Diljen Roni: Kürtler, Kürtçe Rock’ı daha çok özümseyecek

Pop-rock tarzda şarkıların yer aldığı “Xewna Derew” albümü ile sanatseverlerle buluşan Kürt Sanatçı Diljen Roni, “Kürtler, Kürtçe Rock’ı dinlediğinde daha çok özümseyecek çünkü kendi anadilidir.

Kürt sanatçı Diljen Roni’nin pop-rock tarzdaki şarkılara yer verdiğini yeni albümü “Xewna Derew” (yalan rüya) Kom Müzik’ten çıktı. Albümde Koma Wetan solisti Kerem Gerdenzeri’nin “Sînê” eserini tekrardan yorumlayan Roni, müziğini Hozan Dılgeş’ın yaptığı, sözleri ünlü Kürt Şair Cigerxwîn’in ait olan “Ez û Yar (Ben ve Yar)” şarkısını da seslendiriyor.

“Xewna Derew” albümündeki 9 şarkıdan 4’ünün sözünü yazan Roni, 7 şarkının müziğini ise kendisi yaptı. Toplumsal olaylardan, Cizre’nin kokusundan ve Uğur Kaymaz’dan etkilenip onlarca besteye imza atan Diljen Roni yeni albümü ve Kürtçe müzik hakkında ANF’nin sorularını yanıtladı.

Tarzınızı Ciwan Hoca’ya benzetiyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Kürt müziğinde çok fazla tarz yok. Bu büyük bir eksikliktir. Rock müzik yapan çok az sayıda insan var. Rock müziğinin bazı gırtlak nağmeleri vardır. Kürtçe’de de ilk bu nağmeyi Ciwan Hoca’dan gördük, dinledik biz. Ben de onun hayranıyım. Bu yüzden belki de benim sesimi ona benzetiyor olabilirler. Yoksa, bu benim tarzım ve rahat okuduğum şekilde okuyorum.

90’lı yıllarda Kürtçe müzik uzun süre kendini tekrarladı ancak son dönemde müzisyenlerde ciddi bir arayış gözlemlemek mümkün. Bu arayışa yön veren dinleyici kitlesi midir sizce?

Bir dil sorunumuz var. O dilin insandaki etki sorunu var. Dil üzerindeki asimilasyonun etkileri var. Bir de artık çağ değişiyor ve Cizre’deki herhangi bir insan, telefonundan internete girip Pink Floyd dinleyebiliyor. Bu bizde de bir kamçılanma yarattı. Artık eski şarkıları sevmemeye başladı insanlar ya da yeni doğan jenerasyon direk batı müziği ile doğdu. Çağın gerektirdiği şekilde insanların beklentileri şekillendi. 90’lı yıllarda baskılar en büyük düzeydeydi.

O dönemde Kürt dilinde müzik yapmak ayrı bir duyguya sahipti ve bir hitabı vardı. O döneme ait Kürtçe müzik yapanlar sonraki süreçte bir kısır döngüye girdi ve bana göre çağa ayak uyduramadılar. Şu anki genç müzisyenlerin farklı arayışlarda olmasının nedeni toplumun da değişmesidir. Ayrıca yeter ki konser veremiyoruz. Kitle ile yeterli bir diyaloğa giremiyoruz. İnsanlar Kürtçe müzik konserlerine gidemiyorlar. Bu durumdan kaynaklı da bir kopukluk var.

‘KÜRTÇE POP VE ROCK MÜZİK TARZINA AÇIK OLMAK GEREKİR’

90’lı yıllardaki konjonktür ile şimdiki arasında dağlar kadar fark var. Şimdi insanların çok daha iyi müzikler çıkarması gerekiyor. Bunun bir pazarının da oluşması gerekiyor çünkü biz Kürtçe müzik yapanların en büyük sorunu kitleye yaptığımız müziği aktarma biçimimizdir ve özellikle alternatif müzik yapan ve tutulabilirliği az olan yani dinleyicisi az olan müzik tarzına sahip müzisyenler için.

Benim en büyük misyonum burada, Türkçe Pop dinleyeceğine Kürtler, Kürtçe Pop, Türkçe Rock dinleyeceğine önce Kürtçe Rock dinlesin demektir ve buna göre eserler çıkarmaktır. Kürtçe Rock’ı dinlediğinde bunu daha çok özümseyecek çünkü bu kendi anadilidir. Bu yüzden bu tarzlara açık olmak ve ileri taşınması için kanallar açılması gerektiğini düşünüyorum.

Bir röportajınızda coğrafyanın müzik üzerinde yoğun bir etkisi olduğunu belirtmişsiniz. Cudi dağını ve Marmara denizini nasıl tanımlıyorsunuz? Aradaki fark ne oldu sizin için?

Müzik bir his işidir. Bir şeyler karalamak da bir his içidir. Yaşam içerisinde bu toplumsal bir olay ya da özel bir olay da olabilir, o anın hislerine bakıp hemen bir şeyler yazabiliyorsunuz. Coğrafyanın da insanlar üzerindeki etkisi çok fazla. Oturduğumuz ortam bir insanın ruh halini belirleyebiliyorsa yazdığı şarkı sözlerini, melodileri de belirleyebilir. Ben 8 yıl Cizre’de kaldım. O süre boyunca 2 albüm yaptım orada.

