Kayıp sesin izinde bir iz

Kayıp sesin izinde bir iz

TİROJ DERGİSİ/ SİNAN GÜNDOĞAR/ DILJEN RONÎ

Yüzyıllar öncesinde üretilen bir müzikten ne kadar günümüzde bilinmektedir. Herhangi bir kültüre. Herhangi bir dile ait bir müzik, üretildiği zamanın motiflerini koruyarak geleceğe ulaşabilir mi? Üretildiği yüzyılda “yeni” olan bir eser, yüzyıllar sonrasında “eski”r mi? Başka bir açıdan bakılacak olursa, “yeni” bir üretin gerçekten yeni mi, yoksa “eski”nin değiştirilmiş farklı bir görünümü mü?

Yukarıda sorulan ve sayısı çoğaltılabilecek soruların “sözlü kültür”e yönelik olduğu düşünüldüğünde, iş tamamen içinden çıkılmaz bir hal alır. Çünkü dilden dile aktarılan bir ürünün, aktarıcının beğenisi ve birikiminin etkisiyle şekil değiştirmesi kaçınılmazdır. Şimdi bu bilgilere birde dili yasak bir sözlü kültür öğesi katalım. Geçmişten günümüze ulaşan Kürt müziğinin zengin sözlü ürünlerine bakıldığında, asıl kaynağın büyüklüğü hakkında fikir yürütülebilir.

Peki ama, yakın zamanlarda kayıt altına alınan kasetler, plaklardaki ürünler, geleceğe yeterince taşınabiliyor mu?

Tüm bu soruların asıl sebebi, Kürt müziğinde, farklı yönelimlere kaynaklık edebilecek değeri bilinmemiş bir sanatçının varlığıdır. Bu sanatçı, Miradê Kinê yada bilinen adıyla Mirado’dur.

Bir rübap ustası

Batman’a bağlı Gercüş’ün Geracehfer köyünden doğan Mirado’nun rübaptaki ilk ustaları, babası Ferhat ve amcası Reşit’tir. Ancak söz konusu ustalık, bilinen haliyle usta-çırak ilişkisi şeklinde gelişmemiştir. Mirado, evinde babasının çalmasına dikkat ederek, kendi kendine geliştirir rübabı. Amcasıyla birlikte Suriye’ye yaptıkları bir ziyaret sırasında, sırada bulunan insanlar gencin kim olduğunu ve rübap çalma konusundaki hünerini sorarlar. Mirado da , amcasının yanında çalmak istemez ancak ısrarlara dayanamayıp, “Seyrê”yi söyler. Enstrümanı çalış tekniği ve sesini kullanma biçimiyle kısa sürede tanınır. Elektriğin olmadığı evlerde, Almanya’dan gelen ve pille çalışan teyplerle kaydedilen korsan kasetlerle elden ele, yayılır Mirado’nun müziği.

Mirado, kendine has üslubuyla geleneksel Kürt müziğinin belleği olur. Düğünlerdeki coşkuyu sunan diloklarıyla Kürt tarihindeki beylerin kahramanlıklarını anlattığı “Şer”ler ve Kürtlerin yüreklerinde onulmaz yaralar açan ağıtları sunduğu “lawik”larıyla, Mirado, kendinden önceki birikimi tarzıyla bütünleştirip, halkın beğenisinde kendine has bir yer edinmeyi başarmış bir sanatçıdır.

Mirado’nun stüdyo yüzü görmemiş ev kayıtlarıyla oluşturulan albümlerinin sayısı 20’nin üzerindedir. Buna karşın, Mirado’nun albümleri hâlâ kötü ses kalitesiyle CD haline getirilip satılmakta, Kürt müziği açısından önem taşıyan bir sanatçıya gerekli ilgi ve saygı gösterilmemektedir.

Bugün Mirado’nun yaşamı, albümleri ve müzikal yönelimleriyle ilgili bilimsel çalışmalar yapılması, kayıtların stüdyo ortamında elden geçirilip yeniden yayımlanması, öncelikli görevler olarak düşünülmelidir.

Diljen Ronî’nin Mirado yorumu

Mirado’nun müziği ile ilgili söylenebilecek diğer ayrıntı ise, Kürt müzisyenlerin bu önemli kaynaktan yararlanma biçimleriyle ilgili bilgi verecek niteliktedir. Mirado’nin müziği, geleneksek Kürt müziği formundan, flamenkoya, rock ve caz’a kadar farklı müzikal formlarda sunulabilecek kadar geniş bir yelpazeyi bünyesinde barındıran orijinal bir müziktir. İyi bir dinleyici, birikimli bir müzisyen, Mirado’nun rübabıyla çaldığı kimi eserlerde, flamenkonun ritmik gitarlarını, elektro gitarın solosunu duyabilir. Sadece bu yönler bile, Mirado’nun hangi açılardan değerlendirilmesi gerektiğini belirtebilir.

Şuana kadar belirtilen yargılara bakılarak, hiçbir müzisyenin Mirado’nun eserlerinden yararlanmadığı sonucuna ulaşılmamalıdır. Farklı zamanlarda kimi Kürt müzisyenler bu zengin kaynağın farkına vardılar ve onun eserlerini albümlerinde kullandılar. Ciwan Hacao, Jan Axin ilk akla gelenlerden ikisini oluşturuyor. Her iki sanatçı da, Mirado’nun eserlerini kendi tarzlarıyla yoğurup dinleyiciye ulaştırdılar.

Birkaç hafta önce çıkan bir albüm, Mirado’nun müziğindeki farklı bir yönü de ortaya koydu. Diljen Ronî’nin “Çend Gotinên Evînê” adlı albümünde Mirado’nun iki eserine yer verilmiş. Seçilen eserler ile eserlerin sunumundaki müzikal altyapı gerçekten dikkat çekici. “Navê Keçikê” adlı eserin düzenlemelerinde Diljen, eserin coşkusunu başarılı bir şekilde sunuyor. Ancak vokalin bitiminin ardından değişen ritmin birdenbire “hipop”ı andıran bir altyapıya dönmesi Mirado’nun farklı bir eserindeki “anlatı” bölümünün kullanılmış olması, deyim yerindeyse Mirado’nun “rap” okuduğu izlenimi uyandırıyor.

Diljen Ronî’nin albümünde kullandığı “Awirên Esmeran” Mirado’nun ikinci eseri. Bu esrde yer yer rock, yer yer caz tınılarını bulmak mümkün. Diljen Ronî, Mirado’nun şarkılarındaki altduygu ile, müzikal çeşitliliği gerçekten çok iyi bir şekilde yakalamış.

Diljen Ronî’nin albümünü sadece Mirado’nun şarkılarına dayanması yönüyle sunmak, sanatçıya büyük haksızlık olacaktır. Çünkü albüm, sanatçının dingin söyleyişi, yumuşak ses rengiyle kendi dinleyici kitlesini oluşturacak gibi görünüyor. Diljen Ronî, albümü sadece geleneksel Kürt müziği üzerine kurmayarak, bugüne dair söyleyecek sözünün olduğunu ortaya koyuyor. Albümde yer alan 10 eserden beşinin söz ve müziğinin Diljen’e ait olması, sanatçının üretici yönünü de gösteriyor.

Albümde birde Seyithan Kızıl ile Diljen Ronî’nin imzasını taşıyan “Kanî” adlı enstrümantal bir eser bulunmakta. Bu eserin yakın bir zamanda, birçok filmin, belgeselin altyapısını oluşturacağını belirtmek abartı olmayacaktır. Çünkü akılda kalan etkileyici melodisi ve enstrümanların uyumuyla “Kanî”, Kürt müziğinde göz ardı edilen enstrümantal müzikte de nitelikli eserlerin üretilebildiğinin bir kanıtı durumunda.

Çend Gotinên Evînê”, krizden üretimsizliğe kadar bir çok farklı gerekçeyle durgunluk yaşayan müzik piyasasına canlılık katacak bir albüm. Yeter ki, albümün tınısı, dinleyiciyle buluşsun. Bu tını, dinleyiciyi kendine çekecektir.

