Diljen Roni: Kürt müziği kafelere sıkıştı

Cesim İlhan/ K24 / İSTANBUL / Kürt sanatçı Diljen Roni, coğrafyanın sanat üzerinde etkili olduğunu ifade ederek, Cudi Dağı’na bakarken hissedilen duygular ile Marmara Denizi arasında fark olduğunu söyledi.

Asıl mesleği doktorluk olan Diljen Roni, Türkiye’deki önyargılar sebebiyle yaşanan engellerden dolayı Kürt müziğinin kafelere sıkıştığını vurguladı.

K24’ün soruları ve Diljen Roni’nin yanıtları…

Bölgemizde ve Türkiye’de istediğiniz müziği yapabiliyor musunuz?

Kısmen. Şartlar biraz zor. Sanata dair birçok engel var ama bu sanatın icrasına engel değil daha çok kamçılayıcı bir etki de yaratıyor. En önemlisi dil üzerindeki önyargı ve engeller. Bu bizim sanatı icra etmemizden çok dinleyicilerimize ulaştırma konusunda etkili oluyor. Bu şekilde Kürt müziği daha az görünür hale geliyor ve bir varlık sorunu yaşanıyor. Kürt müzisyenlerin bazıları bu varlık görünme sorununu Türkçe şarkılar da söyleyerek kendini görünür hale getirme çabasına girdiler. Bazıları da kendi tarzından ödün vererek daha çok dinleyiciye ulaşma çabasına yönelmek zorunda kaldı. Geçimini müzik üzerinden kazanan müzik emekçileri de ayrı bir konu. Bu şartlarda istenilen müziği yapmak ekonomik-siyasal özgürlükle birebir bağlantılıdır.

Kürt coğrafyasında çalıştığınız ya da yaptığınız bir eser ile İstanbul’daki çalışmalar arasında bir fark var mı? Yani coğrafyanın sanat üzerindeki etkisini hissediyor musunuz?

Elbette coğrafya etkilidir. Cudi Dağı’na bakarken hissettiğin duygular ile Marmara Denizi arasında çok fark var. Kent yaşamı, hızı, akışı, hayat mücadelesi, ilişki kurduğun insanlar bile etkili olur. Yeni yaptığım albümde bunu daha rahat görebileceksiniz. Bu albümde kent hayatı aşkın her yönünü etkiliyor. Aşk, aynı temel duygular üzerinde olsa da yaşadığın coğrafya aşka bakışını değiştiriyor.

Gitar size çok yakışıyor. Kaç enstrümanla sanat yapıyorsunuz ve bunlardan hangisi sizi daha çok etkiliyor?

Teşekkür ederim. Elbette bağlamanın da hayatımdaki yeri ayrıdır. Müzik hayatıma ilk bağlama çalarak başladım. Daha sonra klasik gitar, sonra akustik gitar, en son da elektrik gitara geçiş yaptım. Bütün enstrümanlara aşığım aslında, her şeyi çalmak istiyorum ama zaman sorunu yaşıyorum. Ama en çok gitar etkiliyor beni.

Doktorlukla insanların hayatına, müzikle de duygularına hitap ediyorsunuz? Hem müzik hem doktorluk yapmak nasıl bir şey?

Aslında çok zor. Çünkü müziğe yeteri kadar zaman ayıramıyorum. Hayatım müzikle geçse de yine de zaman sıkıntısı yaşıyorum. Doktorluğu hayatımı sürdürmek için, sadece para kazandığım bir meslek olarak görmüyorum; aynı zamanda tutkuyla bağlandığım bir meslek. Ve benim için müziğimi besleyen bir tarafının olduğunu da söylemek münkün.

Türkiye’de Kürtçe sanat yapmanın zorlukları nelerdir?

