sizin için zor olmuyor mu ve bu iki meslek arasında ortak bir payda var mıdır sizce?

Ortak payda hizmet. Kültüre, dile ve halka hizmet. İkisi de çok kutsal görevler. Benim bakış açıma göre yaşadığım coğrafyanın temel eksikliklerinden bir tanesi de sağlık idi. Beni bu mesleğe iten bu düşünce oldu. Kendi halkıma hizmet vermekten son derece mutlu ve gururluyum. Sanat bir anlamda insanın hayatına tat katarken; doktorluk insanın hayatındaki tatsızlıkları ortadan kaldırmaya çalışır. Yani ikisi de ruhun gıdasıdır diyebilirim.

Bu albümünüzde klasik Kürt edebiyatının ölümsüz olan iki şairlerden Melayê Cizîrî ve Baba Tahirê Uryan’ın iki şiirini müzik dünyasına kazandırdınız. Bu ölümsüz iki şairin şiirlerinden seçmenize ne vesile oldu? Tepkiler nasıl yansıyor size?

Bu iki büyük şairi bilinçli olarak seçtim, ancak bu şairlerle sınırlı kalmayacak. Çünkü bu coğrafyada yetişmiş çok büyük isimler var ve modern çağda bu isimlerin unutulması kendi kültürümüze yapacağımız büyük bir haksızlık olur. Ben tarzım gereği bu şiirleri modern altyapılarla sunuyorum. Amacım hem tarzımı sürdürmek hem de yeni nesile kültürünü, tarihini unutturmamak. Olumlu tepkiler alıyorum. Bu yüzden bu yolda devam edeceğim. Sadece kendi kişisel duygularımla değil de geçmişi günümüzle harmanlayarak yeni bir şeyler yaratabilmek, bin yıl öncesinde yazılmış ve o günün duygularını günümüz insanlarına aktarabilmek, bir köprü görevi görmek oldukça haz veren bir duygu ve onurlu bir iş. Bu nedenle yaptığım bu çalışmaların karşılığını bulduğunu ve aldığım tepkilerden doğru anlaşıldığımı düşünüyorum.

‘Du Demsal’da Kürt edebiyatının önemli şairlerinden olan Arjen Arî’nin 2004 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde babası ile birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz için yazdığı ‘Berî her zarokî’ adlı şiirine de can vermişsiniz. Bu eseri ya da bu albümü çocuklara ithaf etmişsiniz de diyebilir miyiz?

Uğur Kaymaz’ın benim için ayrı bir önemi vardı. Ne zaman onun gözlerine baksam kendi çocukluğumu görürdüm. Kürt coğrafyasında yaşanan gerçekliklerin benim üzerimdeki etkisinin bir yansıması idi „Berî her zarokî“ şiiri. Uğur Kaymaz bu acıları dile getirmekte bir vesile idi. Bunun gibi yaşanan diğer ölümlerin acılarını dile getirmeye ses olmaya çalışacağım.

Cizre’de doğup büyüdünüz. Albümde de Botan’a ait iki anonim esere yer vermişsiniz. Bu seçiminiz acaba bir borç duygusu muydu?

Evet biraz da öyle. Biraz da doğup büyüdüğüm coğrafyanın kültürünü taşıyorum. Borçtan öte bir yanım Botan kokuyor. „Esmerxan“ ve „Selîmo leylo“ eserleri bunlardan sadece iki tanesidir. Bu eserler tarz olarak belki çok albümden ayrı görünüyor ama yine de bu albümde Botan tarafı olmalıydı. Bunun için çok gururlu ve mutluyum.

İlk Kürt şairleri ile bugünün önemli şairlerinin aşka adanmış şiirlerini melodilere dökmek usta bir müzisyenin zanaatıdır. Slow rock ve caz gibi batı tarzı nağmelere de yer vermenin yanı sıra bu albümde reggae tarzına da yer verilmiş. Bu yeniliğin başarınızda rolü var mı?

Ben her zaman yeni bir şeyler yaratabilmek için çalıştım. Yeni bir eser yeni bir dünya demektir ve çok büyük anlamı vardır. Tekrardan mümkün olduğu kadar kaçınmaya çalışıyorum. Reggae tarzı aslında bana çok yakın bir tarz. Gelecek albümlerimde de bu tarzı sürdüreceğim. Kürt müziğine yeni bir renk katabilmek en büyük amacım. Bunun için üçüncü albüm çalışmalarıma hemen başladım.

Doktorluk ve müzisyenlik dışında başka bir uğraşınız var mı?

Resim yapıyorum. Yağlı boya, kara kalem çalışmalarım var. Onun dışında bir dönem bilgisayar ile çok uğraştım web masterlik üzerine. Bir kültür ve edebiyat sitesi oluşturmuştum. Kürt kültürü, edebiyatı, tarihi ilgili çalışmalar, bilgi toplama, okuma, araştırmalar yaptım. Bu bir anlamda bana altyapı oluşturdu. Sanat hayatımı da şekillendirdi.

İlk albümünüzde olduğu gibi bu albümünüzde de aranjörlüğünü üstlenen Seyithan Kızıl dışında Ayhan Orhuntaş’ın da imzası var. İki aranjörle çalışmak neler kattı size? Albüm ne kadar sürede hazırlandı ve ne gibi zorluklar çektiniz?

Aslında olması gereken aranjör sayısının fazla olması. Ekip ne kadar çok ise o kadar zengin bir alt yapı çıkıyor. Herkesin tarzı ve müzik ruhu başkadır. Albüm ilk albüme oranla daha rahat oldu. Ama yine de albüm yapmak çok zor bir şey. Çok sıkıntılı ve stresli. Bu albüm hazırlanma, repertuar dahil yaklaşık 1 yıl sürdü. Stüdyo kayıt, mix, mastering ise 2 ay sürdü.

İlk ve ikinci albümde Fransız fotoğrafçı Julie Bardoux grafik tasarımını üstlenmiş olduğunu görüyoruz. Neden Bardoux?

Julie ile ilk albümde tanıştım. Onun bakış açısını çok beğeniyorum. Fotoğraf sanatını çok iyi kullanıyor. Yaptığı çalışmalarda ruh var. Ayrıca artık o benim arkadaşım. İkinci albümde de bu tasarımı onun yapmasını istedim. Albümün müziklerini dinleyip o ruhla albümün rengini, resimlerini ve yazı karakterini belirledi.

Aşk, hüzün ve duygunun hakim olduğu bu albüme, ‘Du Demsal’ yani ‘İki Mevsim’ ismini vermeyi nasıl kararlaştırdınız ve varsa özel bir nedeni, nedir?

Bu albümün yazılarını hazırlarken bir arkadaşım önerdi. Onun önerisi çok hoşuma gitti. Du Demsal ismi albümün içeriğini yansıtan en güzel isim oldu. Aşkın iki mevsimi de diyebiliriz. Biri Zivistan (Kış) diğeri de Havîn (Yaz).