Sinan GÜNDOĞAR / Tiroj Dergisi / Mart sayısı

YAKISINI DAĞLARA, RENGİNİ DİCLEYE VEREN SES: DILJEN RONÎ

YAKISINI DAĞLARA, RENGİNİ DİCLEYE VEREN SES: DILJEN RONÎ

KURDSHOW/ DILJEN RONÎ

Sarp bir coğrafyanın gökyüzüne doğru uzanan yeşilliği içinde ve yeşilliğin sularına serinliği düşen asi renkli ışıl ışıl sabahları olan bir yerden alır köklerini Diljen.

Yıkımın, kan, gözyaşı ve acının eksik olmadığı bu topraklarda söylenmesi gerekenin etkisini göstermesi için ayakları yere basan bir şekilde telaffuz edildiği bu kızgın yıllarda ardımızda kalanlar kadar ulaşacaklarımıza dair de söylememiz gereken o kadar çok şey var ki…

Yıkım ve yaratım kaosunda tıpkı köklerini aldığı toprakları gibi derinden tok ve duygu nehrinden geçen sesiyle yankısını dağlara rengini Dicle’ye akıtarak bir uzun yolculuğa hazırlanarak söylüyor Diljen…

Kalbine dokunur her şey sanatçının, kalbinde kıvılcıma dönerek. Hele şiirle, nota ile eğiliyorsa tepeden tırnağa sese kesilir. Kalbinin hassasiyeti adına yansımıştır, içten dokunup içten söyleyişinden ve yanışından. “ Were” derken ki çığlık çığlığa samimiyetinden anlarsınız. Ama onun yüreği aydınlığa koşar. Çünkü umuda gebedir Diljen RONÎ’ nin melodileri.

Yakın bir zamanda çıkan albümün adı “Çend Gotinên Evînê” yani ”Aşka Dair Birkaç Söz“, albüm 10 parçadan oluşuyor. Aşk eksenli eserler topluluğu bir üçgene yerleşiyor, hüzün, duygu ve hareketli melodilerin dokunuşuyla. Kısa bir zaman dilimi ama iddialı eserlerle müzikseverlerle buluşan bu albümün sahiplenileceğine inanıyoruz.

Diljen RONİ’yi bulduk hem kendisini hem de albümü daha iyi anlamak adına keyifle gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi olduğu gibi sunuyoruz sanatseverlere…

1-Sevgili Diljen; Şekillenen sanatsal yürüyüşünüzün geçmişi hakkında bize bilgi verir misiniz? Diljen RONÎ kimdir normal hayatında ve sonra sanatsal hayatında… Onun sanatsal kişiliğini şekillendiren faktörler ve bu yolculuğu ciddiye almasını doğuran etkenler nelerdir?

– İlk bağlama çalışımı hatırlıyorum henüz 12 yaşındaydım. Nota ve şan eğitimi almadan başladığım bu yolculukta hep tek başınaydım ve zorluklarını bilmeden giriştim bu işe. Aslında bir kademe işiydi, her seferinde önüme yenilikler çıkıyor ve bu yeniliklere yoğruluyordum çoğu kez, o zaman ortaya farklı bir renk çıkıyordu hem benden hem de yeniliklerden. Bağlama da çaldığım ilk ezgi “Bingol şewitî” oldu. Sevincim çaldığım ezginin içeriği ile ne kadar ters duygulanım olsa da bir şeyler başarabilmenin mutluluğu vardı ve o gün belki defalarca çaldım aynı ezgiyi… ilk böyle başladım ve bende yeni bir parça daha çalma isteği doğurdu, parçalar çoğaldı, bazen kaç parça çalabiliyorum diye sayımlar bile yaptığım olurdu. Sonra kendi ezgilerimi yapmaya başladım. İlk başta yaptığım her ezgi dinlediğim diğer parçalara çok benziyordu. Sonra aşık oldum, duygulandım, kendi aşkı mı anlattım, yaşadım, hissettim ve hislerim hiçbir melodiye benzemiyordu. Bu parçalar gitgide arttı. Artık bana ait olan eserler vardı.

Aslında üniversite yıllarıydı müziğe bağlanmamı sağlayan, çünkü derinden etkileyen ilklerimi o zamanda yaşamıştım. ilk hüznüm, ilk aşkım, ilk ayrılışım, ilk yazışım ve ilk bestem, aşka dair tüm ilklerim üniversite zamanında oldu. Beni benden alan, uzaklara götüren, artık yaşamdan öte olan bir yalnızlığın karanlığına gömülmüş bir yüreğin ilk ağlayışlarının tınılarıyla başladı her şey. Hissettim ve çaldım… Çalarken ağladım. Ağlarken çaldım ve yazdım. Her ağlayışım bir isyan oldu. Adı ne olursa olsun bu yüreğimin bir isyanıydı, soyadı ise “Çend Gotinên Evînê”.

2- Buraya kadar gelebileceğinizi tahmin etmediğinizi ifade etmişsiniz bir röportajda biraz açar mısınız..?

– Cizre de ilk bağlamayı elime aldığımda müzisyenliğin ruhunu taşımayı bırakın bir kenara daha o zamanlar Kürtçe müzik nedir bile bilmiyordum. O zamanlar Şıvan PERWER ve bazı dengbêjleri duymuştum sadece. Yaratıcılığın ilk adımını müziğe olan ihtiyacımdan attım galiba. Isınmak için yakacaklarımız benim için bağlamamın teknesi , balık tutmak için kullandığımız misina ipleri telleri, inşaatlardan arta kalan paslı çiviler de kulakçıkları oluyordu. Minik parmaklarımla vurduğum her ses yeni bir heyecan yaratıyordu ve beklide ileride gelecek melodileri müjdeliyordu ama o an çocukluğumun hiç olmamış oyuncaklarına bir yenisi ekliyordum sadece. İnsan yaşamının bile geleceğini tahmin edilemeyen bir coğrafyada çocukluğum geçti. Çoğu kez yaşamak için direndim çoğu kez mutlu olmak için oyuncak yaptım. Herhangi bir Cizre akşamında gökyüzünü aydınlatan ışıklı mermiler bile oyuncak gibi oluyordu çoğu kez. Artık kurşunların alışılmışlık gibi doğal geldiği bir zamanda beni müzik aletleri yapmaya iten duyguların ne olduğunu bilemiyorum açıkçası. Belki de olanaksızlıklardan doğan bir ihtiyaç, belki de ezilmişliğe karşı çocuksu bakışımlarımdaki isyan melodileriydi. Tahmin etmedim. Ama şuan Kürt müziğine bir eser vermenin, ufakta olsa bir katkı sunmanın mutluluğunu yaşıyorum.

3-Bir yanınız dağlara bir yanınız ovaya bakıyor dağ ve ovanın müziğinize ilhamınıza ve yaratıcılığınıza yansıyışı hangi biçimlerde kendisini gösterir?

– Sabahın ilk saatlerinde güneş daha akşamdan kalan soğukluğunda ilk sıcaklığını verirken Cudi Dağına, evinin balkonundan ruhunun en derin köşelerine kadar işleyen, seni anlatan, yüreğinden çıkan ilk tınılardır bu besteler. “Narinsin ey narin, dağların narinisin ey narin ey narin…” Dengbêjlerimizin bir düğün halayının yorgunluğu üzerinden, botan şivesiyle söyledikleri stranlardır, tarihin tüm yaşanmışlıklarıyla, destanlarıyla, aşklarıyla melodilerle dinlemektir ilham. İlham kaynağı olabilecek o kadar çok şey var ki sadece bunları yazabilme ve besteleyebilme yeteneğinin ve birikiminin olması gerekiyor. Sanırım birde aşık olmak gerekir. Aşık olmadan, aşk parçaları yazamazsınız. İnandırıcılığı ve hissiyatı olmaz çünkü. Hisler ve hüzünler sizi ayrı diyarlara götürür ve geri geldiğinizde size büyük bir dünya sunacak kadar hem çok şey bırakabilir hem de çok şey götürebilir. Tüm bu yaşadıklarınız sizde birikim yapar ve bir gün gelir artık patlama noktasına geldiğinizde tüm öfkenizi, hüzünlerinizi, acılarınızı bir kağıda dökersiniz ve sonra uzun bir müddet sadece çalmak ve hüzünlenmek için çaldığınız bağlamanızdan o gün farklı size ait özgün tınılar ortaya çıkar. O kadar yürekten söylersiniz ki haykırışınız besteler kendini. Evet haykırış… benim bestelerimde olduğu gibi bir isyanın adıdır, tüm zamanlardan yarım kalan ve tüm zamanlara yayılacak olan bir ad.

