Diljen Roni: Kürtçe şarkılar Türkçeymiş gibi dinletildi

Sanatçı Diljen Roni’nin yeni albüm Xewna Derew müzikseverlerle buluştu. Roni, “Kürtçe şarkıların üzerine Türkçe sözler yazıldı, Kürtçe olan şarkılar esasında Türkçeymiş gibi dinletildi. İzzet Altınmeşeler, İbrahim Tatlısesler böyle tanındı, meşhur oldu. Aslına bakarsanız hala dinleyicisine tam anlamıyla ulaşamamış bir hazineye sahibiz” dedi.

Anıl Mert Özsoy  aozsoy@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Müzisyen Diljen Ronî yeni albümü Xewna Derew (Yalan Rüya) ile müzikseverlerle buluştu.  Albümdeki 9 şarkının 5’inin sözlerini, 7’sinin bestesini yapan Diljen Ronî albümde Koma Wetan’dan Kerem Gerdenzerî’nin Sînê şarkısını yorumladı. Ayrıca Hozan Dilgeş’in müziğini yaptığı Cigerxwîn’in şiiri olan “Ez û Yar” (Ben ve Yar) adlı eserini yeniden seslendirdi.

Diljen Roni ile Kom Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluşan Xewna Derew’i konuştuk.

Sizi tanıyarak başlayalım. Bir yandan tıp hekimliği yapıyor bir yandan da müzik kariyerinize devam ediyorsunuz. Hekimliğinizin müziğinize ne gibi etkileri oldu?

1981 doğumluyum. Söylediğiniz gibi doktorum. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde tıp okudum. Müziğe ortaokul/ lise yıllarında başladım ve üniversite okurken bunu geliştirme fırsatım oldu. Üniversite yılları boyunca çeşitli etkinliklerde sahne aldım ve enstrüman eğitimim devam etti. Mezun olduktan sonra uzunca süre Cizre’de doktorluk hizmeti verdim. Mesleğimin bana şöyle bir faydası oldu: İnsandan kopuk yaşamıyorum. Her kesimden, çok farklı insanlarla karşı karşıya geliyorum. Doktorluk, insana tabularını yıktıran bir meslek. Tüm inançlar, sınıf farklılıkları, ideolojiler… söz konusu sağlık olduğunda geri planda kalıyor. Çokça trajik durumun yanında komik durumlara da şahit oluyorsunuz. Her gün insan hikayelerinden beslenme şansınız oluyor.

Müziğinizde Kürtçe sözler ve geleneksel ezgiler yer alırken, müziğinizi batı enstrümanları ile zenginleştiriyorsunuz. Bu iki farklı kültürün sanat ekseninde bir araya gelmesine dair ne söylemek istersiniz?

Kültürel anlamda gelenekten tamamen kopulmaması gerektiğine inanan biriyim. Batı enstrümanlarıyla geleneksel müzik yapmanın yanı sıra modern şarkılar da yapıyorum. Zaten müziğimi pop/rock tarzda tanımlayabilirim. Ama albümlerimde geleneksel şarkılara da yer veriyorum.

‘DİNLEYİCİSİNE ULAŞMAMIŞ BİR HAZİNEYE SAHİBİZ’

Son albümünüzde çok bilindik bir eser olan Sine’yi yeniden yorumladınız. Gelenek ile çağdaş dönemler arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Yasaklı dönemler sebebiyle bizde sözlü gelenekten kalma pek çok eser mevcut. Bunların birçoğunun söz yazarı, bestecisi belli değil; anonimleşmiş. Birçoğu da sahibi belli geleneksel eserler. Bugün de durum pek farklı değil ama o günlerde de eserler, özgür bir kültürel ortamda yayılma şansı bulamadı maalesef. Gizli gizli, kısık sesle dinlenmek zorunda kaldı birçoğu. Türkçe eserlerin yayılma şansı bizimkilerde yoktu. Kürtçe şarkıların üzerine Türkçe sözler yazıldı, Kürtçe olan şarkılar esasında Türkçeymiş gibi dinletildi. İzzet Altınmeşeler, İbrahim Tatlısesler böyle tanındı, meşhur oldu. Aslına bakarsanız hala dinleyicisine tam anlamıyla ulaşamamış bir hazineye sahibiz.

Pek çok sanatçı hala bu hazineden yararlanıyor. Yeni bir şey üretilmiyor diye zaman zaman eleştirsek de bu hazinenin de artık gün yüzüne çıkması gerekir. Elbette ki tamamen buraya yönelip hiçbir şey üretmeden sanatçı olalım demiyorum ama bunlar kültürel mirasımız ve halkına ulaşmalı diye düşünüyorum. Kendi şarkılarımızın yanında geleneğe de yer verilmesi gerektiği inancındayım.Ben de albümlerimde kendi modern tarzdaki şarkılarımın yanısıra geleneksel parçalarımıza yer verdim. Dediğim gibi, bu bir miras ve yeni kuşaklara da aktarılmalı.

Sine’ye gelince; Sine eski bir şarkı olmasına rağmen sözlerindeki ‘geleneksel doku’ aslında müziğinde yok. Şarkının bestelendiği tarihe bakacak olursak günün koşullarına göre son derece modern bir alt yapıya sahip. Hatta şu anda bile öyle. Kerem Gerdenzeri’nin modern bestesini biraz kendi tarzımı da katarak yeniden yorumladım. Benim çok sevdiğim, dinlemekten ve söylemekten çok zevk aldığım bir şarkıydı zaten. Bu zevki dinleyicilerimle de paylaşmak istedim. Doğrusu çok güzel geri dönüşler aldım.

‘EN BÜYÜK PROBLEM YASAKÇI ZİHNİYETİN EGEMENLİĞİNİ KORUMASI’

Türkiye’de Kürtçe müzik yapmanın zorlukları nelerdir? Müziğinizi üretme ve dinleyiciyle buluşturma noktasında neler yaşadınız?

Kürtçe müzik için en önemli problem, yasakçı bir geçmişten geliyor olması ve maalesef ki bu zihniyetin hala egemenliğini koruması. Bir de bizim insanımız o kadar çok acıyla karşı karşıya kalıyor ki sanatla uğraşmak, sanata zaman ayırmak neredeyse lüks haline geliyor. Hep bir dayatma ve daraltma çemberinde. Böyle bir ortamda normal olarak ona çok tanıdık gelen, ona kendi yaşamını, geleneğini, kültürünü anlatan geleneksel şarkılara sarılıyorlar daha çok. Bu hep böyledir zaten, yaşadığı alanın gerçeğinden kopamayan, bunun için fırsat verilmeyen insan hep kendisine, bildiğine sarılır.

Yeni sanatçıların çoğu, ben de dahil, modern tarzda şarkılar yapıyoruz. Bunun kitleler tarafından duyulması, alışılması, sevilmesi elbette zaman alacak. Caz, rock, pop müzik yapan sanatçılar olarak biraz sabırlı olmamız gerekiyor. Çünkü ortada görmezden gelemeyeceğimiz gerçekler var.

Kürt sanatçılar için sanatçı olmak bir mücadele alanı. Türkçe şarkı yapanlardan daha sıkıntılı bir ortamdayız ve kısıtlı imkanlara sahibiz. Dediğim gibi, aslında problem çok ama sanat da bizler için var oluş sebebi.