O iki albümümde bir Botan kokusu duyabilirsiniz. Mutlaka vardır çünkü sabahları gözlerimi Cudi Dağı’na açıyordum. Dışarı çıkıyordum ve yine herkes Kürtçe konuşuyordu. Aidiyet duygusu insanın hislerini kabartıyor. İstanbul’a gelinde iş bambaşka bir hale bürünüyor. Herkes Türkçe konuşuyor; farklı bir dil. Ayrıca farklı bir coğrafya.

Albümleriniz arasında bir tarz değişikliği görüyoruz. Bir önceki albümde Kürtçe klasikler vardı şimdi Kürtçe Rock. Bu geçişlerin bir anlamı var mı?

İlk albümümü Çend Gotinen Evine’yi Cizre’de yaptım. İlk albüm olduğu için bir sorumluk hissettim üzerimde. Aslında benim tarzım pop-rock tarzıdır. Kendimi en iyi ifade ettiğim en rahat okuyabildiğim tarz bunlar ama bir yönüm Botanlı olduğu için oranın şarkıları ile büyüdüm. Benim sanatımın alt yapısı Mehmed Arif Ciziri ile doludur. Tabi olanaklar da etkili oldu. Her şeyi bir arada söylemek zorunda kalıyorsunuz. ‘Artık piştim’ dediğimde kendi tarzımı oluşturmam gerektiğini düşündüm.

Evde, konserde ya da başka bir yerde çekilmiş, kaydı alınmış klasik Kürtçe şarkılarını söyledikten sonra Klasike Kurdi albümümü çıkarmaya karar vermiştim. Klasik Kürtçe müziğine uygun olması için bütün detaylarıyla o formatta okudum. Bu albüm beni yansıtıyor. Diljen Roni denildiğinde artık akımıza Xewna Derew gelecek. Çünkü bundan sonraki albümlerim bu ve buna benzer olacak.

Şiirden söz edersek, şiir ve müzik arasında nasıl bir duygu bağı var sizin için? Siz şair misiniz, şiir yazıyor musunuz?

Ben bir şair değilim ama her üç albümde de sözlerin çoğunu ben yazdım. Kani’yi besteledim enstrüman olarak. Söz yoktu onda ama zaten söze ihtiyaç duymadı o. Ben hissettiklerimi yazmaya çalışıyorum. Çevreden çok etkileniyorum; TV haberlerinden, acılardan, dramdan. Örneğin Kani eseri benim Cizre’de, savaş ortamında geçen çocukluğumun bir yansımasıydı. Arjen Ari’nin Uğur Kaymaz için yazdığı Beri Her Zaroki eserinin de müziğini yaptım ikinci albümümde.

Uğur Kaymaz’da çok etkilendim ve bu bende ciddi bir etki bıraktı. Çünkü Uğur Kaymaz’da çocukluğumu gördüm. Benim çocukluğum da onun gibi olabilirdi. Son albümümde daha çok aşktan, aşkın acısından, serzenişlerden, aşkın bıkmışlığından da dem verdim. Örneğin Xewne Drew eseri böyle bir eser. Yani genel olarak yazdığım eserler, başımdan geçenler ve hissettiklerim.

Xewne Derew albümü için bir lansman düzenlediniz 19 Kasım’da. Bu Kürt müzisyenleri açısından pek alışıldık bir etkinlik değil. Siz neden yaptınız? Kürtçe müzik yapanlar adına bir lansman düzenlemek sizce önemli mi?

Artık müzisyenler kendilerini göstermek durumunda. Yaptıkları eserlere önce kendileri sahip çıkmalı. Önce kendi piarını, tanımını yapmalı. ‘Bu eseri ben yaptım, sizler için yaptım. Bunu dinlemenizi öneriyorum’ demesi gerekiyor. Bu kadar teknolojik ağ varken bunun tanıtılmaması sadece albümün yapılıp bırakılması kişinin yaptığına esere de haksızlık oluyor.

Ben bir müzisyenin kendisine haksızlık etmesinden yana değilim. Böyle bir şey düşünüp yaptım ve iyi ki de yaptım. Umarım bu yeni albüm yapacak Kürt müzisyenlerine bir yol olur. Ben stüdyoda bu işin mutfağında yaptım bu işi medyadaki arkadaşları çağırarak ‘bu iş nerede çıkıyor, bunun mutfağı nasıldır?’ göstermek istedim. Medya da bundan memnun kaldı.

Kürtçe Müzik ve Kürt Müziği arasındaki karmaşada sizin yeriniz hangisine daha yakın?