4-Bütün sanatın merkezi aşk, sevgi, ayrılık, acı, ölümdür. Söyleneler ve söylenmeyenler, söylenmesi gerekenlerdir bu konularda… Diljen Roni de aşka dair birkaç söz söyledi. Eksik kalan bir şeyler mi var. Eksik kalan ve söylenmesi gerekenler nelerdi sizce… Yâda bunca söylenin ardında Diljen Roni nin farklı söylediği nelerdir? Diljen Roni bunları söyleyebildi mi bu albümünde?

-Aşk, hiç sönmeyecek bir yangının etrafında sınırsız ritimlerle dans etmektir. Bizde farklı ritimlerle Susana TAMARO’nun dediği gibi yüreğimizin götürdüğü yere gidiyoruz. Hiç tamamlanmayacak bu ritimler, hep eksik kalacak, her yeni çıkan ezgi, her yeni çıkan şiir duygularımızı farklı renklere boyayacak. 7 nota ve milyonlarca parça. Bunun tarifini yapmak çok zor. Müzisyen olarak kendimi sözlerden çok melodilerle ifade edebiliyorum. Duygularımı, hüzünlerimi ve aşklarımı bu şekilde daha iyi yansıtabiliyorum. Her ezgide kendimden bir şeyler buluyor, her eksilikte kendimden yeni bir şeyler katıyorum, ama bitmiyor ve bitmeyecekte. Bu yüzdendir galiba yüreğimde cehennemi soğutan, yarım kalan duygularımın terk edilmiş yanı, bu yüzdendir galiba kurşunlanmış gecelerimde yazdığım aşka dair isyan şiirleri, bu yüzdendir galiba bu son melodilerimin yarım kalan geçmişleri… Diljen Ronî aslında aşka dair çok ufak bir şey söyledi, yakında devamı da gelecektir.

5-Kürt müziği modern müzikle oldukça bir gelişim seyri kazandı. Albümün de bu kategoriye giriyor.. Genel anlamda Kürt müziği modernleşebildi mi bu amaç ne kadar yerine getirildi. Şimdilerdeki modern müziğin neresindeyiz… Çağcıl dünya hakları ile bizim modern müziğimiz arasındaki benzerlikler ve farklar kısaca olsa nelerdir?

– Genel anlamda Kürt müziği modernleşme açısından büyük ilerlemeler gösterdi. Bu ilerleme özellikle Kürt insanının dili,kültürü ve edebiyatı için yaptığı mücadelelerin birer sonucudur. İletişimin bu kadar hızlı olduğu bir çağda yaşamak ta müziğimizin önünü açmaktadır. Müziğin evrenselliğine inanan bir insanım. Kürt müziğini dünyaya tanıtımında yetersiz kalışımızda bir gerçek ve kesinlikle olması gereken yerde değiliz. Umutluyum. Ama çok çalışmamız gerekiyor. Bir yandan müziğimiz büyük bir ivme kazanırken bir yandan da klasikleşmiş tınıların tekrarını çok yaptık, kaliteden çok içimizdeki arabesk sıradanlığıyla boğulduk. Kürt müziği dünya çapında tanınmalı ve dinlenilebilinmelidir. Bunu başarabildiğimiz ölçüde Kürt müziğinin yolu açılacaktır.

– Kürt müziği de artık yavaş yavaş batı müziğinin etkisine kapılıyor. Bu iyi mi kötü mü tartışmak gerekir. Ama yeniliklere çok ihtiyacımız var. Kürt müziğinde neden pop caz ve rock olmasın ki. Bu formatlarla bizim geleneksel müziğimiz ile birleştiği zaman ortaya çok daha farklı ve güzel tarzlar çıkar. Bu da zenginliktir.

– Size albümümden bir örnek vereyim. Navê Keçikê adlı parça da hipop formatında okuyor Miradê KINÊ. Biz sadece bu vokalin altına ritim ekledik. Şuan dünya çapında büyük bir ilgi gören hipop tarzı, aslında Kürt müziğin de çok eskilerden beri bu formatta eserlerin olduğu ortaya çıkıyor. Demek istediğim şey Kürt Müziği aslında günümüz modern müziğinin tarzlarını çok önceden taşıyor olmasıdır.

6-Diljen RONÎ bu güzel yorumuyla geç kalmışım gibi bir düşünce içinde midir?

– Aslında biz her şeye geç kalmış bir toplumuz. Şartlarımız, bir insanın yaşayabileceği standart koşullarda olmadığı gibi, istemlerimizde geç kalmaya mahkum kalmıştır. Benim geç kalınmışlığımın beklide temel nedeni buydu. Günümüz koşullarında artık daha rahat bazı imkanlara sahip olabiliyorsunuz. Bu hem ekonomik hem de sosyal koşullarda ki iyileşmeden kaynaklanıyor. Bunun dışında Kürt sanatçıları artık daha rahat koşullarda eserlerini sunabiliyorlar, festivaller yapılıyor, konserler verilmeye başlanıldı, kültür ve edebiyat etkinlikleri olmaya başladı. Tıp fakültesinden sonra çalışmaya başlamamda bir anlamda bu albüm sürecini daha rahat ve hızlı ilerlemesini sağladı. Evet geç kaldım diyebilirim ama sadece bugünün değil, geçmişten yarım kalan duygularımı da yansıtıyor bu albüm. Bir nevi olsa da geçmişin telafisini yapmaya da çalıştım.

7- Bir röportajınızda albümden vazgeçecek kadar zorluklar ve engellerle karşılaştık demişsin çalışmalarınızın sürecinde? Bunları somutlaştırmanız mümkün mü?

– Sadece İstanbul da geçen günler yeterli olabilir. Teknik konularda bazı sıkıntılarımız oldu. Stüdyo çalışmaları çok zorlu ve titizlik isteyen bir çalışmadır ve zorlukları da beraberinde getiriyor. Yaklaşık 2 ay boyunca gece gündüz çalıştığımız anlar oldu. Bizi en çok umutsuzlaştıran ve hatta vazgeçirmeye kadar götüren şey müzik dünyasının sanatçıyım diyen ama ekonomik rantlar peşinde olan insanlarla karşılaşmak oldu. İlk defa karşılaştığımız bu durum karşısında umutsuzluğa kapılmamak elde değildi. Biz sanat için gitmiştik karşımızda sanata dair popülaritesi olan tefeciler çıktı maalesef. Tabi ki bu durum çok üzücüdür. Sanata dair yaptığınız çalışmaların değeri, ekonomiye dair yaptığınız çalışmaların sanatsal değerinden çok daha değerlidir diye düşünüyorum. Ben bestelerimi bir albüm yapacağım diye yapmadım, bir albümle süslenecek kadar değer biçtiğim bestelerim vardı ve bu besteleri birleştirip bir albüm yaptım. Sadece albüm yapmak için yapılmış besteler sanatın sıradanlaşmasını ve yerinde saymasına sebep olur.

8-Kürt müziği gelişmişliğinin neresinde bir tıkanıklığı yaşıyorsa soluklanmayla sıçrama birlikteliğini aynı paralellikle yaşaması için neler yapılmalı?

– Daha öncede söylediğim gibi, müzik evrenseldir. Kürt müziğinin de bu evrensel normları yakalaması gerekir. Sonuçta Müzik Kültürü, coğrafyanın, toplumun ve yaşanmışlıkların bir yansımasıdır. Bu anlamda Kürt müziğinin çok zengin bir kaynaktan beslendiğini ve yapılacak doğru çalışmalarla bizim müziğinde evresel normları yakalayıp bunun bir parçası olabileceği kanısındayım. Bunun içinde müzisyenlerin bu kaynaklardan beslenmesi gerektiğini, bu coğrafyada yaşanılmış aşkları, hüzünleri, isyanları, yaşanmışlıkları kendi özlerinden uzaklaşmadan yeni eserler yapmayı başardığımız zaman, Kürt müziğinin önünün açık olacağı kanısındayım.