‘MÜZİK KÜLTÜRÜN TAŞIYICI KOLONU GİBİ…’

Müziğin, kültürel hafızada önemli bir yeri var. Bu konuda ne söylemek istersiniz? Sizin için ne denli etkili?

Aslında söylediğimiz her şeyin birbiriyle bağlantısı var. Müzik, kültürün taşıyıcı kolonu gibi… Masallarınızı, atasözlerinizi, geleneklerinizi, inançlarınızı yani sahip olduğunuz, size özgü olan her şeyi melodiye dökme şansınız var. Ve müzik, dilden dile, kulaktan kulağa çok kolayca taşınan bir sanat dalı.

Mesela bugün oturup eski şarkıları dinleyin, o şarkıların ortaya çıktığı tarihteki kültürel ortamı hemen çözersiniz. Aşka bakışları nasıl, töreler hayatın içinde ne kadar etkili, ilişkilerin bitmesinde neler rol oynuyor, kimlere isyan edilmiş, kimler düşman olarak algılanmış, halk zengin mi fakir mi, isyanlar, ezilmişlikler… Hemen her şeye dair bilgi ve fikir sahibi olacağımız şarkılar vardır. Öte yandan dildeki değişimi (gelişmeyi veya gerilemeyi) görürsünüz. Hakim tarz ile o kültürün müziğe bakışını algılarsınız. Mesela bir düşünelim; arabeskin, halk müziğinin veya dengbejlerin çok zengin, refah içinde, özgür yaşayan bir toplumdan çıkmış olması mümkün müdür? Değildir… İnsan, yaşadıklarını ürettiklerine döker çünkü. Özetle; müziğin, sanatın ve kültürün önemli bir parçası olduğunu; hatta kültürel anlamda taşıyıcı kolon olduğunu düşünüyorum.

Kürtçe müzik, sözlü gelenek üzerine ciddi bir birikime sahip. Günümüzün Kürtçe sanat yapan sanatçıları sizce bu birikimden yararlanabiliyor mu?

Doğrusu eski/yeni tüm sanatçılar bu birikimden yararlanıyor. Ama az, ama çok. Bazıları çıkıp hiçbir değişiklik yapmadan, bir yenilik katmadan alıp okuyor; bazıları da kendi yorumunu, kendi tarzını katıyor. Bunların hiçbirine karşı değilim, hatta başta da söylediğim gibi gelenekten yararlanılması gerektiği kanaatindeyim. Ancak, şuna karşı olduğumu söyleyebilirim; sanatçı olma iddiasındakilerin yaratıcı olması gerektiğine inanıyorum. Yani geleneksel bir hazinemiz var, nasılsa bunun da sonu gelmez diye tüm eski şarkıları alıp söyleyerek kolaycılığa kaçıldığını düşünüyorum. Zaten bu, insanı sanatçı değil ‘icra eden kişi’ yapar. Bu nedenle ‘üretim+tüketim’ diyorum.

Xewna Derew’den beklentileriniz nelerdir?

Gönül ister ki herkesin beğenisini kazansın. Çünkü iyi bir iş çıkardığımıza inancım tam. Ama ‘bilinmeyen bir dil!’ ile şarkılar söylüyorsanız en azından kendi dinleyici kitlemize ulaşabilir diye umuyorsunuz. Beklentimiz, öncelikle Kürtçe müzikseverlere ulaşması.

Bundan sonrası için dinleyicilerinizi neler bekliyor?

Albümümüz daha çok yeni. Bu nedenle konserlerle dinleyicilerimle buluşmaya devam edeceğim. Yine albümdeki şarkılara yönelik klip çalışmalarım olacak. Ve tabii ki üretmeye devam…

Hunermend Diljen Ronî Ser Albuma Xwe ya Nû Dipeyîve

Mem Botanî / Dengê Amerîka /  Hunermendê Kurd Diljen Ronî albûmek nû ya bi navê “Xewna Derew” derxist ku ji stranên tarza pop-rock pêk tê.

Ronî strana Kerem Gerdenzerî yê Koma Wetan ya bi navê “Sînê” jinûve şîrove dike û strana “Ez û Yar” ya helbestvanê navdar Cegerxwîn jî distire.

“Xewna Derew” jî 9 stranan pek tê û 4 ji wan ji alîyê Ronî ve hatine nivîsîn û awaza 7 stranan jî dîsa ji hêla wî hatine danan.

“Carna mirov xwe di nav xewneke xweş de dibîn. Jîyan xweş e, evîn xweş e, hezkirin xweş e. Mirov dibêje ev xewneke xweş e, lê paşê mirov dema lê dinêre ku ew hemî derew derketine. Serpêhatî û jîyana mirovan, xewnên wan derew der dixîne. Jiber vê, min navê albûma xwe kir “Xewna Derew”.

Hêjayî bîrxistinê ye ku Ronî di sala 2008an de albûma yekê “Çend Gotinên Evînê” derxistîbû û dû re albûmên bi navê “Du Demsal” û “Çile- Klasîkên Kurdî” giheştibûn guhdarên wî.

Diljen Roni: Kürtler, Kürtçe Rock’ı daha çok özümseyecek

Pop-rock tarzda şarkıların yer aldığı “Xewna Derew” albümü ile sanatseverlerle buluşan Kürt Sanatçı Diljen Roni, “Kürtler, Kürtçe Rock’ı dinlediğinde daha çok özümseyecek çünkü kendi anadilidir.

Kürt sanatçı Diljen Roni’nin pop-rock tarzdaki şarkılara yer verdiğini yeni albümü “Xewna Derew” (yalan rüya) Kom Müzik’ten çıktı. Albümde Koma Wetan solisti Kerem Gerdenzeri’nin “Sînê” eserini tekrardan yorumlayan Roni, müziğini Hozan Dılgeş’ın yaptığı, sözleri ünlü Kürt Şair Cigerxwîn’in ait olan “Ez û Yar (Ben ve Yar)” şarkısını da seslendiriyor.

“Xewna Derew” albümündeki 9 şarkıdan 4’ünün sözünü yazan Roni, 7 şarkının müziğini ise kendisi yaptı. Toplumsal olaylardan, Cizre’nin kokusundan ve Uğur Kaymaz’dan etkilenip onlarca besteye imza atan Diljen Roni yeni albümü ve Kürtçe müzik hakkında ANF’nin sorularını yanıtladı.

Tarzınızı Ciwan Hoca’ya benzetiyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Kürt müziğinde çok fazla tarz yok. Bu büyük bir eksikliktir. Rock müzik yapan çok az sayıda insan var. Rock müziğinin bazı gırtlak nağmeleri vardır. Kürtçe’de de ilk bu nağmeyi Ciwan Hoca’dan gördük, dinledik biz. Ben de onun hayranıyım. Bu yüzden belki de benim sesimi ona benzetiyor olabilirler. Yoksa, bu benim tarzım ve rahat okuduğum şekilde okuyorum.

90’lı yıllarda Kürtçe müzik uzun süre kendini tekrarladı ancak son dönemde müzisyenlerde ciddi bir arayış gözlemlemek mümkün. Bu arayışa yön veren dinleyici kitlesi midir sizce?