Ben rock müzik yapıyorum. Kürtçe dille rock Müzik yapıyorum. Anlatmak istediğim şey budur. Bu Kürt müziği değil. Benim yaptığım Kürtçe yapılan bir müzik. Rock müziğinin farklı dillerle de yapabilirsin. Kürt müziği diyebileceğimiz şey Dengbejlerdir. İnsanların kavram kargaşası var. Bizler Kürtçe dilinde müzik yapıyoruz. Mesela saksafon kullanıyoruz. Bu Kürt müziğinde yok.

Xewna Derew albümünün içeriği şöyle:

Albümdeki 3 şarkının sözleri Müslüm Aslan’a ait. Diljen Roni, “Xewna Derew” albümünde müzik camiasının ünlü bas gitaristi İsmail Soyberk, müzisyen ve aranjör Ayhan Orhuntaş ve Türk pop müziğinde birçok ismin aranjörlüğünü üstlenen Alper Atakan ile çalıştı. Albüme adını veren “Xewna Derew” şarkısının aranjesini Alper Atakan, diğer şarkıların aranjesini ise Ayhan Orhuntaş üstlendi.

Diljen Roni, 2008 yılında ilk olarak “Çend Gotinen Evine” albümü ile ismini duyurdu ve ardından 2012’de “Du Demsal”, 2018’de “Çile- Klasîkên Kurdî” albümlerine imza attı.

Xewna Derew Albüm Hikayesi

Yakında Kom Müzik etiketiyle çıkacak olan Xewna Derew (Yalan Rüya) adlı albümümüzün oluşum aşamasının hikayesini hazırladık. Albümle ilgili bilgilerin yanı sıra şarkıların kayıt esnasında çekilmiş görüntüleri ile güzel bir anı oluştu. Biz çalarken de söylerken de çok keyif aldık. Umarım siz de keyifle izlersiniz.

Di demeke nêzîk de ji aliyê Kom Muzîkê ve albûma me ya bi navê Xewna Derew dê derbikeve. Me jî ji we re çîroka albûmê amadekiriye. Di çîrokê de ji bilî naveroka albûmê dîmenên dema tomarkirina strananan jî hene. Wexta em dixebitîn me rojên bi kêfxweşî derbas kirin û ev ji me re bû bîranîneke gelekî xweş. Bi kêfxweşî me stra û me muzîka xwe afirand. Ez hêvîdarim ku hûn jî bi kêfxweşî li vê temaşe bikin.

Diljen Roni: Kürt müziği kafelere sıkıştı

Cesim İlhan/ K24 / İSTANBUL / Kürt sanatçı Diljen Roni, coğrafyanın sanat üzerinde etkili olduğunu ifade ederek, Cudi Dağı’na bakarken hissedilen duygular ile Marmara Denizi arasında fark olduğunu söyledi.

Asıl mesleği doktorluk olan Diljen Roni, Türkiye’deki önyargılar sebebiyle yaşanan engellerden dolayı Kürt müziğinin kafelere sıkıştığını vurguladı.

K24’ün soruları ve Diljen Roni’nin yanıtları…

Bölgemizde ve Türkiye’de istediğiniz müziği yapabiliyor musunuz?

Kısmen. Şartlar biraz zor. Sanata dair birçok engel var ama bu sanatın icrasına engel değil daha çok kamçılayıcı bir etki de yaratıyor. En önemlisi dil üzerindeki önyargı ve engeller. Bu bizim sanatı icra etmemizden çok dinleyicilerimize ulaştırma konusunda etkili oluyor. Bu şekilde Kürt müziği daha az görünür hale geliyor ve bir varlık sorunu yaşanıyor. Kürt müzisyenlerin bazıları bu varlık görünme sorununu Türkçe şarkılar da söyleyerek kendini görünür hale getirme çabasına girdiler. Bazıları da kendi tarzından ödün vererek daha çok dinleyiciye ulaşma çabasına yönelmek zorunda kaldı. Geçimini müzik üzerinden kazanan müzik emekçileri de ayrı bir konu. Bu şartlarda istenilen müziği yapmak ekonomik-siyasal özgürlükle birebir bağlantılıdır.

Kürt coğrafyasında çalıştığınız ya da yaptığınız bir eser ile İstanbul’daki çalışmalar arasında bir fark var mı? Yani coğrafyanın sanat üzerindeki etkisini hissediyor musunuz?

Elbette coğrafya etkilidir. Cudi Dağı’na bakarken hissettiğin duygular ile Marmara Denizi arasında çok fark var. Kent yaşamı, hızı, akışı, hayat mücadelesi, ilişki kurduğun insanlar bile etkili olur. Yeni yaptığım albümde bunu daha rahat görebileceksiniz. Bu albümde kent hayatı aşkın her yönünü etkiliyor. Aşk, aynı temel duygular üzerinde olsa da yaşadığın coğrafya aşka bakışını değiştiriyor.

Gitar size çok yakışıyor. Kaç enstrümanla sanat yapıyorsunuz ve bunlardan hangisi sizi daha çok etkiliyor?

Teşekkür ederim. Elbette bağlamanın da hayatımdaki yeri ayrıdır. Müzik hayatıma ilk bağlama çalarak başladım. Daha sonra klasik gitar, sonra akustik gitar, en son da elektrik gitara geçiş yaptım. Bütün enstrümanlara aşığım aslında, her şeyi çalmak istiyorum ama zaman sorunu yaşıyorum. Ama en çok gitar etkiliyor beni.