9- Diljen RONÎ’nin aşka dair sözleri olurken aşka dair sanatsal bakışıyla tanımını merak ediyoruz melodiye giyinmiş sözlerinden ziyade… Dağlara sırtını dayamış ve ovalara bakan Diljen RONİ’nin aşka bakışı… Günümüz aşklarını eksikleri ve olması gerektiği biçimde yorumlayışı…

“Hüznün yalnızlığındayım şimdi, yanaklarımda tuz birikintisi, oysa ben de bilirdim aşık olup yalnızlığı ertelemeyi. Ama çöplüklerde cesetleri bulunurken insanlarımın, Aşk yaşanmıyor ki !!!” Titrek akşamlardan kalan, sigara dumanında söndürülüp tekrar yakılmış bir yaşam çizgisindeyiz. Bu yaşamı son kelimesine kadar yaşanacak kadar değerli kılan bazı temel ögelerimiz vardır, bunlardan bir tanesi aşktır. Acısı ve sevinci ortak olsa da, aşkın kişisel olduğuna inanırım. Benim için önemli olan birikimi ve kültürüdür. Aşkı değerli kılan yaşanılanlardır. Tabi ki bunun içeriği de önemli. Bazen bir insanın gözlerinde buluruz her şeyi, bazen de bizi yalnızlaştıran bir özlemde, bilemiyorum bunu tarif etmek zor. Her insan yaşadıkları ve birikimiyle aşka farklı bir bakış açısı getirebilir. Biz sanatçılar duygularımızı melodilere ve sözlere dökerek daha iyi ifade edebiliriz. Kendimi bu şekilde daha iyi anlatabiliyorum. Bu albümde yer alan melodiler de aşkın, hüznün şifreleridir. Bazı notalarında yüreğin isyanı, acısı ve özlemi, bazı notalarda ise sevgi vardır.

10- Önümüzdeki zaman zarfında Diljen RONİ’nin projeleri nelerdir?

– İlk etapta klip çekimi için bazı çalışmalar yapmaya başladım. Bunun dışında bazı TV programlarına katılacağım. Dinleti ve konser etkinlikleri için de önümüzdeki günlerde düşünüyorum elbette.

– Ayrıca bana kendimi ve albümümü anlatma fırsatı verdiğiniz için teşekkürler.

Diljen Ronî: Aşka dair birkaç söz söyleyemeyecek kadar dilsiz misin?

Diljen Ronî: Aşka dair birkaç söz söyleyemeyecek kadar dilsiz misin?

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/ YAĞMUR ERDEM/ DILJEN RONÎ

İlk solo albümünüz olmasına rağmen eserlerin çoğunun söz ve müziği size ait. Ne zamandan beri şarkı yapıyorsunuz? Yaratıcılığınızın sırrı ne?

– Şarkılarımı üniversitede yapmaya başladım. Yani yaklaşık 10 yıldır beste yapıyorum. Yaratıcılığın sırrı, yaşadığımız coğrafyada saklı aslında, bu halkın kültürü, tarihi, doğası en büyük ilham kaynağı olmuştur. Bu coğrafyanın doğasından, tarihinden, kültüründen etkilenmemek mümkün değildir ve benim de ilham kaynağım olmuştur her zaman. Bir de yaşadığım yoğun duygu birikimi karşısında yüreğim yazmaya karar verdi bende engel olmadım.

Küçük yaştan beri müzikle uğraştığınızı biliyoruz. Aynı zamanda tıp fakültesi mezunusuz, neden konservatuarı da değil de, tıp fakültesini seçtiniz?

* Yaşadığım bölgede, toplumsal ve sosyal problemlerden kaynaklanan yoksulaşmanın sebep olduğu sağlık problemlerinin fazla olması doktorluk tercihimi etkileyen en büyük unsurdur. Ayrıca kendi dilimde halkıma yardımcı olabilmek bana daha büyük bir mutluluk veriyor. Bir zamanlar bu bölgede hiçbir doktor Kürtçe bilmiyordu ve büyük sıkıntılar yaşanılıyordu. Ama artık bu bölgede okuma oranı büyük bir ölçüde arttı ve Kürtçe bilen doktorlarımız, öğretmenlerimiz ve avukatlarımız olmaya başladı. Doktor olmayı istememdeki itici güçlerden birisi de bu oldu, Konservatuarı okumayı da çok istedim ama maalesef uygun koşullar olmadı. İleriki bir zamanda konservatuar okumak en büyük isteğimdir.

Kürt kültür, edebiyat tarihinde önemli bir yeri olan Bedirxanilerden gelmenizin, sanatla uğraşmanızda payı var mı? Ailenin edebi mirası size ne kattı?

-Elbette bildiğiniz gibi Bedirhani Ailesi her daim Kürt kültürü ve edebiyatı için bir çok bedel vermişlerdir. Özellikle Mir Celadet Ali Bedirhan’ın Hawar dergisini çıkartmak için yaptığı uğraşlar ve verdiği bedeller benim üzerimde çok büyük bir etki bırakmıştır. Benim için de önemli olan Kürt müziğine ufakta olsa bir katkı sunabilmektir.

Diljen Roni, doktor, beste yazıyor ve şarkı söylüyor bunların yanı sıra hangi enstrümanları çalıyor? Başka sanat dallarıyla uğraşıyor musunuz?

-Gitar ve bağlama çalıyorum. Müzik dışında ise vakit buldukça resim yapmayı severim. Ayrıca bir tane kültür ve edebiyat sitesi hazırladım ve bunun için bir çok arşiv topladım ve halen bu çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Daha önce farklı gruplarla çalışmışsınız. Neden daha sonra solo albüm yapmaya karar verdiniz. Özgür ruhlumusunuz yoksa tek başına söyleyecekleriniz mi daha fazlaydı?

– Sadece yüreğimin sesine kulak verdim, beni buraya kadar getiren o oldu. Yaşanılmışlıkların üzerimde yarattığı etkinin sonucudur bu albüm. Bir isyan var bu albümde adı da “Ma tu lalî nikarî bêjî çend gotinên evînê” yani Aşka dair birkaç söz söyleyemeyecek kadar dilsiz misin? Bu isyan yüreğimin sesi ve dilidir.

İlk solo çalışmanız olan “Çend Gotinên Evînê” albümünüzde etnik, slov rock, cazz’ın nağmeleri var neden batı estrümanlarını ve tarzını seçtiniz?

* Dengbêj kültürünün hâkim olduğu bir coğrafyada büyüdüm. Bu coğrafyanın tüm tarihi olayları, aşkları ve hüzünleri bu klamlarla söylenilmiştir. Modern müziğinde üzerimde büyük etkisi olmuştur. Günümüz Kürt müziğinin bu yönünün de olması ve gelişmesi gerektiğine inanıyorum. Ama önemli olan bir şey var ki o da eski özümüzden kopmayacak bir şekilde Kürt müziğine yeni renkler katabilmektir. Ki albümümde yer alan Awirên Esmeran, Navê Keçikê ve Narînê parçalarında ki yorum ve tarz bu hissiyatımın bir ifadesidir.

Bu albümün hazırlanması ne kadar sürdü. Ve ilk albümünüz olması nedeniyle ne tür zorluklarla karşılaştınız?

-Albüm çalışması yaklaşık olarak 1 yıl sürdü. Elbette ilk albümüm olmasından dolayı zorluklar ve aksilikler yaşadım. Türkiye’nin en iyi müzisyenleriyle çalışmak bir nevi yükümü hafifletti. Ayhan ORHUNTAŞ, İsmail SOYBERK, Erdinç ŞENYAYLAR ve Osman AKTAŞ gibi değerli müzisyenlerin bu albümün parçalarını çok içten ve samimi bir şekilde çalmaları da etkili oldu.

Genel olarak teknik konularda bir sıkıntı çekmedim, yalnız bu albümde 18 enstrüman kullandığımız için biraz yoğun çalıştık, mesleğimden dolayı birazda zaman problemi oldu. Ama şuan albümümü dinlemek yaşadığım tüm zorlukları unutturuyor.