Bir dil sorunumuz var. O dilin insandaki etki sorunu var. Dil üzerindeki asimilasyonun etkileri var. Bir de artık çağ değişiyor ve Cizre’deki herhangi bir insan, telefonundan internete girip Pink Floyd dinleyebiliyor. Bu bizde de bir kamçılanma yarattı. Artık eski şarkıları sevmemeye başladı insanlar ya da yeni doğan jenerasyon direk batı müziği ile doğdu. Çağın gerektirdiği şekilde insanların beklentileri şekillendi. 90’lı yıllarda baskılar en büyük düzeydeydi.

O dönemde Kürt dilinde müzik yapmak ayrı bir duyguya sahipti ve bir hitabı vardı. O döneme ait Kürtçe müzik yapanlar sonraki süreçte bir kısır döngüye girdi ve bana göre çağa ayak uyduramadılar. Şu anki genç müzisyenlerin farklı arayışlarda olmasının nedeni toplumun da değişmesidir. Ayrıca yeter ki konser veremiyoruz. Kitle ile yeterli bir diyaloğa giremiyoruz. İnsanlar Kürtçe müzik konserlerine gidemiyorlar. Bu durumdan kaynaklı da bir kopukluk var.

‘KÜRTÇE POP VE ROCK MÜZİK TARZINA AÇIK OLMAK GEREKİR’

90’lı yıllardaki konjonktür ile şimdiki arasında dağlar kadar fark var. Şimdi insanların çok daha iyi müzikler çıkarması gerekiyor. Bunun bir pazarının da oluşması gerekiyor çünkü biz Kürtçe müzik yapanların en büyük sorunu kitleye yaptığımız müziği aktarma biçimimizdir ve özellikle alternatif müzik yapan ve tutulabilirliği az olan yani dinleyicisi az olan müzik tarzına sahip müzisyenler için.

Benim en büyük misyonum burada, Türkçe Pop dinleyeceğine Kürtler, Kürtçe Pop, Türkçe Rock dinleyeceğine önce Kürtçe Rock dinlesin demektir ve buna göre eserler çıkarmaktır. Kürtçe Rock’ı dinlediğinde bunu daha çok özümseyecek çünkü bu kendi anadilidir. Bu yüzden bu tarzlara açık olmak ve ileri taşınması için kanallar açılması gerektiğini düşünüyorum.

Bir röportajınızda coğrafyanın müzik üzerinde yoğun bir etkisi olduğunu belirtmişsiniz. Cudi dağını ve Marmara denizini nasıl tanımlıyorsunuz? Aradaki fark ne oldu sizin için?

Müzik bir his işidir. Bir şeyler karalamak da bir his içidir. Yaşam içerisinde bu toplumsal bir olay ya da özel bir olay da olabilir, o anın hislerine bakıp hemen bir şeyler yazabiliyorsunuz. Coğrafyanın da insanlar üzerindeki etkisi çok fazla. Oturduğumuz ortam bir insanın ruh halini belirleyebiliyorsa yazdığı şarkı sözlerini, melodileri de belirleyebilir. Ben 8 yıl Cizre’de kaldım. O süre boyunca 2 albüm yaptım orada.

O iki albümümde bir Botan kokusu duyabilirsiniz. Mutlaka vardır çünkü sabahları gözlerimi Cudi Dağı’na açıyordum. Dışarı çıkıyordum ve yine herkes Kürtçe konuşuyordu. Aidiyet duygusu insanın hislerini kabartıyor. İstanbul’a gelinde iş bambaşka bir hale bürünüyor. Herkes Türkçe konuşuyor; farklı bir dil. Ayrıca farklı bir coğrafya.

Albümleriniz arasında bir tarz değişikliği görüyoruz. Bir önceki albümde Kürtçe klasikler vardı şimdi Kürtçe Rock. Bu geçişlerin bir anlamı var mı?

İlk albümümü Çend Gotinen Evine’yi Cizre’de yaptım. İlk albüm olduğu için bir sorumluk hissettim üzerimde. Aslında benim tarzım pop-rock tarzıdır. Kendimi en iyi ifade ettiğim en rahat okuyabildiğim tarz bunlar ama bir yönüm Botanlı olduğu için oranın şarkıları ile büyüdüm. Benim sanatımın alt yapısı Mehmed Arif Ciziri ile doludur. Tabi olanaklar da etkili oldu. Her şeyi bir arada söylemek zorunda kalıyorsunuz. ‘Artık piştim’ dediğimde kendi tarzımı oluşturmam gerektiğini düşündüm.

Evde, konserde ya da başka bir yerde çekilmiş, kaydı alınmış klasik Kürtçe şarkılarını söyledikten sonra Klasike Kurdi albümümü çıkarmaya karar vermiştim. Klasik Kürtçe müziğine uygun olması için bütün detaylarıyla o formatta okudum. Bu albüm beni yansıtıyor. Diljen Roni denildiğinde artık akımıza Xewna Derew gelecek. Çünkü bundan sonraki albümlerim bu ve buna benzer olacak.

Şiirden söz edersek, şiir ve müzik arasında nasıl bir duygu bağı var sizin için? Siz şair misiniz, şiir yazıyor musunuz?

Ben bir şair değilim ama her üç albümde de sözlerin çoğunu ben yazdım. Kani’yi besteledim enstrüman olarak. Söz yoktu onda ama zaten söze ihtiyaç duymadı o. Ben hissettiklerimi yazmaya çalışıyorum. Çevreden çok etkileniyorum; TV haberlerinden, acılardan, dramdan. Örneğin Kani eseri benim Cizre’de, savaş ortamında geçen çocukluğumun bir yansımasıydı. Arjen Ari’nin Uğur Kaymaz için yazdığı Beri Her Zaroki eserinin de müziğini yaptım ikinci albümümde.

Uğur Kaymaz’da çok etkilendim ve bu bende ciddi bir etki bıraktı. Çünkü Uğur Kaymaz’da çocukluğumu gördüm. Benim çocukluğum da onun gibi olabilirdi. Son albümümde daha çok aşktan, aşkın acısından, serzenişlerden, aşkın bıkmışlığından da dem verdim. Örneğin Xewne Drew eseri böyle bir eser. Yani genel olarak yazdığım eserler, başımdan geçenler ve hissettiklerim.

Xewne Derew albümü için bir lansman düzenlediniz 19 Kasım’da. Bu Kürt müzisyenleri açısından pek alışıldık bir etkinlik değil. Siz neden yaptınız? Kürtçe müzik yapanlar adına bir lansman düzenlemek sizce önemli mi?

Artık müzisyenler kendilerini göstermek durumunda. Yaptıkları eserlere önce kendileri sahip çıkmalı. Önce kendi piarını, tanımını yapmalı. ‘Bu eseri ben yaptım, sizler için yaptım. Bunu dinlemenizi öneriyorum’ demesi gerekiyor. Bu kadar teknolojik ağ varken bunun tanıtılmaması sadece albümün yapılıp bırakılması kişinin yaptığına esere de haksızlık oluyor.

Ben bir müzisyenin kendisine haksızlık etmesinden yana değilim. Böyle bir şey düşünüp yaptım ve iyi ki de yaptım. Umarım bu yeni albüm yapacak Kürt müzisyenlerine bir yol olur. Ben stüdyoda bu işin mutfağında yaptım bu işi medyadaki arkadaşları çağırarak ‘bu iş nerede çıkıyor, bunun mutfağı nasıldır?’ göstermek istedim. Medya da bundan memnun kaldı.