Kürtçe müzik, Türkiye’de önyargılar sebebiyle başlı başına bir engel zaten. Sanat yaparken önünüzde engel hissetmeseniz de yaptığınız şeyi halka ulaştırmakta büyük engellerle karşılaşıyorsunuz. Bir sanatçının en büyük arzusu kendi dinleyicisiyle buluşmasıdır. Bu konuda, mesela konserler için konuşacak olursak, yer ve mekan sorunu üst düzeyde. Buna şöyle bir örnek vereyim; yakın zamanda konser için başvurduğum bazı mekanlar, Kürt sanatçılara konser konusunda yardımcı olamayacaklarını, bu konuda endişe yaşadıklarını söylediler. Hatta başlarına dert almaktan korktuklarını ifade ettiler. Hatta daha vahimi, kendi coğrafyamızda bile bu sorunu yaşıyoruz. Zaten doğru düzgün uygun mekan yok, olanlar da korkudan Kürtçe konsere yanaşmıyor. Maalesef ki kendi coğrafyamızda bile müziğimiz kafelere sıkışıp kaldı.

Tüm bunlara rağmen sanat aşkından, Kürtçe müzik yapmaktan vazgeçmiyorum. Çünkü bu benim için hem kültürel bir sorumluluk hem de yaşam biçimi.

Kürt müziğinin en çetin sorunları ve eksikleri nelerdir?

Kürt müziğinin bana kalırsa en büyük sorunu arabesk formlara kayması. Bu, benim bu tarza karşı olduğum anlamına gelmesin. Kaliteli yapılan her işe saygım sonsuz. Arabeskleşmenin sebebini de anlıyorum. Toplum yaşadığı sıkıntılar sebebiyle bu tarzın alıcısı olabilir. Ama bunu kullanarak, nasılsa talep var diye, kaliteden uzak ve duyguları bu kadar suistimal eden şarkıların yapılması beni endişelendiriyor toplum adına.

Bir diğer sorun, ki aslında belki de tüm sanat camiasını ilgilendiriyor bu, yeni bir şey yapsanız da piyasası yok. Mesela çok farklı tarzda ve elinden gelenin en iyisini yapmak için mücadele veren sanatçı arkadaşlarım var. Fakat bunu halka ulaştıracak kanalımız yok. Sanat, kafelere sıkıştı demiştim, bir de tabi düğün salonlarına sıkıştığını söylemek gerek.

Şunu itiraf etmelim ki, sanat yapmak ciddi bir emek ve maddi kaynak isteyen bir iş. Bir şarkıyı evde bir gitarla çalıp kaydetmiyorsunuz çünkü. Onu çaldırmak, arenje etmek, bastırmak hepsi para demek. Ve eğer düğün salonlarına direniyorsanız ve çizginizden ödün vermek istemiyorsanız sanat yapmanın külfeti de hep daha fazla oluyor.

Dengbêjlerin Kürt müziği ve kültüründeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sözlü ürünler, yazılı döneme geçinceye kadar bir kültürün, bir tarihin başlıca kaynakları olmuştur. Bizde de bunu sağlayan dengbêjlerdir. Dengbêjler için bizim ‘tarih kitaplarımız’ demek mümkün. Hatta yasaklı bir dile sahip insanlar olarak, yazılı döneme geçtikten sonra bile dengbejlerin bu misyonu uzun süre sürdürdüğünü söylemek yanlış olmaz.

Dengbêjler hem tarih kitabı niteliği taşırken hem de müziğimizin temelini oluşturması bakımından önemlidir. Sanatımız, dengbêjden doğdu; bunu inkar edemeyiz.

Klasik Kürtçe şarkıları ile modern Kürtçe şarkılar arasında nasıl bir fark var?

Kürtçe şarkılar, içinde geleneği, daha çok köy yaşamını, acılarımızı, kültürümüzü  barındırıyorsa buna ‘klasik Kürtçe şarkılar’ diyoruz; ki dengbêj kültürü de buna dayanır. Modern Kürtçe şarkılar ise şehirleşmeyle ve yeni yaşam tarzının oluşması ile, önce sözlerden çok müziğin batılılaşmasıyla başladı. Doğal olarak zaman içinde sözler de daha kentli hale geldi.

Her ikisi de farklı bir zevk, farklı bir duygu. Modern müzik ağırlıklı şarkılar üretmeme rağmen, klasik parçalarımızdan da kopamayan bir insanım. Hem dinlemekten hem yorumlamaktan çok zevk alıyorum doğrusu.

İlk albümlerinizle son albümünüz “Çilê” arasında nasıl bir fark var?