Duygu, hüzün ve aşkın hakim olduğu albümünüzde, bugüne kadar duyulmamış eski dengbej vokallerine yer vermişsiniz. Sizi bu tercihe götüren neydi?

– Bizim bir köyümüz var adı Çağlayan (Şax), Bedirhan Bey’in seyrangahı olarak tarihe geçmiş bir köydür. O köyde yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu dengbêjdir. Nitekim Narînê parçasında ki giriş dengbêj vokaller de onlara aittir. Bir anlamda onlarında sesini duyurmak istedim. Çünkü Kürt coğrafyasında keşfedilmemiş bir çok eser, birçok dengbêj vardır.

Albümünüzde, Kürt Sanatçısı Miradê Kinê’nin iki eserine yer vermişsiniz. Neden Miradê Kinê?

-Miradê KINÊ nin eserleri modern Kürt müziğine altyapı, kaynak olabilecek niteliktedir ki, kendisi sözün ve sesin ustası olarak bilinir. Doğaçlamalarıyla, betimelemeleriyle ve rıbabını bir virtöz ustalığıyla kullanabilen, bir aşkı tarif edilemiyecek kadar büyük bir ustalıkla betimleyebilmesi beni çok etkilemiştir.

Albümünüzün grafik tasarımı Fransız fotoğraf sanatçısı Julie Bardoux, yönetmenliği ve aranjörlüğünü Seyithan Kızıl ile çalışmışsınız. Neden bu isimler?

-Julie ve Seyithan, benim dostlarımdır ve ikisi de kendi alanlarında gayet tecrübeli ve profesyoneldirler. Beni de çok yakından bildikleri ve tanıdıkları için benim isteklerimi albüme çok rahat bir şekilde yansıtabileceklerine inanıyordum. Bu albümde de katkıları büyüktür. Julie’nin sanatından çok etkilendim onun fotoğralara bakış açısı çok iyidir. Hiç unutmuyorum Dicle Üniversitesi’nde fotoğraf çekimleri yaparken orada bulunan birçok kişi manzara fotoğrafı çekerken Julie, onların tam aksine bir ağacın yaprak gölgelerinin duvara yansımasını çekiyordu. Tabi fotoğrafı gördüğümde sanatsal bir tablo gibiydi.

Seyithan ise hem dostum hem de benim gitar hocamdır. Bu albüm fikrini başından beri Seyithan ile birlikte yürüttük. Ayrıca şiirleriyle, önerileriyle bu albümün repertuarı seçmemde bana yardımcı olan dostum Hişyarê BOTÎ nin emeklerini unutamam. Böyle dostalara sahip olduğum için çok şanslıyım.

Albümünüz sadece Türkiye’de mi piyasaya sürüldü?

* Tabi artık günümüz teknolojisinde internet üzeri özel sipariş yapılabildiği için Avrupa’nın birçok yerine gitmiştir. Sadece dağıtım için Almanya dan albümün sipariş edildiğini biliyorum. Ama genel olarak Türkiye de dağıtımı yapıldı.

* Kürt müzikseverlerine kendimi ve albümümü anlatma fırsatını verdiğiniz için teşekkürler.

 

Yürek sızısından aydınlığa doğru: Diljen Ronî

Yürek sızısından aydınlığa doğru: Diljen Ronî

Diljen Ronî, kendi yaşadığı coğrafyanın kendi yaşamında yaşattığı acıları, hüzünleri, sevinçleri besteleyerek müzik albümüne taşımış.

EVRENSEL/ ŞERİF KARATAŞ/ DILJEN RONÎ

Diljen Ronî, “Çend Gotinên Evînê…” (Aşka Dair Birkaç Söz…) adlı ilk müzik albümüyle müzikseverlerle buluştu. Ronî, slow rock ve caz tarzında yorumladığı Kürtçe ezgileri kendi tarzıyla buluşturmuş. Yürek sızısından aydınlığa uzanan bir çalışma, Çend Gotinên Evînê… Yüreğindeki acılarla Ronî, aydınlığa ulaşma isteğini de dile getirmiş. Ronî, Kürt sanat ve edebiyatı için mihenk taşı olan çalışmalar yapmış olan Bedirhanî ailesinin de torunu. Ailesinin sanat ve edebiyata olan ilgisini araştırması ise onu hep sanata yönelik yaptığı çalışmalar için motive etmiş. O, kendi yaşadığı coğrafyanın kendi yaşamında yaşattığı acıları, hüzünleri, sevinçleri besteleyerek müzik albümüne taşımış.

SOBAYA ATILAN KASETLERDEN TRT 6’YA

Şırnak Cizre doğumlu Ronî, 13 yaşlarından itibaren elinde aldığı sazla birlikte müzikle uğraşmaya başladığını söylüyor. Çocukluğundan beri doktorluğa ve müziğe hep ilgi duymuş. Liseden sonra Van’da tıp okumuş… Ve ardından yoksun bırakıldığı müziğe daha fazla zaman ayırmaya başlamış. “Kendi adıma ilkleri yaşadığım dönem üniversite yılları oldu” diyen Ronî, albüm fikrinin aklından dahi geçmediği bu dönemde kendi melodilerini çalmak için çalışmalar yaptığını belirtiyor. Albümde yer alan on parçanın altı tanesinin bestesi ve sözleri Diljen Ronî’ye ait. Diyarbakır’a taşınmış olmalarının onun için birçok imkan sağladığını söyleyen Ronî, Mezopotamya Kültür Merkezi’nde bağlama dersleri aldığı dönemde gördüğü yardımları da unutmadığını anlatıyor. Çocukluk döneminde yaşadığı zamanla şimdiki zaman arasında önemli farklılıklar olduğunu söyleyen Ronî, yaşanan bu gelişmeyi, Kürt halkının verdiği mücadelenin sonucu olarak değerlendiriyor. Çocukluk yıllarında Şivan Perwer’in kasetlerini kendi elleriyle sobaya attığı günleri de hatırladığında “İçim halen sızlıyor” diyen Ronî, TRT 1’de Perwer’le yapılan röportaja dikkat çekiyor. TRT 6’yı ve yaşanan gelişmeleri olumlu bulan Ronî, Kürtçe için hukuki altyapı konusunda sıkıntılar olduğunu ve bir an önce bu altyapının oluşması gerektiğini anlatıyor. Aşkın kendi yaşamında önemine değinen Ronî, yaşadığı bu aşkın sadece duygusal değil yaşadığı coğrafyaya da bağlı olduğunu söylüyor.

DENGBÊJLİK ÖNEMLİ KAYNAK

Kendi yaşadığı ve büyüdüğü Cizre’ye doktor olarak dönmesini ise kendisi için “mutluluk” olarak gören Ronî, çocuklara karşı doktor gibi davranmaya çalıştığını söylüyor. Bundan çocukların olumlu etkilendiğini anlatan Ronî, “Çocuklarla çocuk oluyorum. Bu da benim için çok güzel” diyor. Ronî, hastalarla Kürtçe konuşmasından dolayı iletişiminin daha iyi olduğunu ve bunun da hastalığın tedavisi için önemli sonuçlar yarattığını belirtiyor. Kürt müziğinde yaşanan gelişmeleri de değerlendiren Ronî, dengbejliğin Kürt müziği için önemli bir kaynak olduğunu düşünüyor. Kürtçenin gırtlak yapısı ile caz müziğine benzediğini dile getiren Diljen Ronî, Kürt müziğinde popüler kültürün etkisiyle arabesk olarak yapılan müziğe ilginin artmasını da olumsuzluk olarak görüyor. Bedirhanî ailesinden olmasının kendisi için güzel bir tesadüf olduğunu belirten Ronî, ailesi ile ilgili yaptığı araştırma ile Kürt kültür, sanat ve edebiyat alanında yaptıkları çalışmaları hep öğrendiğini söylüyor. Bunun kendisini daha da motive ettiğini anlatan Ronî, Kürt sanat ve edebiyatının gelişimi için ailesinin yaptığı fedakarlıkların kendisini çok etkilediğini söylüyor. Bunun için de yaptığı müzik albümüde birtakım fedakarlıklar yaptığını anlatan Ronî, Celal ve Kamuran Bedirhan’ın şiirlerinden beslendiğini belirtiyor. Kendisinin de ileride yazılan şiirlerden besteler yapmak istediğini söyleyen Ronî, yeni başladığı müzik yolculuğunun daha iyi yapma hedefi ile hep devam edeceğini de ifade ediyor. (İSTANBUL)

Diljen Ronî: Em ji dewlemendiya çand û hunera xwe ne agahdarin

Diljen Ronî: Em ji dewlemendiya çand û hunera xwe ne agahdarin

HAWAR NET/ Mihemed ZERAX/ DILJEN RONÎ

-HAWAR NET: Tu dikarî derbarê destpêkirina xwe ya bi muzîkê bikî?