Doktorlukla insanların hayatına, müzikle de duygularına hitap ediyorsunuz? Hem müzik hem doktorluk yapmak nasıl bir şey?

Aslında çok zor. Çünkü müziğe yeteri kadar zaman ayıramıyorum. Hayatım müzikle geçse de yine de zaman sıkıntısı yaşıyorum. Doktorluğu hayatımı sürdürmek için, sadece para kazandığım bir meslek olarak görmüyorum; aynı zamanda tutkuyla bağlandığım bir meslek. Ve benim için müziğimi besleyen bir tarafının olduğunu da söylemek münkün.

Türkiye’de Kürtçe sanat yapmanın zorlukları nelerdir?

Kürtçe müzik, Türkiye’de önyargılar sebebiyle başlı başına bir engel zaten. Sanat yaparken önünüzde engel hissetmeseniz de yaptığınız şeyi halka ulaştırmakta büyük engellerle karşılaşıyorsunuz. Bir sanatçının en büyük arzusu kendi dinleyicisiyle buluşmasıdır. Bu konuda, mesela konserler için konuşacak olursak, yer ve mekan sorunu üst düzeyde. Buna şöyle bir örnek vereyim; yakın zamanda konser için başvurduğum bazı mekanlar, Kürt sanatçılara konser konusunda yardımcı olamayacaklarını, bu konuda endişe yaşadıklarını söylediler. Hatta başlarına dert almaktan korktuklarını ifade ettiler. Hatta daha vahimi, kendi coğrafyamızda bile bu sorunu yaşıyoruz. Zaten doğru düzgün uygun mekan yok, olanlar da korkudan Kürtçe konsere yanaşmıyor. Maalesef ki kendi coğrafyamızda bile müziğimiz kafelere sıkışıp kaldı.

Tüm bunlara rağmen sanat aşkından, Kürtçe müzik yapmaktan vazgeçmiyorum. Çünkü bu benim için hem kültürel bir sorumluluk hem de yaşam biçimi.

Kürt müziğinin en çetin sorunları ve eksikleri nelerdir?

Kürt müziğinin bana kalırsa en büyük sorunu arabesk formlara kayması. Bu, benim bu tarza karşı olduğum anlamına gelmesin. Kaliteli yapılan her işe saygım sonsuz. Arabeskleşmenin sebebini de anlıyorum. Toplum yaşadığı sıkıntılar sebebiyle bu tarzın alıcısı olabilir. Ama bunu kullanarak, nasılsa talep var diye, kaliteden uzak ve duyguları bu kadar suistimal eden şarkıların yapılması beni endişelendiriyor toplum adına.

Bir diğer sorun, ki aslında belki de tüm sanat camiasını ilgilendiriyor bu, yeni bir şey yapsanız da piyasası yok. Mesela çok farklı tarzda ve elinden gelenin en iyisini yapmak için mücadele veren sanatçı arkadaşlarım var. Fakat bunu halka ulaştıracak kanalımız yok. Sanat, kafelere sıkıştı demiştim, bir de tabi düğün salonlarına sıkıştığını söylemek gerek.

Şunu itiraf etmelim ki, sanat yapmak ciddi bir emek ve maddi kaynak isteyen bir iş. Bir şarkıyı evde bir gitarla çalıp kaydetmiyorsunuz çünkü. Onu çaldırmak, arenje etmek, bastırmak hepsi para demek. Ve eğer düğün salonlarına direniyorsanız ve çizginizden ödün vermek istemiyorsanız sanat yapmanın külfeti de hep daha fazla oluyor.

Dengbêjlerin Kürt müziği ve kültüründeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sözlü ürünler, yazılı döneme geçinceye kadar bir kültürün, bir tarihin başlıca kaynakları olmuştur. Bizde de bunu sağlayan dengbêjlerdir. Dengbêjler için bizim ‘tarih kitaplarımız’ demek mümkün. Hatta yasaklı bir dile sahip insanlar olarak, yazılı döneme geçtikten sonra bile dengbejlerin bu misyonu uzun süre sürdürdüğünü söylemek yanlış olmaz.

Dengbêjler hem tarih kitabı niteliği taşırken hem de müziğimizin temelini oluşturması bakımından önemlidir. Sanatımız, dengbêjden doğdu; bunu inkar edemeyiz.

Klasik Kürtçe şarkıları ile modern Kürtçe şarkılar arasında nasıl bir fark var?

Kürtçe şarkılar, içinde geleneği, daha çok köy yaşamını, acılarımızı, kültürümüzü  barındırıyorsa buna ‘klasik Kürtçe şarkılar’ diyoruz; ki dengbêj kültürü de buna dayanır. Modern Kürtçe şarkılar ise şehirleşmeyle ve yeni yaşam tarzının oluşması ile, önce sözlerden çok müziğin batılılaşmasıyla başladı. Doğal olarak zaman içinde sözler de daha kentli hale geldi.