Kürtçe Müzik ve Kürt Müziği arasındaki karmaşada sizin yeriniz hangisine daha yakın?

Ben rock müzik yapıyorum. Kürtçe dille rock Müzik yapıyorum. Anlatmak istediğim şey budur. Bu Kürt müziği değil. Benim yaptığım Kürtçe yapılan bir müzik. Rock müziğinin farklı dillerle de yapabilirsin. Kürt müziği diyebileceğimiz şey Dengbejlerdir. İnsanların kavram kargaşası var. Bizler Kürtçe dilinde müzik yapıyoruz. Mesela saksafon kullanıyoruz. Bu Kürt müziğinde yok.

Xewna Derew albümünün içeriği şöyle:

Albümdeki 3 şarkının sözleri Müslüm Aslan’a ait. Diljen Roni, “Xewna Derew” albümünde müzik camiasının ünlü bas gitaristi İsmail Soyberk, müzisyen ve aranjör Ayhan Orhuntaş ve Türk pop müziğinde birçok ismin aranjörlüğünü üstlenen Alper Atakan ile çalıştı. Albüme adını veren “Xewna Derew” şarkısının aranjesini Alper Atakan, diğer şarkıların aranjesini ise Ayhan Orhuntaş üstlendi.

Diljen Roni, 2008 yılında ilk olarak “Çend Gotinen Evine” albümü ile ismini duyurdu ve ardından 2012’de “Du Demsal”, 2018’de “Çile- Klasîkên Kurdî” albümlerine imza attı.

Aşka adanmış iki mevsim: Du Demsal

Aşka adanmış iki mevsim: Du Demsal

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/ YAŞAR AKSU/ DILJEN RONÎ

İkinci albümünü çıkaran Diljen Ronî, ‘Du Demsal’ı anlattı: „Aşkın iki mevsimi de diyebiliriz. Biri zivistan diğeri de havîn.“

Du Demsal’ yani ‘İki Mevsim’ adlı ikinci solo albümünü çıkaran kazandıran Diljen Ronî, duygu dolu 11 tane eseriyle müziksever karşısına çıktı. İlk albümü ile Kürt müziğine iddialı bir giriş yapan Ronî, bu albümüyle de aynı etkiyi müzikseverlerde bırakacağının belirtisini albüm repertuarında özenle seçtiği eserlerle belli ediyor. Diljen Ronî ile henüz çok yeni olan ikinci solo albümü ‘Du Demsal’ üzerine söyleşi yaptık.

İkinci albümünüzü çıkardınız. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Bir sanatçı için albüm çıkarmak nasıl bir duygu?

Bunun tarifini yapmak çok zor. Daha baba olmadım ama herhalde bir çocuğunun olması gibi bir mutluluk diyebilirim. Yeni bir eser üretmenin verdiği haz, yeni dünyaya gelmiş bir çocuğun gülüşündeki mutluluktan tat almak gibidir. Bu yüzden her yeni eser benim bir parçam oluyor ve bunu dinleyicilerimle paylaşmak bana haz veriyor.

İlk solo albümünüzde olduğu gibi bu albümünüzde de genel olarak eserlerin müziği size ait. Şair Müslüm Aslan’a ait iki şiiri birlikte bestelediğinizi belirtmişsiniz. Geçmişin ve günümüzün önemli şairlerinin şiirlerini ve kendi yazdığınız sözleri notalarla bu denli bağdaştırıp müzik dünyasına kazandırmanızın sizdeki sırrı nedir?

Bazen kendi duygularınızı sadece müziğe dökersiniz sözleri başkası yazar. Ama ikisi birleştiği zaman bir anlam bulur. Benim müziğe döktüğüm duyguları onlar da sözleriyle dile getirmişlerdi. Yani duygular denk düştü diyebiliriz. Müslüm Aslan benim dostumdur onun yazıları okurken hüzünleniyorum. Bu yüzden değerli dost Müslüm Aslan’a katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

Küçük yaştan beri müzikle uğraştığınızı ve aynı zamanda doktor da olduğunuzu biliyoruz. Bu iki mesleği bir arada yürütmek sizin için zor olmuyor mu ve bu iki meslek arasında ortak bir payda var mıdır sizce?

Ortak payda hizmet. Kültüre, dile ve halka hizmet. İkisi de çok kutsal görevler. Benim bakış açıma göre yaşadığım coğrafyanın temel eksikliklerinden bir tanesi de sağlık idi. Beni bu mesleğe iten bu düşünce oldu. Kendi halkıma hizmet vermekten son derece mutlu ve gururluyum. Sanat bir anlamda insanın hayatına tat katarken; doktorluk insanın hayatındaki tatsızlıkları ortadan kaldırmaya çalışır. Yani ikisi de ruhun gıdasıdır diyebilirim.

Bu albümünüzde klasik Kürt edebiyatının ölümsüz olan iki şairlerden Melayê Cizîrî ve Baba Tahirê Uryan’ın iki şiirini müzik dünyasına kazandırdınız. Bu ölümsüz iki şairin şiirlerinden seçmenize ne vesile oldu? Tepkiler nasıl yansıyor size?

Bu iki büyük şairi bilinçli olarak seçtim, ancak bu şairlerle sınırlı kalmayacak. Çünkü bu coğrafyada yetişmiş çok büyük isimler var ve modern çağda bu isimlerin unutulması kendi kültürümüze yapacağımız büyük bir haksızlık olur. Ben tarzım gereği bu şiirleri modern altyapılarla sunuyorum. Amacım hem tarzımı sürdürmek hem de yeni nesile kültürünü, tarihini unutturmamak. Olumlu tepkiler alıyorum. Bu yüzden bu yolda devam edeceğim. Sadece kendi kişisel duygularımla değil de geçmişi günümüzle harmanlayarak yeni bir şeyler yaratabilmek, bin yıl öncesinde yazılmış ve o günün duygularını günümüz insanlarına aktarabilmek, bir köprü görevi görmek oldukça haz veren bir duygu ve onurlu bir iş. Bu nedenle yaptığım bu çalışmaların karşılığını bulduğunu ve aldığım tepkilerden doğru anlaşıldığımı düşünüyorum.

‘Du Demsal’da Kürt edebiyatının önemli şairlerinden olan Arjen Arî’nin 2004 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde babası ile birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz için yazdığı ‘Berî her zarokî’ adlı şiirine de can vermişsiniz. Bu eseri ya da bu albümü çocuklara ithaf etmişsiniz de diyebilir miyiz?

Uğur Kaymaz’ın benim için ayrı bir önemi vardı. Ne zaman onun gözlerine baksam kendi çocukluğumu görürdüm. Kürt coğrafyasında yaşanan gerçekliklerin benim üzerimdeki etkisinin bir yansıması idi „Berî her zarokî“ şiiri. Uğur Kaymaz bu acıları dile getirmekte bir vesile idi. Bunun gibi yaşanan diğer ölümlerin acılarını dile getirmeye ses olmaya çalışacağım.

Cizre’de doğup büyüdünüz. Albümde de Botan’a ait iki anonim esere yer vermişsiniz. Bu seçiminiz acaba bir borç duygusu muydu?