Diljen Ronî: Belê. Zarokatîya xwe min dest mûzîk ê kir. Ez 12 – 13 salî bum. Tembur gelek bala min dikişand û destpêkê de ez ferî tembur ê bum. Wek hun jî dizanin şert û mercên xeter yê sala 1990 ê em mecburî koçê kirin û me ji cizîrê barkir û em çun amed ê. min xwendina lîseyê amed ê qutakir. li salên amed ê ji bo min salên girîng bu û min ji dev zarokatiya xwe berdabu û bi dest jîyanek nu kiribu. di salekede ez pir mezin bibum û haya min jê tine bu. li amed ê demekî li navenda çanda mezopotamya min perwerda temburê stand. di sala 1998 de ji bo perwerda bilind ez çum Wan ê. li zanîngeha yuzuncu yil ê min perwerda tib ê dît û ez wek bijîjk ji zanîngehê mezun bum. Ev şeş heft salê li wan ê taybetî li ser jîyana min a muzîkê gelek bi tesîr bu. hestên wek tinêtî , evîn, bêrî, jan di jîyana min de bi awayek hunandî peyda bun. di muzîka min de jî hun dikarin van hêmeyan bibînin. wexta hestên cuda û xerîp bi mirovan re peyda dibin, mirov dixwaze bi şêweyekî bîne ziman. min jî carna rahişt temburê û bi têlê wê bi dilê xwe ve girêda û kir pir ji hestên xwere.

bi nihek komên zanîngehê re xebatê xweyê mûzîkê bi awayê profesyonelî berdewam kir û min helbest çêkirin û ferî gîtar ê bum. Beriya 7 mehan jî Anadolu mûzîkê albuma min a yekem ya bi navê “Çend Gotinên Evîne…” derket Derhêner û aranjoriya wê Seyîthan KIZIL çekir. Ji xeynî wê jî ji hin kurtefilm û belgefliman re mûzîk çekir. Hêjî xebatên min yê mûzîkê berdewam dike. bi rêya we ez diwazim mizgînîyeke bidim ku ez niha klîbek ji bo stranek ya albuma xwe çêdikim. Demeke nêz de ev klîp wê li ser ekranan be.

-HAWAR NET: Em dizanîn hûn ji malbata Bedirxanî ne, wek tê zanîn ew malbat dîroka Kurdan de cihek girîng girtîye,gelo li ser te û ser muzîka bandora vê yekê çawa ye û çiqas e?

Diljen Ronî: Malbata Bedirxaniyan dîroka kurdan de çihê wan pir giring e û dema mirov rupelên dîroka kurda dinêre gelek çaran ji bo çand û wêja ya kurdî xebatên bê bedel û xebatên teybet dibîne. Ji ber ku ez jî vê malbatê me ez pir serbilind im. Lê belê tenê mirov ji vê malbatê be ne bese, malbata Bedirxaniyan hemu kurdan re rêya çand û wêje ya kurdî û zanyariyê vekiriye. Pewîste ku em berdewam bikin, pewîste em xebatên cuda ji bo kurdan bikin. Bi vî awayî û zanyariyê min xwest ku ez albumek ya mûzîk ê çekim û ev album cuda be û kedek bide muzîk a kurdî.

-HAWAR NET: Bi qasê ku em dizanin zarokîtiya te li Cizirê derbas bûye, ew zarokî ji teqabûlê salên 91- 95 a dibe tu dikarî bi çavê zarokek ku piştre bûye hunermend wan salan ji me re parve bikin?

Diljen Ronî: Zaroktiya min Cizir ê derbast bu. Mixabin salên pir xirap bu ji bo rihnasiya zarokan. Ji ber vê yekê jî zaroktiya me wek zarokên normal ne çêbu. Çarna şer hebu, çarna şahî. Lê belê şahî jî li pê fîşekan çêdibu. Niha ez difikirim ku ji berê de gelek nexweşî me derbast kiriye. Belkî ew bu sedemek rêya min ket aliyê hunerê… Ez tenê dikarim vê bêjim. Ji bo zaroke kêk biçuk re ew jîyan pir zêde û giran bu.

-HAWAR NET: Niha ji tu lı Cizîre bikîşkîyê dikî, bijikî û hunermendî bi hev re çawa dimeşe? Rojeke ji rezê ya we çawa derbas dibe?

Diljen Ronî: Gelek baş dimeşe. Ji ber ku hem mûzîk hem jî bijijkî jîyan a min de heye.

-HAWAR NET: Di hevpeyvînekê de te gotîye ; “Pêk anina albuma min de hinek kesên li ser navê hunermendî pey ranta dikeve rastî min hat”. Gor we di nav hunermedên Kurd de kesên wisa çiqas cih digire û zerara wa çiqas bi muzika kurdi heye?

Diljen Ronî: Belê kesên min gotî ew kes hunera kurda gelek erzan difiroşin û divên xeynî wan tu kes karê mûzîk ê neke û ew tenê ji bo berjewendiyên xwe yên taybet hunera kurda wek deriyê rantê dibînin . Ew kes jî muzîka kurdî pêşve nabin, hê

çetîr ji bo aboriya xwe ya teybetî vê hunerê? dikin. Fikra min ewe ku çand, bi mejiyê aboriyê çêna be. Eger hun tenê ji bo aboriyê hunerê? çekîn yek; ev nabe huner ya didoyan jî hun çand a kurdî xiradikin û paşve dibin. Gerek mirovek hunermend ji kala pêşî pêşketina hunera kurdî bifikire û dema mirov helbestekê jî çêke ne ji bo mirov bifiroşe gelek mirov hest û fikrên xwe bi newayên cuda û berhema da kar bîne. Mixabin kesen wisa hene û hêjî hunera kurdî ketil dikin ji bo berjewendiyên xwe yên erzan.

-HAWAR NET: “Çend gotinên ji evîna” rêwîtîya Diljen Ronî ya ber bi ku ye?

Diljen Ronî: rewîtiya jiyanek azad û bi rumet e. Ji bo evîniya azad, ji bo hestên azad…

-HAWAR NET: Tu dikarî hinek ser terza xwe ya muzîkê biaxifî? Tu cihê muzîka xwe di nav muzîka Kurdî di kîjan astê de dibînî?

Diljen Ronî: Terza min pop – caz e. Lê belê albumêde berhemên gelerî bi awayek modern min gotiye. Slow rock jî em dikarin bêjin.

-HAWAR NET: Di şikl girtina muzîka we de herî zêde tesîra çi ser te heye?

Diljen Ronî: Tesîra dengbêjen kurda û Ciwan HACO. Weke din jîyana min carna Cizir’ê, hin deman Amed’ê û hin deman jî Wan’ê derbast bu., lê belê ez dikarim bêjim dengbêjen herema botan tesîrek pir giring li ser mûzîk û hestên min kirine.

-HAWAR NET: Di albûmê de stranek enturmental heye. Tu dikarî hinek behsa vê stranê bikî?

Diljen Ronî: Min di xwest ku dilê xwe bi nawayên xemgîniye binim zimên. Ji berk û xemgînî jîyanê de gelek çaran rastî min hatiye. Kanî, zarokatîya min e, zarokatiya zarokênwelatê min e, hun jî dizanin li wî welatî zarokatî çikas zehmet û zor e. .

