Kom Müzik’ten ilk Kürtçe dijital albüm Botan’dan Dêrsim’e Kürt klasiği ‘ÇILE’

Bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor

Barış Barıştıran/İstanbul

Hem doktor hem de müzisyen kimliğiyle Kürt müziğine pop-rock tarzıyla farklı bir soluk katan Diljen Ronî ile Kürt klasiklerinden (Klasîkên Kurdî) oluşan ‘Çile’ albümünü ve sanat hayatını konuştuk.

Dinleyicileriniz elbette kim olduğunuzu biliyordur. Bilmeyenler için soralım. Diljen Ronî kimdir, kısaca tanıyabilir miyiz?

Bu soruyu en başta Cizreli bir Kürdüm diyerek cevaplayabilirim. 1981 yılında Cizre’de doğdum. Kimlik ve kültürel olarak bir Botanlıyım. Doktor ve müzisyenim. 12 yaşıma kadar Cizre’de yaşadım. 90’lı yıllarda Amed’e göç ettik. Coğrafyamızdaki temel eksikliklerin başında gelen sağlık ve sanat alanında kendimi geliştirmeye çalıştım. Hem tıp okudum hem de sanatla ilgilendim. Okulu bitirdikten sonra 8 yıl Cizre’de görevimi yaptım. Cizre’de sağlık alanında ufak da olsa elimden geleni yapmaya çalıştım. Sonra İstanbul’a yerleştim. Hem sanat faaliyetlerimi hem de doktorluğumu burada yapmaktayım.

Peki müzik tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bizim gibi yarısı Doğulu yarısı Batılı insanların karmaşası da olur elbette. Doğduğun yerin duygularını, hislerini anlatırken de karmaşayı yansıtıyorsun. Bu karmaşık hal, müziğime de tesir ediyor ister istemez. Kendi tarzımı pop-rock olarak tanımlıyorum. Reggy de okudum, klasik müziği de okudum.

Müziğinizin kaynağı ne, neyden besleniyorsunuz?

Coğrafyanızın, yaşamınızın hangi yönü eserlerinize kaynak oluşturmakta? Ben yazarken ve bestelerken başımdan geçenleri, yaşadıklarımı, hissettiklerimi yazmaya başlıyorum. Bunu yazarken de yaşıyorum. Ya da başımdan geçenleri yazıyorum. Yaşam kesitlerimi toplumsal olaylardan etkilenip yazıyorum ve besteliyorum. Coğrafyadan kaynaklı duyguların yaşam biçimi farklılık gösteriyor ama ikisi de gerçektir. Cizre’de Cudi Dağı’na bakıp İstanbul’da denize bakmanın duygu yansıması farklılık gösteriyor elbette.

Üretimlerinizin dinleyicilere doğru ulaştığına emin misiniz?

Bunu düşündünüz mü? Bizim ezberlerimiz vardır, bunun dışına çıkamıyoruz. Hem dinleyicilerde hem de müzisyenlerde var bu, kalıbı kıramıyoruz. Elimizin altındakileri seviyoruz. Ama internetin yayılmasıyla birlikte Cizre’de oturan bir genç, Pink Floyd dinleyebilir hale geldi. Bu durum, Kürt müziği için de geçerli. Dünyanın bir ucunda yaşayan herhangi biri de Kürtçeyle, Kürt müziğiyle ya da dengbêjlik geleneği ve kültürü ile buluşabiliyor. Ayrıca müzisyenler dinleyicilere üretimlerini sunarken hislerini ortaya koyar ve kendilerini yansıtırlar. İnsanlar bunu ne derece kabul eder, bu ne kadar özümsenir bilemiyorum tabi.

Sanat insanların istekleri üzerine mi yoksa sanatçının istekleri üzerine mi icra edilmeli?

Ben kendimi ortaya koyuyorum. Dinleyici özümserse alıyor, özümsemezse almıyor. Ne derece ulaşabiliyoruz bu konu ayrı tabi, çünkü bir pazarımız yok, sorunlarımız çok. Bizde başka ülkelerde olduğu kadar müzik pazarı yok. Bu yüzden çarkımızı döndürmekte zorlanıyoruz. Ekonomik döngüyü sağlamak çok zor, yeni üretimlere katkı sağlayan bir sistemimiz yok.

Burada dinleyicilere de pay düşüyor sanırım. Kürtçe müzik dinleyicisi bilinçsiz ve yetersiz mi kalıyor sanatçıya katkı sağlama konusunda?

Bilinçsiz değil fakat Kürtçe müzik dinleyicisi farklı tarzlara çok açık değil, kolay ulaşabildiğine yöneliyor. Türk arabesk kültüründen fazlasıyla etkileniyor, daha yakın duruyor. Yani bizden olmayana daha bir meraklı.