Evet biraz da öyle. Biraz da doğup büyüdüğüm coğrafyanın kültürünü taşıyorum. Borçtan öte bir yanım Botan kokuyor. „Esmerxan“ ve „Selîmo leylo“ eserleri bunlardan sadece iki tanesidir. Bu eserler tarz olarak belki çok albümden ayrı görünüyor ama yine de bu albümde Botan tarafı olmalıydı. Bunun için çok gururlu ve mutluyum.

İlk Kürt şairleri ile bugünün önemli şairlerinin aşka adanmış şiirlerini melodilere dökmek usta bir müzisyenin zanaatıdır. Slow rock ve caz gibi batı tarzı nağmelere de yer vermenin yanı sıra bu albümde reggae tarzına da yer verilmiş. Bu yeniliğin başarınızda rolü var mı?

Ben her zaman yeni bir şeyler yaratabilmek için çalıştım. Yeni bir eser yeni bir dünya demektir ve çok büyük anlamı vardır. Tekrardan mümkün olduğu kadar kaçınmaya çalışıyorum. Reggae tarzı aslında bana çok yakın bir tarz. Gelecek albümlerimde de bu tarzı sürdüreceğim. Kürt müziğine yeni bir renk katabilmek en büyük amacım. Bunun için üçüncü albüm çalışmalarıma hemen başladım.

Doktorluk ve müzisyenlik dışında başka bir uğraşınız var mı?

Resim yapıyorum. Yağlı boya, kara kalem çalışmalarım var. Onun dışında bir dönem bilgisayar ile çok uğraştım web masterlik üzerine. Bir kültür ve edebiyat sitesi oluşturmuştum. Kürt kültürü, edebiyatı, tarihi ilgili çalışmalar, bilgi toplama, okuma, araştırmalar yaptım. Bu bir anlamda bana altyapı oluşturdu. Sanat hayatımı da şekillendirdi.

İlk albümünüzde olduğu gibi bu albümünüzde de aranjörlüğünü üstlenen Seyithan Kızıl dışında Ayhan Orhuntaş’ın da imzası var. İki aranjörle çalışmak neler kattı size? Albüm ne kadar sürede hazırlandı ve ne gibi zorluklar çektiniz?

Aslında olması gereken aranjör sayısının fazla olması. Ekip ne kadar çok ise o kadar zengin bir alt yapı çıkıyor. Herkesin tarzı ve müzik ruhu başkadır. Albüm ilk albüme oranla daha rahat oldu. Ama yine de albüm yapmak çok zor bir şey. Çok sıkıntılı ve stresli. Bu albüm hazırlanma, repertuar dahil yaklaşık 1 yıl sürdü. Stüdyo kayıt, mix, mastering ise 2 ay sürdü.

İlk ve ikinci albümde Fransız fotoğrafçı Julie Bardoux grafik tasarımını üstlenmiş olduğunu görüyoruz. Neden Bardoux?

Julie ile ilk albümde tanıştım. Onun bakış açısını çok beğeniyorum. Fotoğraf sanatını çok iyi kullanıyor. Yaptığı çalışmalarda ruh var. Ayrıca artık o benim arkadaşım. İkinci albümde de bu tasarımı onun yapmasını istedim. Albümün müziklerini dinleyip o ruhla albümün rengini, resimlerini ve yazı karakterini belirledi.

Aşk, hüzün ve duygunun hakim olduğu bu albüme, ‘Du Demsal’ yani ‘İki Mevsim’ ismini vermeyi nasıl kararlaştırdınız ve varsa özel bir nedeni, nedir?

Bu albümün yazılarını hazırlarken bir arkadaşım önerdi. Onun önerisi çok hoşuma gitti. Du Demsal ismi albümün içeriğini yansıtan en güzel isim oldu. Aşkın iki mevsimi de diyebiliriz. Biri Zivistan (Kış) diğeri de Havîn (Yaz).

 

Diljen RONÎ… Aşkın iki mevsimi…

Diljen RONÎ… Aşkın iki mevsimi…

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/ YAŞAR AKSU/ DILJEN RONÎ

1- İkinci, yani yeni albümünüz Du Demsal‘ın dinleyicilerle buluşmasının mutluluğunu ben de bir hayranınız olarak sizinle yaşıyorum, yaşıyoruz. Lakin ilk sualim olarak, bu mutluluğun tarifini size sorar isem yanıtınız ne olabilir?

– Teşekkür ederim. Ama bunun tarifini yapmak çok zor. Daha baba olmadım ama herhalde bir çocuğunun olması gibi bir mutluluk diyebilirim. Yeni bir eser üretmenin verdiği haz, yeni dünyaya gelmiş bir çocuğun gülüşündeki mutluluktan tat almak gibidir.

2- İlk solo albümünüzde olduğu gibi bu albümünüzde de genel olarak eserlerin müziği size ait. Usta şair, Müslüm ASLAN‘a ait olan iki şiiri birlikte bestelediğinizi de albümünüzde belirtmişsiniz. Geçmişin ve günümüzün önemli şairlerinin şiirlerini ve kendi yazdığınız sözleri notalarla bu denli bağdaştırıp müzik dünyasına kazandırmanızın sizdeki sırrı nedir?

– Bazen kendi duygularınızı sadece müziğe dökersiniz sözleri başkası yazar. Ama ikisi birleştiği zaman bir anlam bulur. Benim müziğe döktüğüm duyguları onlar da sözleriyle dile getirmişlerdi. Yani duygular denk düştü diyebiliriz.

3- Küçük yaştan beri müzikle uğraştığınızı ve aynı zamanda doktor da olduğunuzu biliyoruz. Bu iki önemli mesleğinizi bir arada yürütmek sizin için zor olmuyor mu ve bu iki meslek arasında ortak bir payda var mıdır sizce?

– Ortak payda hizmet. Kültüre, dile ve halka hizmet. İkisi de çok kutsal görevler. Benim bakış açıma göre yaşadığım coğrafyanın en temel eksiği sağlık idi. Beni bu mesleğe iten bu düşünce oldu. Sanat insanın hayatına tat katarken; doktorluk insanın hayatındaki tatsızlıkları ortadan kaldırmaya çalışır. Yani ikisi de ruhun gıdasıdır.

4- Bu albümünüzde Klasik Kürt Edebiyatının ölümsüz olan iki şairlerden Melayê CİZîRî ve Baba Tahirê URYAN‘ın iki şiirini müzik dünyasına kazandırdınız. Bu ölümsüz iki şairin şiirlerinden seçmenize ne vesile oldu? Ve tepkiler nasıl yansıyor size?

– Bu iki büyük şairi bilinçli olarak seçtim, ancak bu şairlerle sınırlı kalmayacak. Çünkü bu coğrafyada yetişmiş çok büyük isimler var ve modern çağda bu isimlerin unutulması kendi kültürümüze yapacağımız büyük bir haksızlık olur. Ben tarzım gereği bu şiirleri modern altyapılarla sunuyorum. Amacım hem tarzımı sürdürmek hem de yeni nesile kültürünü, tarihini unutturmamak. Olumlu tepkiler alıyorum. Bu yüzden bu yolda devam edeceğim. Sadece kendi kişisel duygularımla değil de geçmişi günümüzle harmanlayarak yeni bir şeyler yaratabilmek, bin yıl öncesinde yazılmış ve o günün duygularını günümüz insanlarına aktarabilmek, bir köprü görevi görmek oldukça haz veren bir duygu ve onurlu bir iş. Bu nedenle yaptığım bu çalışmaların karşılığını bulduğunu ve aldığım tepkilerden doğru anlaşıldığımı düşünüyorum.

