FARKLI BİR SES… İLGİNÇ BİR YORUM… YEPYENİ BİR ALBÜM…

FARKLI BİR SES… İLGİNÇ BİR YORUM… YEPYENİ BİR ALBÜM…

AGOS/ BERCUHİ BERBERYAN/ DILJEN RONÎ

ÇEND GOTINÊN EVÎNÊ… A FEW WORDS REGARDING LOVE…

Anadolu Yapım’dan Kürtçe bir albüm yapan Diljen Ronî, Cizre’li genç bir tıp doktoru. 12 yaşında bağlamayla müziğe adım atmış. Ailesinin tüm baskılarına rağmen ta çocukluktan gelen müzik tutkusuna engel olamamış. Enstrüman çalıyor. Şarkı söylüyor. Çok farklı bir ses rengi var. “Bir tıp doktoruyum, mesleğimi seviyorum ama müzik benim hayatımdır. Şarkı söylemek ruhumu besliyor.” diyor.

Cizre’de doğmuş Diljen. Okumaya eğilimli bir çocukmuş. Eğitim için şartlar daha elverişli olduğu için ailesi sonradan Diyarbakır’a yerleşmiş. Bir yandan başarılı bir eğitim hayatı sürdürürken müzik çalışmalarından hiç vazgeçmemiş.

“100. Yıl Üniversitesinde tıp fakültesini kazanınca Van’da tek başıma yaşamaya gittim. Orası beni çok değiştirdi. Geliştirdi. Aşk, ayrılık, yalnızlık, kendine yetme çabaları… Ve müzik. Hep müzik. Duygu dalgalanmaları müziğimi besledi, müziğim de ruhumu… Farklı tarzlara yöneldim. Gitar çalmayı öğrendim. Geleneksel müzikten çok yönlü müziğe döndüm. Bir süre modern müzik yaptım. Gençlik orkestralarıyla çalıştım. Bir süre çevre izlenimlerinden etkilendim. Besteler yaptım. Zamanla, gelenekselle evrenseli harmanlayarak iyi bir karışım yarattım. Şarkı söylemeyi çok seviyorum.”

Doktorluk ve müzik bir arada mı yürüyor?

“Gayet tabii… Biri diğerine olanak sağlıyor. Tıp fakültesini bitirince, mesleğimi Cizre’de yapmaya karar verdim. Orada sağlık hizmetlerinin ne kadar yetersiz olduğunu çocukluğumdan bildiğim için, kendi yöreme faydalı olmak arzusuyla verdim bu kararı. Bu durumda yine yalnızım. Bu yalnızlık beni büsbütün müziğe itti. Ayrıca artık ekonomim de düzeldiği için albüm çalışmaları ve müzik araştırmaları yapabiliyorum.

Ailem yönünden de ancak doktor olduktan sonra müzik özgürlüğümü kazandım. Onlara göre müzisyenlik bir meslek değil. Ama doktor olmasaydım yani en azından başka bir kariyerim olmasaydı müzikten para kazanmam zaten mümkün değildi. Aslında ülkemizde, ani ve rastlantısal bir şöhret olmadan her türlü sanat dalı insana para kazandırmaktan çok uzak… Yaptığım müzik, alışılagelmişten farklı. Çağdaş müziğe daha yakın. Ben ‘Dengbêj’lerle büyüdüm. Onlar da çağdaş müziğe altyapı olabilecek bir çok eser var. çok yakın. Ben onlardan çokça esinleniyorum. Hatta yararlanıyorum. Bu ilginç bir kültürdür. Çevrem de bu kültüre alışık.

‘Dengbêj’ sözcüğü hakkında biraz bilgi verir misin?

“Dengbêjlik bir tür kendini müzikle ifade etme sanatıdır. Deng ses demek, bêj de söyleyen. Fransızcadaki ‘Diseur’ gibi belki. Eskiden hem tarihi kayıt hem de Kürt müziği yasak olduğundan olmalı, insanlar toplanıp bu dengbêjleri dinleyerek, bir tür sesli tarih eğitimi alır gibi, hem geçmiş, hem güncel olaylar hakkında fikir edinir, aynı zamanda da müzik dinlemiş olurlarmış. Dengbêjlik babadan oğula geçen bir şey. Şimdilerde büyük bir titizlikle bunların araştırmaları yapılıyor. Eski, ilkel teyp kayıtları bile arşiv sayılıyor. Kimi araştırmacı müzisyenler onları değerlendirerek albüm yapıyor. Ben kendi albümümde de yararlandım. Hatta bir parçamın giriş vokalleri tamamen köylülerin sesinden oluşuyor.”