Yazılı Kürt edebiyatının merkezi olan bir coğrafyada doğdunuz, büyüdünüz. Doğduğunuz coğrafya sizi ve müziğinizi nasıl etkiledi?

Dediğim gibi bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor. Benim çocukluğum dengbêjlerle geçti, Kürt şarkılarıyla büyüdüm. Dinlediğim şarkılar benim üzerimde etkili bir gerçeklikte hâlâ duruyor ve bu eserleri okumak istedim, tarzım olmadığı halde.

Müziğinizi yaratırken kimlerden etkilendiniz?

Ciwan Haco, Mehmet Arifî Cizrawî, Mihemmed Şêxo, Miradê Kinê’den etkilendim. Pink Floyd, Leonard Cohen’den… Kırsal köy yaşamından çıkıp şehir yaşamına geçiyorsunuz. Bu geçişten her anlamda etkileniyorsunuz ve bu değişimi çok rahat görebiliyorsunuz.

Aşık Veysel’in ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ eserinin melodisine Kürtçe sözler yazılan bir şarkıyı okumuşsunuz, neyin sonucu bu?

Aslında bahsettiğimiz etkileşimin sonucu bu, artık hemen internet üzerinden bu şekilde kaynaşıyor. v10 yılda 3 albümünüz yayınlandı, albümlerin konsepti ve tarzı konusunda nasıl hareket ediyorsunuz, belirleyici olan nedir? İnsan ilk yaptığı albümdeki eksiklerine bakarak, üstüne koyarak ikinci, üçüncü albümü yapmaya karar veriyor, daha iyisini yapacağını düşünerek. Ben ilk iki albümde de klasik ezgilerle modern ezgileri bir arada toparlayıp sundum. Bunun bir amacı vardı aslında, ama sonra bunların ayrı ayrı olması gerektiğini düşündüm ve üçüncü albümde bunları birbirinden ayırmak istedim. Klasik bir albüm yaptım. Bir dönem biz Kürt müzisyenlerinin bir görevi vardı, köprü görevi görmek gibi. Doğu batı sentezi yapabilmenin gerekliliğini hissediyorduk, bunu artık geçtiğimizi düşünüyorum. Bu yüzden de bu iki tarzın birbirinden ayrı olması gerektiğine inandım. Çünkü o köprü görevi bitti, sebebi de artık herkes her şeye hızlıca ulaşabiliyor ve biz aynı şeyleri sunarsak insanlara, ilerleyemeyiz. Yaptığımız müzik, dünyanın bir ucundan bir ucuna herkesin ulaşabileceği bir hale geldi.

Yeni albümünüzü konuşalım. Mevsime de uygun “Çile” ismi kullanıldı. Dinleyiciler bu albümde neyi bulacak?

Yeni albümümüzde bir ilki yaptık. İlk Kürtçe dijital albümü yapmaya karar verdik. Albümde Aram Tîgran’dan Mihemed Şêxo’ya, Cegerxwîn’in şiirlerinden Erivan’a, Erivan’dan Botan’a, Botan’dan Dêrsim yöresine ait birçok Kürt klasik eserlerini yorumladım. Ayrıca Kirmançkî bir eser olan Dayê Dayê eserini yorumladım. Müzikleri doğal melodilerinde tutarak, kendi tarzımla okumaya çalıştım. Ayrıca bu albümden hemen sonra yeni bir albümüm yayınlanacak. O da hazır, çalışmaları bitti. İki albümün farkı; biri Kürt klasikleri dediğim çocukluk şarkılarımdan oluşan, hepimizin bildiği ve duyduğu şarkıları bu albümde aranje edip yayınladık. Diğeri ise modern, benim tarzımı yansıtan ve kendi bestelerimden oluşan pop-rock bir albüm olacak. Kom Müzik ile ortaklaşa verdiğimiz bir karardı, bunu da bu şekilde planladık.

Ürettiğiniz eserlere baktığımızda, sizi tarz ya da tema olarak yansıtan eserleri görüyoruz. Bunun yanında Kürt halk ezgileri de var. Bir kimlik yakalamış durumdasınız, ancak Kürt sanatçılarının eksikliği olan görsel yetersizlik durumu sizde de yaşanmakta. Var mı bu duruma ilişkin bir planlamanız?

Bunu ilk başta ben de çok istemedim ancak Kürt müzisyenleri için albüm yapmak ve bunu sunmak ekonomik külfet demek. Ürettiğin müziği görselle bütünleştirmek, esere klip çekmek ya da albümün reklamını yapmak para gerektirir. Bunun için bir döngüye ihtiyaç vardır. Bir döngü olmadığı için ancak bunları kendi imkânlarımızla yapmaya çalışıyoruz fakat bu da yetmiyor. Zaten bugüne kadar yaptığım işleri de kendi imkânlarımla yaptım, koşullarını da ben oluşturdum.