Her ikisi de farklı bir zevk, farklı bir duygu. Modern müzik ağırlıklı şarkılar üretmeme rağmen, klasik parçalarımızdan da kopamayan bir insanım. Hem dinlemekten hem yorumlamaktan çok zevk alıyorum doğrusu.

İlk albümlerinizle son albümünüz “Çilê” arasında nasıl bir fark var?

Az önce söylediğim gibi ben klasik Kürtçe şarkıları yorumlamayı çok seviyorum. Ama öte yandan modern müziğe yönelik çalışmalarım da var. Bu nedenle ilk albümlerimde modern tarz ağırlıklı olmasına rağmen Klasik şarkılara da yer verdim. Sonuç olarak tam bir tarz albümleri değildi. Fakat Çilê albümünde tarzları ayrıştırmak istedim. Çilê ile daha önce seslendirdiğim klasik şarkıların yanı sıra farklı yorum katarak seslendirdiğim klasik şarkıları bir araya getirdim. Çilê, klasik Kürt müziği albümü oldu.

Modern şarkılarımı ise bitmek üzere olan yeni albümüm Xewna Derew ile  (Yalan Rüya) bir araya getirdim. Onun da müjdesini vereyim. Pop rock türünde yaptığımız, dinleyicilerimizin de çok beğeneceğine inandığımız, ağırlıklı olarak kendi imzamı taşıyan bir albüm geliyor.

Kürt coğrafyasındaki aşk ile İstanbul’daki aşkın sanatınıza yansımasını nasıl tarif edersiniz?

Sadece İstanbul demeyelim ama sanırım büyük şehirlerde aşk yaşamak ‘yalan rüya’ gibi. Tabi insan her yerde hayal kırıklığı yaşar, kastettiğim şey kesinlikle bu değil. Ama büyük şehirlerin keşmekeşi içinde insan aşktan zaman çalıyor. Kalabalıklar, derya deniz gibi sorunlar arasında aşk eksilen taraf oluyor. Çapkın gönüller için ise ayrıca riskler var tabi (gülüyoruz.) Bu nedenle büyük şehirlerde yaşanan aşk daha çok hassasiyet istiyor.

Kürt coğrafyasında ise aşkı korumak daha fazla mümkün. Ama avantaj mıdır, dezavantaj mıdır bilemem ama aşk büyük şehirlerde daha özgür yaşanıyor. Bu da bir gerçek.

Önümüzdeki zamanlarda nasıl projeleriniz var?

Az önce bahsettiğim albümüm ‘Xewna Derew’ çıkmak üzere. Bu dönemde albümün klip çekimlerini yapıp sevenlerimle buluşturmaya yönelik çalışmalar yapacağım. Ve beste yapmaya devam …

Mihemed Şêxo’nun şarkılarını çok güzel okuyorsunuz. Nasıl keşfettiniz?

Çok teşekkür ederim. Ben de çok severek ve zevk alarak okuyorum. Şarkıların duygusu dinleyiciye geçiyorsa ne mutlu bana. Biz kırılgan zamanlarda Mihemed Şêxo’nun şarkıları ile büyüdük, onun şarkıları ile hayata tutunduk. Şêxo, ruhumuzda iz bıraktı. Onun şarkılarını yorumlamak, sevdirmek, genç nesille buluşturmak benim için bir onur.

Son soru olarak sizden biraz hayal kurmanızı isteyeceğim. Gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Doğduğunuz topraklardasınız. Elinizde saz var, hangi şarkıyı söylemek istersiniz?

Çok severek ve duygulanarak okuduğum bir şarkı var. Sözlerinde diyor ki;

Ey Felek, ji bo te dinalim, ji bo çi nêrgiz çilmisîn

Ew çima bextê me ho ye

Em bê dost û bêkes in

(‘Ey felek, senden dolayı inliyorum. Neden nergisler soluyor? Neden bahtımız böyledir, dostsuz ve kimsesiziz?’ şeklinde Türkçeye çevirmek mümkün.)

Teşekkürler….

PORTRE/DILJEN RONÎ

Diljen Ronî, 1981 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başladı. Lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayıp, 1998 yılında Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. Üniversitede çeşitli müzik grupları ile çalışmalar yaptı. 2006 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra doktor olarak çalışmaya başladı. Daha sonra bir grup müzisyen arkadaşlarıyla ilk albümü için çalışmalara başlayan Diljen, “Çend Gotinên Evînê…” yani ‘Bir Kaç Aşk Sözcüğü’ anlamına gelen ilk albümünü çıkardı. 2012’de “Du Demsal” (İki Mevsim) albümünü çıkardı. 2017’de de “Klasîkên Kurdî” (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği “Çilê” albümüyle müzikseverlerinin karşısına çıktı.

Diljen Ronî şimdilerde hem müzik hem de doktorluk çalışmalarını birlikte yürütüyor.