5- Du Demsal’da Kürt edebiyatının önemli şairlerinden olan Arjen ARî‘nin 2004 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde babası ile birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur KAYMAZ için yazdığı ‘Berî her zarokî‘ adlı şiirine de can vermişsiniz. Bu eseri ya da bu albümü çocuklara ithaf etmişsiniz de diyebilir miyiz?

– Uğur KAYMAZ’ın benim için ayrı bir önemi vardı. Ne zaman onun gözlerine baksam kendi çocukluğumu görürdüm. Kürt coğrafyasında yaşanan gerçekliklerin benim üzerimdeki etkisinin bir yansıması idi “Berî her zarokî” şiiri. Uğur KAYMAZ bu acıları dile getirmekte bir vesile idi. Bunun gibi yaşanan diğer ölümlerin acılarını dile getirmeye ve bu acıyı yaşayanlara ses olmaya çalışacağım.

6- Diljen RONÎ Cizre de doğup büyüdü, albümde de Botan’a ait iki anonim esere yer vermişsiniz. Bu seçiminiz acaba bir borç duygusu muydu?

– Evet birazda öyle. Birazda doğup büyüdüğüm coğrafyanın kültürünü taşıyorum. Borçtan öte bir yanım Botan kokuyor. “Esmerxan” ve “Selîmo leylo” eserleri bunlardan sadece iki tanesidir. Bu eserler tarz olarak belki çok albümden ayrı görünüyor ama yine de bu albümde Botan tarafı olmalıydı. Bunun için çok gururlu ve mutluyum.

7- İlk Kürt şairleri ile bu günün önemli şairlerinin aşka adanmış şiirlerini melodilere dökmek usta bir müzisyenin zanaatidir. Buna rağmen Diljen RONÎ, slow rock ve caz gibi batı tarzı nağmelere de yer vermenin yanı sıra bu albümde reggae tarzına da yer vermiş. Sizce başarınızın sebeplerinden biri de bu yenilikçiliğiniz ve cesaretiniz değil midir?

– Ben her zaman yeni bir şeyler yaratabilmek için çalıştım. Yeni bir eser yeni bir dünya demektir ve çok büyük anlamı vardır. Müzikte tekrardan mümkün olduğu kadar kaçınmaya çalışıyorum. Reggae tarzı aslında bana çok yakın bir tarz.

8- Şarkı sözü yazarlığınızla kendinizi kanıtlamışsınız. Doktorsunuz ve müzisyensiniz de, peki bunların dışında uğraş verdiğiniz sanatın başka dalları da var mıdır?

* Resim yapıyorum. Yağlı boya, kara kalem çalışmalarım var. Onun dışında bir dönem bilgisayar ile çok uğraştım web masterlik üzerine. Bir kültür ve edebiyat sitesi oluşturmuştum. Kürt kültürü, edebiyatı, tarihi ilgili çalışmalar, bilgi toplama, okuma ve araştırma.

9- İlk albümünüz de olduğu gibi bu albümünüzde de aranjörlüğünü üstlenen Seyithan KIZIL dışında ünlü Ayhan ORHUNTAŞ‘ın da imzası var. İki aranjörle çalışmak neler kattı size? Albüm ne kadar sürede hazırlandı ve ne gibi zorluklar çektiniz?

* Aslında olması gereken budur yani aranjor sayısının fazla olması. Ekip ne kadar çok ise o kadar zengin bir alt yapı ortaya çıkar. Herkesin tarzı ve müzik ruhu başkadır. Bu albüm ilk albüme göre daha rahat oldu. Ama yine de albüm yapmak çok zor bir şey. Çok sıkıntılı ve stresli. Bu albüm, hazırlanma ve repertuar dahil, yaklaşık 1 yıl sürdü. Stüdyo kayıt, mix, mastering ise 2 ay sürdü.

10- Diljen RONÎ’nin ilk albümünü ve Du Demsal adlı ikinci albümünü de Fransız fotoğraçı Julie BARDOUX grafik tasarımını üstlenmiş olduğunu görüyoruz. Neden BARDOUX ?

* Julie ile ilk albümde tanıştım. Onun bakış açısını çok beğeniyorum. Fotoğraf sanatını çok iyi kullanıyor. Yaptığı çalışmalarda ruh var. Ayrıca artık o benim arkadaşım. İkinci albümde de bu tasarımı onun yapmasını istedim.

11- Aşk, hüzün ve duygunun hakim olduğu bu albüme, ‘Du Demsal’ yani ‘İki Mevsim’ ismini vermeyi nasıl kararlaştırdınız ve varsa özel bir nedeni, nedir ?

* Bir arkadaşım önerdi bu ismi, bu albümün yazılarını hazırlarken. Onun önerisi çok hoşuma gitti. Du demsal ismi albümün içeriğini yansıtan en güzel isim oldu. ‘Aşkın iki mevsimi‘ de diyebiliriz. Biri Zivistan(Kış), diğeri de Havîn (Yaz).

12- Kaliteli bir ekiple, büyük emekler sonucu oluşan, 11 önemli eserin yer aldığı Du Demsal, Anadolu Müzik çatısı altında çıktı. Bu duygu dolu ve anlamlı söyleşi için çok teşekkür ederken, hayranlarınıza neler söylemek istersiniz?

* Söyleyebileceğim çok şey var. Genelde canlı performanslarda ufak bir söyleşi de yapıyorum, duygularımı düşüncelerimi onlara aktarıyorum. Hatta bazen onlardan sorular alıyorum çünkü onların düşüncelerini önemsiyorum. Hayranlarıma söyleyeceğim en önemli şey paylaşımdır. Bu müziğin daha çok kişiye ulaşabilmesi için paylaşınız diyorum. Dinlemekle yetinmeyin…

Diljen Ronî bi albuma ‘Du Demsal’ tê

Diljen Ronî bi albuma ‘Du Demsal’ tê

RUDAW/ DILJEN RONÎ

Amed/ Diljen Ronî ku bi albûma xwe ya yekem bi awayekî jixwebawer tevî senfoniya Muzîka Kurdî bûbû, niha jî bi albûma xwe ya solo ya duyem yanî bi ‘Du Demsal’ ku ji aliyê Anadolu Muzîkê ve derdikeve û digihe ber destên muzîkhezan. Vê albûmê hem cih daye newayên muzîka klasîk a kurdî û şêweyên weke muzîka etnîk, slov rock, caz, reggae, hem jî bi şêwaz û dengekî cuda derdikeve ser dika ecibandina guhdêran.

Diljen Ronî, bi albûma xwe ya solo ya duyem ‘Du Demsal’ ku ji aliyê Anadolu Muzîkê ve derdikeve û digihe ber destên muzîkhezan. Taybetmendiyeke herî mezin a vê albûmê ku hîmê wê li ser berfirehbûn û dewlemendiya berhemên di vê albûmê de ne. Weke mînak vê albûmê cih daye helbesta “Dîlberê Îro Seher” a şairê nemir Melayê Cizîri ku serkêşê wêjeya klasîk a kurdî ye û herwiha Fîlozofê Alman Goethe ew wisa daye nasandin, “Herin evînê ji wî bipirsin”. Vê albûmê cih daye helbesta “Tu yî” ya Baba Tahirê Uryan ku ew serkêşekî hêrî hêja yê wêjaya klasîk a kurdî ya nivîskî ye û herwiha wî bi saya nêrîna xwe ya fîlozofî, îmge, têgihiştina xwe ya kûr a bêsînor a li ser xwezayê gelek bandor li ser helbestvanên weke Omer Heyyam, Yûnis Emre, Mevlana Celaleddinê Rumî, Feqiyê Teyran, Melayê Cizîrî û Ehmedê Xaniyê ku di pey wî re hatine, hiştiye.