Jîyanek wek zarokên dê û bavê wan tune û mecburê jîyana li ser pîyê xwe mayine. Hestên min bi dilê zarokek bê kes e.

-HAWAR NET: Piraniya gotin û muzîkan aîdî te ye. Çavkaniya te ya hest û ruhî çiye.

Diljen Ronî: kanî ye.

-HAWAR NET: Di albûmê navê Hişyarê Botî jî balê dikşîne, ew kîye girêdaya navbera we çîye?

Diljen Ronî: Hişyarê BOTÎ hevalê min ê hêja ye. Ez tenê dikarim bêjîm ji bo Hişyarê BOTÎ, bê dengiya dilê min tîne zimên. Dema ez helbestên Hişyarê BOTÎ dixwînim ez kêmasiya laşê mirovan de tenê evîneke azad dibînim û dilê wî disincire. Ji ber ku ew gotinên xwe de diqêrîne yarê, diqêrîne jîyanê û dibê je “ Ne xwe û ne jî min ne xapîne… ji bo xudê..”

-HAWAR NET: Enstumana ku tu dikarî lêdî heye?

Diljen Ronî: Gîtar û tembur

-HAWAR NET: Li Gorî te sînorê muzîka Kurdî heye?

Diljen Ronî: na. çavkanîya muzîka kurdî erdingeha vî welatiye, serpêhatiyên vî welatiye û çand dîroka vi welatiye ji ber ve yekê em xwedî çavkanikek pir dewlemendin. ez bawerim pêkanîna van çavkaniya de wê tu car sînor nebin. Mûzîk a kurdî herdem pêşve diçe û ji bo mûzîk ê sînorê hestan tune ye

-HAWAR NET: Derbarê pêşketin û kêmasiyên salên dawî a di muzîka Kurdî de nêrînên çiye? Kurd di warên cûda pêşdikevin û gelek mafên xwe bidest dixin bandora vê yekê dê çawa be?

Diljen Ronî: wek hun jî dizanin muzîka kurdî xwedî çavkanîyek gelek dewlemende. hunermendên wek m. arif cizrawî, hesen cizrawî, meryemxan, ayşe şan, tehsin taha, mihemed şêxo, aram tigran, xerabetê xaco, şeroyê biro, şakîro û evdalê zeynikê bi sedan bi hezaran stran û klam tomar kirine. pêwiste em jî li vê xebatê xwedî derkevin û pêşvebibin. em dikarin va stranan

şîrove bikin û bi şêweyek cuda lê belê girêdayê rihê muzîka kurdî û bighînin guhdarvanên muzîka kurdî. li gorî min kêmasîya herî mezin em ji dewlemendiya çand u hunera xwe ne pir agahdarin.

-HAWAR NET: Li gorî te rola medyaya Kurdî ser pêşketina muzîka Kurdî divê çawa be?

Diljen Ronî: Ez hêvî dikim ku ne tenê mûzîk, şano, cînema, wêje, wêne di her warî de gerek medya ya kurdî weşanê bike û ji bo peşxistinê bernamên nasîna çand û wêja ya kurdî bi tevahî nîşan bide. Ji berk u mirovek bê çand be ew mirov di jîyanê de tune be. Di derbarê mûzîka kurdî de jî edî hem gelê kurd, hem jî çapemeniya kurda xwedî muzîkê derbikevin û hê çêtîr nasîna mûzîk a kurdî li hem û cîhanê bidin nasîn.

-HAWAR NET: Wek wek hunermendeke Kurd ji rêveberiyên herêmî ên Kurdan di warê hunerê kîjan gavan hêvî dikî?

Diljen Ronî: ez mirovek kurd im. Hêvîyek ya min heye ku her kurdek nu hatî li ser vê dinê, pêşiyê çand xwe re mezin bibe û jîyanek bi kurdî be. Ji ber vê yekê jî rêveberiyên heremî gerek gelek çaran çand a kurdî pêşkêşî gel bike û ji bo vê yekî jî xebatên çandî herî zêdetir bike û nîşanê hemu gelê kurd û cîhan ê bike.

-HAWAR NET: Wek tê zanîn her tim behsa bandora Ciwan Haco a li ser muzîka modern a Kurdî tê kirin? Tu vê yekê çawa dinirxînî?

Diljen Ronî: Ciwan HACO di mûzîk kurda ya modern de terzek cuda û nujen çêkiriye û pêşiya hunermendên ciwan vekiriye. Ew ji min re ekol e û ne tenê mûzîk a kurdî mûzîk a cihanê de jî yê wek Ciwan hêdî nayê…

-HAWAR NET: Em dixwazin pirsa xebatên we bikin, rojên pêşde çi projên we heye? Konser, albûm û hwd…

Diljen Ronî: Ez niha klîban çê dikim .20 ê tebaxê li Amed ê kurtekonserek heye û pêşarojê de wê konserê min berdewam bin.

-HAWAR NET: Bi helbest û wêjeya Kurdî têkîlîya te çawa ye?

Diljen Ronî: ez bawerim hemu cureyên hunerê bi hevre girêdayine. teybetî jî di navbeyna muzik û wêjeyê de pêwendiyek xurt heye. gelek caran mûzîsyenên kurd wek çavkanî helbestên kurdî ji xwere kar tînin. wek cigerxwîn, feqîyê teyran, melayê cizîrî. xebatên in ne te ne li ser muzîkê ne her wiha li ser çand û wêja ya kurdî jî xebatên min hene. malpera bedirxani.com min saz kir û ji bo xebatên vê malperê min gelekberhem û helbestên kurdî berhevkir û da weşandin.

-HAWAR NET: Tu dervey muzîka Kurdî kîjan hunermandan guhdarî dikî?

Diljen Ronî: System of a down, dreamtheater, sezen aksu, Bon Jovi, Bryan Adams

-HAWAR NET: Xewna te ya bextewariyê çiye?

Diljen Ronî: li ser erdingehek azad zarok bi serfirazî , bê tirs û bê guman zarokatiya xwe bijîn.

-HAWAR NET: Em wek HAWAR NET spasiya te dikin hevalê Diljen. Di dawiyê de dixwazî tiştek bêjî?

Diljen Ronî: Ez zor spas dikim ji bo vê hevpeyvînê û ez malpera we pîroz dikim. Dawiyê de ez dibêjim ji netewanre çand û huner xwedî rolek pir giring e. her netew bi çanda û hunera xwe heye. ji ber ku em xwediyê çand a xwe bibin û herdem ji bo pêşveçûna ziman û çand ê xebatê xwe berdewam bikin.

DI MUZÎKA KURDÎ DE DENGEKÎ NÛ: DILJEN RONÎ

DI MUZÎKA KURDÎ DE DENGEKÎ NÛ: DILJEN RONÎ

AZADİYEWELAT/ AYDIN ORAK/ STENBOL/ DILJEN RONÎ

Di muzîka kurdî de dengekî nû Diljen Ronî yekem

bi albuma xwe ya solo ya bi navê ‘Çend Gotinên

Evînê’ gihîşte muzîkhezan. Di albumê de tazrên

muzîkê yên wekî slov, rock û caz cih digirin.

Album ji 10 stranan pêk tê. Di albumê de hest,

xemgînî serdest e û di albumê de heta niha dengê

dengbêjên ku nehatine bihîstin wekî vokal cih

girtine. Stranên ku di albumê de cih digirin piraniya

wan ên Diljen in û ew vê yekê wekî hûrbûna

hestiyariyê binav dike.

TARZÊN CUDA

Diljen Ronî anî ziman ku di her peyveke stranan de

hestên jiyana rastîn hene. Her wiha Diljen Ronî di

albumê de cih daye 2 stranên dengbêjê kurd

Miradê Kinê. Di albumê de Miradê Kinê bi qeyda

kevn ve strana bi navê ‘Navê Keçikê Heyat e’ wekî

tarza hiphopê dibêje. Hunermend destnîşan kir ku

di muzîka kurdî de ji berê ve tarza muzîka hip hopê

tê bikaranîn. Her wiha hunermend strana Miradê

Kinê ya bi navê ‘Awirên Esmerê’ bi tarze pop cazzê

şîrove kiriye.