Diljen Ronî: Huner û bijîşkî her du jî derman in

Hunermendê Kurd Diljen Ronî li, aliyekî bijişkiyê dike li aliyê din jî stranan dibêje. Heftya raborî albûmeke wî “Klasîkên Kurdî” li ser platforêm dijîtal hate weşandin. Ew dibêje hem bijîşkî û hem hunermendî heman tiştin her du pîşe jî ji başiya rihê mirovan in.

Hunermendê Kurd Diljen Ronî di sala 1981an de li Cizîrê ji dayîk bûye. Di deh saliya xwe de ji ber sedemên siyasî tevî malbata xwe koçî Amedê dikin. Li Zankoya Wanê beşa TIPê dixwîne û di wê navê de jî li zankoyê komên muzîkê ava dikin û li kafe û baran stranan dibêjin. Piştî zanko bi dawî dibe Diljen Ronî dibe bijîşk û careke din vedigere Cizîrê û li vir hem helbestan dinivîse û staranan dibêje û hem jî bijîşkiyê dike. Piştî xebata 8 salên li Cizîrê, vê carê jî berê xwe dide Stenbolê û ev 5 sal in ku li vir dijî. Hunermendê Kurd Diljen Ronî heftaya raborî albûmek derxist li ser platforma dijîtal, bi navê “Klasîkên Kurdî” ku ji 7 stran pêk tê. Li gorî Diljen Ronî hem bijîşkî û hem jî mûzîk her du jî wek dermanê rihê mirovan in.

Hunermendê Kurd Diljen Ronî ji K24ê re wiha diaxive: “Ez dibêjim her du jî derman in. Diktorî jî derman e, huner jî derman e, dermanê dila ye dermanê rihê mirov e.”

Hunermendê Kurd yekem albûma xwe ya bi navê “Çend Gotinên Evîniyê” di 2008an de de derdixe û ew albûm di warê jiyana profesyonel ya muzîkê de pêşiya wî vedike. Di sala 2012an de jî albûma xwe ya duyemîn derdixe ya bi navê “Dû Demsal” ku bi milyonan Kurdî li wê albûma wî guhdarî kiriye. Li gorî Diljen Ronî di her warî de Kurdbûn, sedemek e ji bo derxistina zehmetiyan.

Diljen Ronî dibêje jî: “Ez dema biçim Diyarbekir Amedê, ez bêjim ez ê konserê bidim, cih tûneye, problemeke gelekî mezin e. Ji ber şertên Rewşa Awarta û ji ber Kurdîtiyê. Dema em diçin konsertekê didin dibêjin zimanê wê çiye? Ku em dibêjin konserta Kurdî ye hertişt tê guhertin.”

Li gorî Diljen Ronî divê hunermendên Kurd mûzîka Kurdistanê pêşvetir ve bibin. Ger muzîka rockê bê çêkirin divê şêwaz jî bi şêwaza rojavayî bê xwendin ne gêlêrî. Ciwan Haco di vî warî pêşiya wan vekiriye. Ew jî divê jê bi gavekê pêştir ve biçin.

Diljen Ronî got: “Em herdem aynî tiştî çêdikin. Muzîka rock çêdikin lê em xwendinê dîsa wek xwe dixwînin. Wek gelêrî dixwînin. Şêwe jî dev jî bi xwendina Rojavayî em naxwînin. Ez naxwazim bêjim starnên gelerî çênekin, çêkin lê divê êdî hest hevdû bigirin. Ji ber wê ez dibêjim, ev rexneyeke hem ji bo xwe dibêjim û ji bo hemû hunermendên Kurd dibêjim.”

Diljen Ronî di albûma” Klasîkên Kurdî” de enstûrmanên wek; Lafta, sazbûş, tenbûr, dîvan, dûdûk, mey, bendîr û erbane bikaranîne. Wî bi bikaranîna van enstûrmanan xwestiye taybetmendiya stranên klasîk ên Kurdî biparêze. Lê di albûka ku dê 3 meh bişûnde derxe, serdanpê şêwaza rojavayî û enstûrmanên li gor wê bikaraniye. Ew dibêje her hunrmendekî Kurd ji bo klasîk û muzîka rojava wek pirekê ye. Loma divê klasîk wek kalsîkan, starnên rojava jî wek rojavayî bên xwendin.

K24

Diljen Ronî: Meşhur olanı değil, bende etki yaratanı okudum

Şerif Karataş, Kürtçe müzik yapan Diljen Ronî ile Klasîkên Kurdî (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği Çile albümü üzerine konuştu.

 

Kürtçe müzik yapan Diljen Ronî, bu kez Klasîkên Kurdî (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği Çile albümüyle müzikseverlerin karşısına çıktı. Ronî’nin üçüncü albümü Çile, Kürtçe ilk dijital albüm olma özelliğini taşıyor. Albüm, yayınladığı mevsimden dolayı adını Kürtçe’de ‘kış’ anlamına  gelen “Çile”den aldı. Ronî, daha önce sırasıyla Çend Gotinên Evînê (Aşka Dair Birkaç Söz) ve Du Demsal (İki Mevsim) isimli albümleri çıkarmıştı.