Albümden bahsedelim mi biraz?

“Albüm kasım ayında Anadolu Müzik Yapım’dan çıktı. Dostlarım da çok yardım ettiler. Seyithan Kızıl albümün aranjörü ve yönetmeni. Kendisi benim gitar hocam. Mardin’de müzik öğretmenliği yapıyor. Albümde 10 parça var. 4 ü anonim. 6 parçadan birinin sözleri bir dostuma ait diğerlerinin söz ve müziği bana ait. Cazla bağlantılı. Blues tarzına çok yakın. Hip-hop var. Zaten dengbêjlik kültürü hemen hemen caz formatına yakın.”

Buna çok şaşırıyorum. Diljên açıklıyor.

“Mesela Miradê Kınê ünlü bir mırtıp.” O ne demek? “Düğünlerde, yemeklerde, toplantılarda çalan dengbêj demek. Onun çok eski bir teyp kaydını buldum. Güzel bir kıza pek uzun övgüler düzdüğü Navê Keçikê (Kızın adı Hayat) adlı şarkısının altına hip-hop ritmi döşedim. Ne kadar büyük bir uyum sağladığını görünce ben bile şaşırdım. Adamlar vaktinde resmen farkında olmadan hip-hop yapmışlar. Sonra bunu başka bir parçayla harmanlayıp tek bir parça haline getirdim. İnanılmaz bir müzik bütünlüğü oluştu. Güzel oldu.”

Diljên bana bu parçayı dinletti. İnanamadım. Hayret verici bir uyum… Gerçekten de çok güzel olmuş. Ayrıca onun şarkıları daha önce dinlediğim Kürtçe şarkılara hiç benzemiyor. Sözlerini anlamasam bile duyguları çok belirgin. Aşk ve hüzün çağrıştırıyorlar… Boşuna dememişler ‘müzik evrenseldir’ diye…

“Geleneksel müzikte şu anki popüler müziğin alt yapısı var. Kürt müziğinde bu çok belirgin. Müziğimiz bu güne kadar büyük sorunlar yaşadı. Neredeyse kaybolmanın eşiğine gelen kültürümüz gibi. Kürtçe konuşmak gibi şarkı söylemek de yasaktı. Şimdilerde bu durum biraz değişmeye başladı. Ben de tam bu değişimin başlarındayken albüm çıkararak, bu sürecin içinde bulunmak ve müziğimizin gelişmesine hizmet etmek istiyorum.”

İstanbul’a geliş nedenin de albümle mi ilgili?

“Hem albümün tanıtımı hem de bununla ilgili olarak bir klip çekimi için geldim. Albüm öncesi geldiğimde, sanatçıyım diyen tefecilerle karşılaştım. Benim müzikle ilgili bir şöhret ve para endişem olmadığı için hemen kendimi sıyırdım. Ben paramı doktorlukla kazanıyorum. Bütün masraflarımı kendim yaptım. Bu albümde 18 enstrüman kullandık. Sonuçtan memnunum. Yavaş yavaş da tanınıyor. Gerçekten kazanç peşinde değilim. Bu bir sanat yolculuğudur. Kültürüme katkım olsun istiyorum. İlkelerimle yaşıyorum ve çok mutluyum.”

Başka çalışmaların var mı?

“Kumalıkla ilgili trajik bir belgesele ve kısa metrajlı bir filme fon müziği yaptım. Onlar da keyifli çalışmalar. Müzikle ilgili her çalışma beni mutlu ediyor. Yakında başka film müziği çalışmalarım da olacak.”

Diljên Ronî’ye çıktığı bu sanat yolculuğunda yolu açık olsun diyorum ve albümdeki birkaç parçanın adını buraya alıyorum belki bir yerlerde kulağınıza çalınır… Gulek… Navê Keçikê… Yarê… Newaya Dil… Nesrîn… Awirên Esmeran… Were… Narinê… ve de özellikle en sona aldığım; Ez aşiq im (Ben aşığım) size bir şey çağrıştırıyor mu?