Herwiha Diljen Ronî di vê albûmê de cih daye helbesta “Berî Her Zarokî” ya Arjen Arî ku ew helbestvanekî hosta yê wêjaya kurdî yê dema dawî ye. Û ev helbest 21 ê Sermawêza sala 2004 an li ser Uğur Kaymazê 12 salî ku li navçeya Qosera Mêrdînê bi bavê xwe re hatibû kuştin hatiye nivîsandin. Di heman demê de ev albûm du berhemên herêma Botan ku kaniya stranên muzîka kurdî ye jî digre nava xwe, ev yek jî derdixe holê ku hunermend bi xwe li vir ji dayîk bûye û li vir mezin bûye.

Ev albûm şîfreyên peyvên evînê yên helbestvanên kurd ên berê û yên niha li newayan bar dike û bi hîmê xwe yê nûjen û şêwaza cuda balê dikîşîne ser xwe.

Hunermend gelek helbestên di vê albûmê de wî bi xwe afirandine û hunera xwe ya li ser nivîsandina helbestan jî pêşkêşî me dike ku herwisa wî şêweya regae jî di muzîka kurdî de ceribandiye.

Derheneriya albûmê, bi taybetî aranjoriya berhemên rock û reggae muzîkjenê navdar Ayhan Orhuntaş û Seyithan Kizil ê ku di albûma yekem de jî îmzeya wî hebû kiriye. Bergsazî û grafîka dîtbarî ya albûmê jî wênekêşa fransî Julie Bardoux kiriye.

Albûma bi navê “Du Demsal” bi îmzeya Anadolû Muzîkê derketiye.

Acının ve aşkın albümü: Du Demsal

Acının ve aşkın albümü: Du Demsal

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/ MEHMET SÖĞÜT/ DILJEN RONî

Diljen Ronî’nin, “Du Demsal“ yani „İki Mevsim“ adlı albümü acılarla bezenmiş olsa da, sonbaharda düşen yaprakların hışırtısı gibi yüreğimizde hoş duygular uyandırıyor.

Her mevsim içimde bir duygunun uyanmasına neden olur. İlkbahar aşkı ve sevinci hatırlatır. Sonbahar hüznü, kış ise acılarla alabora olan geçmişi… Geçen zamanları hep özlemle hatırlarız. Halbuki Kürdistan’da her mevsim kara kıştır. Ama biliriz ki geçen her gün ömürden gitmiştir. Ve önümüzde, henüz ulaşamadığımız o büyük aşk duruyordur. Acıların ortasında bile aşık olunur. Büyük aşka ulaşabilmek, bir kişiye duyduğumuz aşktan geçer. Tutkuyla bağlanırız. Çünkü karşı cinse aşık olsak da, asıl aşkımızın ülke aşkı olduğunu biliriz. Diljen Ronî’nin, „Du Demsal“ yani „İki Mevsim“ adlı albümü acılarla bezenmiş olsa da, sonbaharda düşen yaprakların hışırtısı gibi yüreğimizde hoş duygular uyandırıyor. Papatyalar gibi de diyebiliriz. Papatyalar en direngen çiçeklerdir. Diljen Ronî’de müziğiyle direngen, dünya döndükçe kalıcılaşabilecek şarkılar besteliyor bize. Ve içimizde ışıltılı duyguların uyanmasına neden oluyor. Bestelerinin çoğunluğu onun sözlerinden oluşuyor. Su gibi akıyor melodiler.

Grafik tasarımını Fransız fotoğrafçı Julie Bardoux’nun üstlendiği „Du Demsal“ adlı albümün kapak tasarımı, söz ve besteleri tam bir ahenk içerisinde. İnsan albümü dinlediği zaman aşk kokan bir dünyanın içerisinde yürüyor sanki. Romantizm kokan bir sonbaharda sarı yaprakların arasında yürüyoruz ya da başka alemlere gidiveriyoruz. Bir şelale gibi akan melodilerle ve inci gibi dökülen sözcüklerle büyülüyor bizi… İnsanı gök kubbenin yedi katında da dolaştırıyor. Çıktığımız alemlerde Fırat’ın ve Dicle’nin sesini ve çığlıklarını duyumsuyoruz. Orada yaşanan aşkları ve zulümleri görüyoruz. Tekrar tekrar bağlanıyoruz güzelim dilimize. Kadifemsi sesini öylesine ustalıkla kullanıyor ki, ağzından dökülen her sözcük inci tanesi gibi parıldıyor. Şairlerden besteler „Du Demsal’’ adlı albüm Anadolu Müzik tarafından müzikseverlere sunulmuş. Albümün çok güçlü bir entelektüel altyapısı var. Bir doktorun algısı çok geniş bir yelpazeden oluşsa gerek. Diljen Ronî, tıp fakültesini bitirip doktor olmuş bir müzik insanı. Çevresindeki şair ve yazarların eserlerini bestelemesi de bu güçlü altyapıyı daha da güçlendirmiş. Şair ve yazar Müslüm Aslan’ın şiirlerini bestelemesi takdire şayandır diye düşünüyorum. „Tu Diçu“ adlı eserinin sözlerini Müslüm Aslan yazmış. Yine Arjen Arî’nin Uğur Kaymaz için yazdığı „Berî Her Zarokî“ adlı şiirini bestelemiş. Aşka nağmeler dizmiş Diljen Ronî. On iki yaşındaki Uğur Kaymaz’a sıkılan on üç kurşunlu yarayı içimize işlerken, o zalimliği tekrardan lanetliyoruz.

Aşkın mekanında gelmiştir dünyaya, yani Cizira Botan’da. Mem ile Zin’in aşk deryasında dünyaya gelmiş ve Meleye Cizîrî’nin hemşerisi olan bir insandan aşka duyarsız kalması beklenemezdi şüphesiz. Ve o aşk şarkılarını okudukça gökyüzüne çıkıyoruz. Yeni güzellikler ve yeni imgelere sürüklüyor bizi. Alman filozofu Goethe’nin „gidin aşkı ona sorun“ dediği Melaye Cizîrî’nin, „Dilbere îro seher“ adlı şiirini bestelemiş. Baba Tahire Uryan’dır ki Ömer Hayyam’ı ve daha birçok şairi etkilemiştir. Yine Alevi deyişlerinin öncüsüdür Baba Tahire Uryan. Böylesi bir çalışmada ona yer verilmeseydi eksik kalırdı. Ve doğal olarak, Baba Tahiye Uryan’ın „Tu Yi“ adlı şiirini bestelemiş. Kısacası güzel bir çalışma olmuş, „Du Demsal.“ Diljen Ronî’nin ismini çok duyacağız anlaşılan. Ve yeni çalışmalar bekliyoruz Diljen Ronî’den.