İLK KEZ ZAZACA ŞARKI SESLENDİRDİ

Diljen Ronî ile son albümü Çile üzerine sohbet ettik. Ronî, çocukluğundan bu yana dinlediği ve zaman zaman söylediği klasik şarkıları albüme taşıma isteğiyle bu projenin ortayı çıktığını ifade etti. Albümde Dayê Dayê şarkısı dışında kalanlar ağırlıklı olarak aşk şarkılarından oluşuyor. Diljen Roni, dinleyicisinden gelen “Zazaca şarkı okuması” yönündeki taleplerden dolayı albümde ilk kez Zazaca şarkı olan Daye Daye’yi seslendirdiğini söyledi. “En meşhur olanı değil, bende etki yaratan şarkıları okudum.” diyen Ronî, albümde Ay Dil Dilo Lo, Dayê Dayê, Dil Kuştiyê, Dîlberam Dîlber, Dilo Ez Bimrim, Gulîzar ve Te Ez Kalkirim eserlerini kendi müzikal formlarıyla yorumladı.

ÇILE, KÜRTÇE İLK DİJİTAL ALBÜM

Günümüz teknolojisiyle CD albümü çıkarmanın artık gereksizleştiğini düşünen Ronî, “Çünkü, baskı bir etiketten öteye gitmiyor. Kom Müziğe ilk gittiğimde, albümü dijital basmak istediğimi söyledim. Onlar da bunu olumlu karşıladılar.  Çile, Kürtçe ilk dijital albüm oldu. İlkler bizim olsun” dedi.  Son dönemlerde internet üzerinde beli başlı sitelerin yaptığı uygulamalarla korsan yayının önüne geçildiğini anlatan Ronî, sanatçıya cüzi de olsa telif ödemek zorunda olduklarını belirtti ve bunu olumlu gördüğünü söyledi.

‘DENİZE BAKINCA HİS OLARAK OKUYAMIYORUM’

Ronî, öğrencilik dönemi dahil olmak üzere yaşamının büyük çoğunluğunu bölgede geçirdi. Birkaç yıldır ise yaşamını İstanbul’da devam ettiriyor. Ronî, coğrafya değişikliğinin müzikal çalışmalarına etkisine ilişkin “Yeni bir albüm yaptım. Modern bir albüm, o albümü dinlediğiniz zaman, İstanbul’un etkisini görebilirsiniz. Cizre’deyken gözümü açtığım zaman, her şey Kürtçe… İstanbul’a bakınca öyle mi? Değil. Denize bakınca “Ay dil dilo” şarkısını his olarak okuyamıyorum. Daha farklı bir duygu ve hisse kapılıyorsun. Tabi bu iyi, bu kötü anlamında söylemiyorum. Coğrafyanın bir insanın duygusuna, düşüncesine ve müziğine olan etkisinden bahsediyorum. İkisi de güzel şey.”

DENGBEJLER ÖNEMLİ

Dengbejlerin Kürt kültürüne olan katkılarına vurgu yapan Diljen Ronî, yapılan yanlışlara, kavram kargaşasına dikkat çekerek, “Biz Kürt müziği yapmıyoruz. Biz dünyanın kabul ettiği bir tarzı kendi ana dilimizde okuyoruz. Bu kavramın iyi oturması lazım.” dedi. Ronî, bunun için hem Kürtçe müzik yapanlara hem de Kürtçe müzik dinleyicilerine önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü ifade etti.

OHAL DUBLE ALBÜM YAPTIRDI!

Diljen Ronî, sohbetimiz sırasında alternatif ve Kürtçe müzik yapan sanatçıların karşılaştıkları zorluklardan bahsetti. Özellikle OHAL döneminde çıkan KHK’lerle ülkenin yönetildiğini aktaran Ronî, bu nedenlerle dinleyicilerle buluşmakta zorluk çektiklerini belirtti. Ronî, bölgedeki belediyelere atanan kayyımları hatırlatarak şunları ifade etti: “Diyarbakır’ın ortasında bazı mekanlarda yer bulamıyoruz. Mekan sahipleri ‘Kürtçe söylüyoruz’ diye yer vermiyorlar. O mekanlar bizim kültürümüz üzerinden milyonlarca lira para kazanan mekanlar. Onun dışında korku da var. Merak ettim, şarkılarımın dinlenme oranına baktım. Çözüm sürecinde patlama yapmış. İki-üç kat. Çözüm sürecinin bitmesinden sonra büyük bir düşüş olmuş. Eminim bu sadece benimle alakalı değil. Kürtçe müziğin yaşadığı bir sorun. İnsanlar dinlediği müziği sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmaya korkar hale gelmiş. Çok sayıda kanalımız vardı. Onlar kapatıldı. İnternet siteleri, gazeteler kapatıldı. Bu yaşananlar bizlere büyük darbeler vurdu.”

Bütün baskıya karşın bu sürecin Kürtçe müziğe yeni bir soluk getirebileceğini söyleyen Ronî “Belki bir albüm yapacaktık. Ama iki albüm yaptım. OHAL bende duble albüm yaptı” dedi.