Az önce söylediğim gibi ben klasik Kürtçe şarkıları yorumlamayı çok seviyorum. Ama öte yandan modern müziğe yönelik çalışmalarım da var. Bu nedenle ilk albümlerimde modern tarz ağırlıklı olmasına rağmen Klasik şarkılara da yer verdim. Sonuç olarak tam bir tarz albümleri değildi. Fakat Çilê albümünde tarzları ayrıştırmak istedim. Çilê ile daha önce seslendirdiğim klasik şarkıların yanı sıra farklı yorum katarak seslendirdiğim klasik şarkıları bir araya getirdim. Çilê, klasik Kürt müziği albümü oldu.

Modern şarkılarımı ise bitmek üzere olan yeni albümüm Xewna Derew ile  (Yalan Rüya) bir araya getirdim. Onun da müjdesini vereyim. Pop rock türünde yaptığımız, dinleyicilerimizin de çok beğeneceğine inandığımız, ağırlıklı olarak kendi imzamı taşıyan bir albüm geliyor.

Kürt coğrafyasındaki aşk ile İstanbul’daki aşkın sanatınıza yansımasını nasıl tarif edersiniz?

Sadece İstanbul demeyelim ama sanırım büyük şehirlerde aşk yaşamak ‘yalan rüya’ gibi. Tabi insan her yerde hayal kırıklığı yaşar, kastettiğim şey kesinlikle bu değil. Ama büyük şehirlerin keşmekeşi içinde insan aşktan zaman çalıyor. Kalabalıklar, derya deniz gibi sorunlar arasında aşk eksilen taraf oluyor. Çapkın gönüller için ise ayrıca riskler var tabi (gülüyoruz.) Bu nedenle büyük şehirlerde yaşanan aşk daha çok hassasiyet istiyor.

Kürt coğrafyasında ise aşkı korumak daha fazla mümkün. Ama avantaj mıdır, dezavantaj mıdır bilemem ama aşk büyük şehirlerde daha özgür yaşanıyor. Bu da bir gerçek.

Önümüzdeki zamanlarda nasıl projeleriniz var?

Az önce bahsettiğim albümüm ‘Xewna Derew’ çıkmak üzere. Bu dönemde albümün klip çekimlerini yapıp sevenlerimle buluşturmaya yönelik çalışmalar yapacağım. Ve beste yapmaya devam …

Mihemed Şêxo’nun şarkılarını çok güzel okuyorsunuz. Nasıl keşfettiniz?

Çok teşekkür ederim. Ben de çok severek ve zevk alarak okuyorum. Şarkıların duygusu dinleyiciye geçiyorsa ne mutlu bana. Biz kırılgan zamanlarda Mihemed Şêxo’nun şarkıları ile büyüdük, onun şarkıları ile hayata tutunduk. Şêxo, ruhumuzda iz bıraktı. Onun şarkılarını yorumlamak, sevdirmek, genç nesille buluşturmak benim için bir onur.

Son soru olarak sizden biraz hayal kurmanızı isteyeceğim. Gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Doğduğunuz topraklardasınız. Elinizde saz var, hangi şarkıyı söylemek istersiniz?

Çok severek ve duygulanarak okuduğum bir şarkı var. Sözlerinde diyor ki;

Ey Felek, ji bo te dinalim, ji bo çi nêrgiz çilmisîn

Ew çima bextê me ho ye

Em bê dost û bêkes in

(‘Ey felek, senden dolayı inliyorum. Neden nergisler soluyor? Neden bahtımız böyledir, dostsuz ve kimsesiziz?’ şeklinde Türkçeye çevirmek mümkün.)

Teşekkürler….

PORTRE/DILJEN RONÎ

Diljen Ronî, 1981 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başladı. Lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayıp, 1998 yılında Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. Üniversitede çeşitli müzik grupları ile çalışmalar yaptı. 2006 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra doktor olarak çalışmaya başladı. Daha sonra bir grup müzisyen arkadaşlarıyla ilk albümü için çalışmalara başlayan Diljen, “Çend Gotinên Evînê…” yani ‘Bir Kaç Aşk Sözcüğü’ anlamına gelen ilk albümünü çıkardı. 2012’de “Du Demsal” (İki Mevsim) albümünü çıkardı. 2017’de de “Klasîkên Kurdî” (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği “Çilê” albümüyle müzikseverlerinin karşısına çıktı.

Diljen Ronî şimdilerde hem müzik hem de doktorluk çalışmalarını birlikte yürütüyor.