Kürt müziğinde çıtayı yükselten isimlerden birisiniz. Bu üzerinizdeki sorumluluğu da arttırıyor. Konuştuğumuz eksikliklerin çözümüne dönük bir projeniz var mı?

Bir çark oluşturulabilmeli, beklentilere cevap olabilmek adına. Bir üretimin kalitesini yükseltmek gerekiyor, maalesef geri dönüşü de olmuyor. Yani albümü yapmak için bireysel birikimleri kullanmak zorunda kalıyoruz.

Kürt müziği ne durumda sizce, evrensel müzik normlarını yakaladı mı?

Yaptığımız müzik çok iyi ama bunu sunmak, tanıtmak ve pazarlamakta bir sorunumuz var maalesef. Kendimizi anlatmak gibi bir sorunumuz var. Sosyal medyada dinlenen şarkılara baktığımızda, zaten bu durumu dünya müziği standartlarına bakarak görebiliyorsunuz. Bir uçurum var, bu farkların sebebi biziz. Yani ya biz halk olarak kendi müziğimizi dinlemiyoruz ya da sunamıyoruz.

Bu durum biraz farklı da yorumlanabilir. Yılların türküleri bir dizide yayınlanınca birden milyonlara ulaşıyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir sunum sorunu, yani nasıl sunarsak öyle ulaşır. Fakat biz pazarlamayı bilmiyoruz. vBazı Kürtçe eserleri Kürt sanatçılar da yabancı sanatçılar da yorumluyor. Ve bunların sosyal medyadaki izlenme ve dinleme oranlarına baktığımızda ciddi bir fark olduğunu görüyoruz. Yabancı müzisyenlerin yorumladığı eserler daha çok dinleniyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Biz kendi müziğimizle, kendi dilimizle duygulanmadığımız için bunları yaşamaktayız. Maalesef bizden olan bizim ilgimizi çekmemekte.

Müzikle ilgilenirken bir yandan da doktorluk yapıyorsunuz. Bu durum müzik hayatınızı nasıl etkiliyor?

İkisini birbirinden ayırmıyorum, benim için birbirini tamamlıyor. Doktorlukla insanları iyileştiriyorsun, sanatla da hem kendimi hem de dinleyicilerimi iyileştiriyorum. Böyle düşünüyorum, iyi geldiğini hissediyorum. Müzik, hayatımın bir parçası, doktorluk ise mesleğim. İkisi de gücümün el verdiği sürece birlikte devam edecek.

Benim dengbêjim Cizrawî’dir

Her Kürdün bir dengbêji vardır. Sevdiği, dinlediği, çocukluktaki anılarıyla bütünleştirdiği bir dengbêj. Sizin dengbêjiniz kim?

Biz arada kalmış bir kuşağız. Dengbêjlikten çok, yönümüzü batı modern müziğine dönmüş durumdayız. Ama ben Botanlıyım. Benim coğrafyamda sürekli dinlediğim dengbêj Mihemed Arifî Cizrawî’dir. Civatlarda dengbêjler söyleyince dinlerim. Sadece dinlerim, ben ancak dinleyicisi olabilirim, söyleyemem. Bizim çocukluğumuzda, köyümüzde de (Gundê Şaxê) düğünlerde bir ekip gelip damadın başında söylerdi, diğer bir grup da çevirirdi. Yani böylesi bir geleneğimiz var, tabi ki dengbêjlik önemlidir. Kürt klasiklerini buluşturdum ÇILE (Klasîkên Kurdî) Kürt klasikleri albümünde Ay Dil Dilo Lo, Dayê Dayê, Dil Kuştiyê, Dîlberam Dîlber, Dilo Ez Bimrim, Gulîzar, Te Ez Kalkirim eserlerini kendi müzikal formlarımla yorumladım.

Son olarak neler söylemek istersiniz okurlarımıza ve dinleyicilerinize?

Kürt kültürüne ve müziğine sahip çıkılmalı. Özellikle sosyal medya yoluyla paylaşmalı ve yaygınlaştırmalı. Ancak paylaştıkça çoğalır ve birlik oluruz. Dilimizi öğrenmeye, öğretmeye çalışacağız. Söylediğim gibi Kürtçe müziği dinleyip bir duyguya, bir hisse kapılamıyorsak, bir anlamı yoktur. Bunun için de bütünleşmek gerekir. Üretileni defalarca dinleyip ne dediğini anlamalıyız ki, ancak o zaman ulaşırız Kürt kültürünün köklerine…