Cizre’den ‘Çend Gotinên Evînê’

Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi/ Diljen Roni, Cizre’de yaşanan acılara sırtını dönmeden aşktan söz eden şarkılar söylüyor. ‘Çend Gotinên Evînê’, yani ‘Aşka Dair Birkaç Söz’ adını taşıyan albümü Anadolu Müzik etiketiyle çıktı

 

İSTANBUL – Şimdilerde kuyulara vurulan her kazmanın, yıllarca karanlıkta kalmış bir başka faili meçhul cinayeti aydınlatma umudunu beslediği Cizre’de, kayıp yakınlarının öfke yüklü sessizliğinin arasından yükselen sesiyle Diljen Roni, belli ki hayatı selamlamak istemiş. Ve sözü tüketen zulme, acıya, vaktiyle cömertçe boşalmaktan artık kurumuş göz pınarlarına sırtını dönmeden, ‘aşka dair birkaç söz’ söyleyesi gelmiş.
Diljen, ‘yürek sızısı’ demek. Sızlayan yüreklere yalnızca dağlayan sesiyle değil, mesleği olan doktorluğu doğduğu topraklarda sürdürerek çare olmanın peşinde Diljen. Yapımcılığını Anadolu Müzik’in üstlendiği ‘Çend Gotinên Evinê’ (Aşka dair birkaç söz) adlı albümdeki 10 şarkıdan altısının bestesi Diljen Roni’ye ait, dördü anonim ama pek bilinmeyen şarkılardan. Ve Diljen’de tüm bu cümlelerden daha fazlası var:

Cizre’de başlayan ve dönüp dolaşıp yine Cizre’de süren müzik maceranı anlatabilir misin?

Müzikle tanıştığımda 12 yaşındaydım. 1993’de Cizre’den Diyarbakır’a taşındık. Müzikle ilişkim bu kent sayesinde gelişti. Üniversite sınavlarında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanmam, gelişimimi daha da hızlandırdı. Tıp eğitimim boyunca hiç ara vermeden okulun müzik çalışmaları içinde oldum. Cizreli Bedirhan ailesindenim. Bu ailenin Kürt kültürü ve edebiyatında pek çok ilke imzasını attığı biliniyor. Böylesi bir ailenin mensubu olmak da üzerimde olumlu etki yaptı. Dengbejlerle büyümek insanın ruhunda son derece güçlü izler bırakıyor. Yaptığım müziğin üzerinde onların tartışılmaz etkisi var. Tüm modern Kürt müziği yapanlar gibi ben de Civan Haco’dan etkilendim.

Kendini içinde tanımladığın modern Kürt müziği geleneksel Kürt müziğinin yanında kabul görüyor mu?

Yaşlı ve orta yaşlı Kürtlerin arasında geleneksel Kürt müziğinin yerini hiçbir tarzın alamadığını görüyorum. Bu kesim modern Kürt müziğini şiddetle reddediyor. Oysa Kürt kültürünün gelişmesi için yeni tınılara, yeni seslere ihtiyaç var. Gerek bestelerimle, gerekse yaptığım düzenlemelerle Kürt müziğine birşeyler katmak istedim ve ‘Çend Gotinên Evinê’ (Aşka dair birkaç söz) böyle doğdu. Yaptığım bu albüm Cizre için de bir ilk oldu. Daha önce Cizreli hiçbir sanatçının böyle profesyonel manada yaptığı bir albüm yok.

Albümünün Türkçe karşılığı ‘Aşka dair birkaç söz.’ Nedir bu sözler?

Mesaj ve duygularımı müziğin tınısı ile vermeyi tercih ettim. Yaşadığımız topraklar zaten her daim acı dolu. Büyük acılarla yoğrulmuş topraklar, büyük aşkları da besler. Benim parçalarımın da tümü yaşanmış acı dolu aşklar üzerine. Hepsinin teması birbirine çok yakın: Hüzün, acı, ulaşamama, kavuşamama… Niye böyle? Çünkü mutlu aşkın yazılı tarihi yoktur. Dengbejlerin aşk hikâyelerinden bugünün aşklarına doğru; aşkın evrimini anlatıyorum albümde. Örneğin Narine, eski aşk hikâyelerine örnektir. Botan bölgesine ait anonim bir şarkı. ‘Were’ (gel), ‘Gulek’ (gül), yeni ve moderm zamanlar aşklarına ait parçalar.

Şarkılarının gerçek hayatla bağı var mı?

Evet, albümdeki şarkıların bazılarının hikayesi var. Mesela ‘Were’ hikâyesi olan bir şarkı. Kanserli bir kıza yazılmış. Kız kanser olduğunu öğrendikten sonra sevgilisinden ayrılıyor. Fakat kız ne sebeple ayrıldığını sevgilisine söylemiyor. Sevgilisi gerçeği öğrendikten sonra kıza büyük bir tutku ve hüzünle yakarıyor: “Gel ceylan gözlüm/ Yüreğime giden yol açılır senin için/ Ve sen konakla senin için ayrılan yere/ Hayır hayır istediğin yere/ Çünkü bu yüreğin tek sahibi sensin”