MEHMET SÖĞÜT

Diljen Roni’den yeni albüm

Diljen Roni’den yeni albüm

İlk albümü ile Kürt müziğine iddialı bir giriş yapan Diljen Ronî, ikinci solo “Du Demsal” yani “İki Mevsim” adlı albümü ile Anadolu Müzik tarafından müzikseverlerle buluşturuluyor.

-05 Ocak 2012 Perşembe-

YÜKSEKOVA HABER/ KADİR KAYA 

Albümün en büyük özelliği, albümde yer alan eserler açısından oldukça geniş ve zengin bir edebi altyapısının olmasıdır. Örneğin, Klasik Kürt edebiyatının önde gelen isimlerinden ve Alman filozof Goethe’nin ‘’Aşkı ona sorun’’ diyerek tanımladığı Melayê CIZÎRÎ’nin “Dîlberê Îro Seher” adlı şiirine; Klasik Kürt edebiyatında yazılı şiirin öncülerinden biri olarak da kabul edilen ve felsefi görüşü, imgeleri, sınırsız doğa algısı ile kendinden sonra gelen Ömer Hayyam, Yunus Emre, Mevlana Celaleddinî Rumî, Feqîyê Teyran, Melayê Cizîrî ve Ehmedê Xanî gibi birçok şairi derinden etkileyen Baba Tahirê URYAN’ın “Tu Yî” adlı şiirine; ayrıca son dönem Kürt edebiyatının usta şairlerinden Arjen ARÎ’nin 21 Kasım 2004 tarihinde Mardin’in Kızıltepe ilçesinde babası ile birlikte, 12 yaşındayken 13 kurşunla öldürülen Uğur KAYMAZ için kaleme aldığı “Berî Her Zarokî” adlı şiirine de yer verildi. Albüm aynı zamanda sanatçının doğup büyüdüğü ve Kürt müziğinin beste kaynağı olan Botan yöresine ait iki eseri de gün yüzüne çıkarıyor. Albüm, ilk Kürt şairleri ile bugünün şairlerinin aşk sözcüklerinin şifrelerini melodilere dökerek modern bir altyapı ve farklı yorumuyla dikkat çekiyor. Kürt müziğinde reggae tarzını da deneyen sanatçı albümdeki müziklerin birçoğunun yaratıcısı olmakla birlikte söz yazarlığı konusunda da var olduğunu gösteriyor. Bu anlamda ‘’sanatçıya özgü’’ bir albüm olduğunu söyleyebiliriz.

Albümün yönetmenliğini, özellikle rock ve reggae tarzında olan eserlerin aranjörlüğünü ünlü müzisyen Ayhan ORHUNTAŞ ve sanatçının ilk albümünde de imzası bulunan Seyithan KIZIL yapmış; grafik tasarımını ise yine Fransız fotoğraf sanatçısı Julie BARDOUX üstlendi.

Ronî’den ‘Du Demsal’

Ronî’den ‘Du Demsal’

Diljen Ronî‘nin “Du Demsal/İki Mevsim” adlı ikinci albümü Anadolu Müzik’ten çıktı. Albümün en büyük özelliği, albümde yer alan eserler açısından oldukça geniş ve zengin bir edebi altyapısının olması.

Zira albümde, klasik Kürt edebiyatının önde gelen isimlerinden Melayê Cizîrî‘nin “Dîlberê Îro Seher”, Klasik Kürt edebiyatında yazılı şiirin öncülerinden biri olarak da kabul edilen Baba Tahirê Uryan‘ın “Tu Yî” ile son dönem Kürt edebiyatının usta şairlerinden Arjen Arî’nin Uğur Kaymaz için kaleme aldığı “Berî Her Zarokî” adlı şiirlerine yer veriliyor. Albüm aynı zamanda sanatçının doğup büyüdüğü ve Kürt müziğinin beste kaynağı olan Botan yöresine ait iki eseri de gün yüzüne çıkarıyor. Kürt müziğinde reggae tarzını da deneyen sanatçı, albümdeki müziklerin birçoğunun yaratıcısı olmakla birlikte söz yazarlığı konusunda da var olduğunu gösteriyor. Albümün yönetmenliğini, ünlü müzisyen Ayhan Orhuntaş ve sanatçının ilk albümünde de imzası bulunan Seyithan Kızıl yapmış; grafik tasarımını ise yine Fransız fotoğraf sanatçısı Julie Bardoux üstlendi.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/ KÜLTÜR SERVİSİ

Ji Diljen Ronî ‘Du Demsal’

Ji Diljen Ronî ‘Du Demsal’

Diljen Ronî, bi albûma xwe ya solo ya duyem ‘Du Demsal’ ku ji aliyê Anadolu Muzîkê ve derdikeve û digihe ber destên muzîkhezan.

Vê albûmê hem cih daye newayên muzîka klasîk a Kurdî û şêweyên weke muzîka etnîk, slov rock, caz, reggae hem jî bi şêwazek û dengekî cuda derdikeve ser dika ecibandina guhdêran. Taybetmendiyeke herî mezin a vê albûmê ku hîmê wê li ser berfirehbûn û dewlemendiya berhemên di vê albûmê de ne. Weke mînak vê albûmê cih daye helbesta “Dîlberê Îro Seher” a şairê nemir Melayê Cizîrî ku serkêşê wêjeya klasîk a kurdî ye û herwiha Fîlozofê Alman Goethe ew wisa daye nasandin, “Herin evînê ji wî bipirsin”. Vê albûmê cih daye helbesta “Tu yî” ya Baba Tahirê Uryan ku ew serkêşekî hêrî hêja yê wêjaya klasîk a Kurdî ya nivîskî ye û herwiha wî bi saya nêrîna xwe ya fîlozofî, îmge, têgihiştina xwe ya kûr a bêsînor a li ser xwezayê gelek bandor li ser şa’iren weke Omer Heyyam, Yûnis Emre, Mevlana Celaleddinê Rumî, Feqiyê Teyran, Melayê Cizîrî û Ehmedê Xaniyê ku di pey wî re hatine, hiştiye. Wekî din vê albûmê cih daye helbesta “Berî Her Zarokî” ya Arjen Ariyê ku ew şa’irekî hosta yê wêjaya kurdî yê dema dawî ye. Û ev helbest 21 ê Sermawêza sala 2004 an li ser Uğur Kaymazê duwazdeh salî ku bi sezdeh beran li navçeya Qosera Mêrdînê bi bavê xwe re hatibû kuştin hatiye nivîsandin. Ev albûm şîfreyên peyvên evînê yên şairên Kurd ên berê û yên niha li newayan bar dike û bi hîmê xwe yê nûjen û şêwaza cuda balê dikîşîne ser xwe. Hunermend gelek helbestên di vê albûmê de wî bi xwe afirandine û hunera xwe ya li ser nivîsandina helbestan jî pêşkêşî me dike ku herwisa wî şêweya regae jî di muzîka kurdî de ceribandiye. Derheneriya albûmê, bi taybetî aranjoriya berhemên rock û reggae muzîkjenê navdar Ayhan Orhuntaş û Seyithan Kizil ê ku di albûma yekem de jî îmzeya wî hebû kiriye. Bergsazî û grafîka dîtbarî ya albûmê jî wênekêşa fransî Julie Bardoux kiriye.Albûma bi navê “Du Demsal” bi îmzeya Anadolû Muzîkê derketiye.

DÎHA/AMED