Diljen Ronî anî ziman ku di derxistina albumê de

zehmetî kişandiye û wiha got: “Ev album ji bo min

xebata yekemîn bû ji ber wê bê tecrube bûm. Lê

derhênerê min Seyîthan Kizil û produktorê min

Cem Yilmaz û Gul Oz gelek alîkarî dan min û li

hember wan zehmetiyan bi ser ketim. Di warê wêne, grafîk û helbestan de gelek hevalan

alîkarî dan min.” Hunemend ji ber wan zehmetiyan ji derxistina albumê bextewar e.

‘DENBÊJÎ GIRÎNG E’

Hunermend bilêv kir ku di muzîka kurdî de dengbêjî xwedî cihekî girîng e. Diljen Ronî di

albuma xwe de cih daye du stranên Miradê Kinê û der barê Kinê de wiha got: “Miradê

Kinê di kevneşopiya muzîka kurdî de xwedî cihekî girîng e. Bi ribab û hunera xwe di

muzîka nûjen a kurdî de wekî çavkaniyekê ye. Ez herî zêde di bin bandora hunera

şayesandina Miradê Kinê de mam. Kinê mîrê dengbêjiya ribabê ye.”

Diljen Ronî diyar kir ku heta niha bi konseran derneketiye pêşberî gel lê dixwaze di

peşerojê de konseran li dar bixe û derkeve pêşberî gel. Her wiha hunermend bi wêje û

çand û hunera Botanê û malbata Bedirxanan û dengbêjiyê xebatên xwe dimeşîne.

DILJEN RONÎ KÎ YE?

Diljen Ronî di sala 1981’ê de li Cizîrê ji dayik bûye. Xwendina xwe li Cizîrê qedandiye. Di

zarokatiya xwe de bi muzîkê re eleqedar bûye. Yekem car di 12 saliya xwe de bi dest

tembûrê kiriye. Piştî demekê malbata wî koçî Amedê dike û perwerdeha xwe ya

dibistanê li vir dewam dike. Hin demên cuda li NÇM’ê beşdarî dersên perwerdehê yên

muzîkê dibe. Piştî ku dest bi xwendina tipê dike li vir bêtir xebatên xwe yên muzîkê

didomîne. Bi derfetên biçûk ve li malê studyoyeke biçûk çêdike û demoyan derdixe. Piştî

demekê stranên dengbêjan li gorî muzîka îro şirove dike û albuma xwe ya dawî wiha

derdixe. Ronî hê jî bijîşkiyê dike.

ANF

Botan’dan Kürt müziğine yeni bir ses; Diljen Ronî

Botan’dan Kürt müziğine yeni bir ses; Diljen Ronî

ANF/ AYDIN ORAK/ DILJEN RONÎ

İSTANBUL/ Botan’dan yeni bir Kürtçe çığlık Diljen Ronî’nin, ilk solo çalışması Çend Gotinên Evînê (Aşka Dair Birkaç Söz) albümü Anadolu Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluştu. Etnik, Slov Rock, Caz tarzında olan albüm, kendince farklı bir yorum ve ses ile dinleyicilerin karşısında… Albüm, 10 parçadan oluşuyor. Duygu, hüzün ve aşk’ın hâkim olduğu ve bugüne kadar duyulmamış eski dengbêj vokallerin de yer aldığı albüm tamamen özgün bir çalışmayla dikkatleri çekiyor. Parçaların çoğunun kendisine ait olan müzisyen, bestelerini yoğun bir duygu birikiminin bir eseri olarak yorumluyor. Her bir notasında ve her bir kelimesinde gerçek yaşanmışlıkların ve gerçek duyguların hâkim olduğunu söyleyen Diljen, yakın Kürt müziği tarihinin dengbêjlerinden Miradê Kinê’ye ait iki esere albümünde yer vermiş. Bu eserlerden Navê Keçikê Heyatê (Kızın Adı Hayat) adlı parçada Miradê Kinê, eski ses kaydı ile sanatçıya hiphop tarzında eşlik ediyor. Bunu da Kürt müziğinin çok eskilerden bu yana hiphop ile tanıştığının bir kanıtı olarak yorumlayan Ronî, Miradê Kinê’nin ikinci eseri olan Awirên Esmeran (Esmerin Bakışı) adlı parçayı da kendi yorumuyla pop cazz tarzında okuyor.

Müzikle ne zaman tanıştınız, kendinizden bahseder misiniz biraz?

1981 yılında Cizre de doğdum. İlköğrenimi Cizre’de tamamladım. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başladım. Bağlamayı ilk elime aldığım zaman henüz 12 yaşındaydım. Müziğe ilk adımımı böylece atmış oldum ve buralara kadar geleceğini tahmin etmemiştim doğrusu.

Sonra Diyarbakır’a taşındık. Diyarbakır’da biraz daha okul eğitimime önem verdim. Ara sıra MKM’ye giderek bağlama dersleri almaya başladım.1998 yılında Tıp Fakültesini kazandım. Üniversite hayatı müzisyenliğim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Orada müzik gruplarıyla çalışmalara başlayarak, gitar ve nota dersleri aldım. Evde sınırlı imkânlarla küçük bir studio kurarak demo kayıtları yapmaya başladım ve bu demoların bir çoğu şuan bu albümümde yer almaktadır. Son olarak da dengbêjlerimizden gelen çığlığı günümüz müziği ve enstrümanları ile derleyerek herkesin kendisi ile ilgili duygu ve melodileri bulabileceği bir albüm hazırlamaya başladım. Şuan ise halen doktorluk mesleğimi sürdürmekteyim.

Kendi Müzik tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Pop – Caz ve Rock diyebilirim. Albümde bazı klasik parçalara da yer verdim. Çünkü bu ezgiler benim üzerimde büyük etkiler bırakmıştır. Bu ezgilerin tınılarıyla büyüdüm. O yüzden müzik tarzımı da büyük bir ölçüde etkilemiştir.

Albümünüzün çıkış aşamasını anlatır mısınız? Zorlandınız mı? Albüm öncesi nasıl bir çalışma yaptınız?

Albümün çalışmaları sıkıntılı geçti. Elbette özellikle ilk solo çalışmam olmasından dolayı yapım aşamasında yeni bir heyecan içine girdim. Bu benim için bir ilkti ve tecrübesizdim. Ama yönetmenim Seyithan Kızıl ve prodüktörüm Cem Yılmaz ve Gül Öz’ün verdiği destek ve güvenle bazı zorlukların üstesinden gelmeyi başardım. Albüm yapmak bir ekip işidir ve bu albüm de bir ekip çalışmasının ürünüdür. Bu albümde birçok dostumun katkıları vardır. Grafik tasarımında Fransız fotoğraf sanatçısı Julie Bardoux, şiirleriyle albümüme renk katan Hisyarê Botî ve müzik deneyim ve tecrübesiyle yönetmenim Seyithan Kızıl’ın bu albümde büyük emekleri vardır. Çok zorlandığımız hatta karşımıza bizi bu albümden vazgeçirecek kadar büyük problemler çıktı. Ama yine de bu albüme olan inancımızdan dolayı yolumuza devam ettik ve şuan bu albümü zor koşullarda çıkarabildiğimiz için çok mutluyum. Bu albümde amacım modern Kürt müziğine bir katkı sunmaktı, umarım bunu az da olsa başarabilmişimdir. Albüm öncesinde dostum Hişyarê Botî ve yönetmenim Seyithan Kızıl ile bir çok kez bu albüm için çalışmalar yaptık ve bu çalışmalarımızın sonucunda bir repertuar oluşturduk. Daha önceden hazırlamış olduğum bazı bestelerim de vardı. Tüm bu eserleri büyük bir titizlikle düzenleyerek çalışmalarımıza başladık. Albüm yapım aşaması yaklaşık 10 ay sürdü. Stüdyo çalışmaları da yaklaşık iki ay sürdü. Son olarak da grafik ve fotoğraf çekimlerine başladık, bu fotoğrafları Julie ile İstanbul, Diyarbakır, Mardin ve Midyat’ta çektik. Çok heyecanlı ve zorlu bir süreç idi. Şu an bu albümü dinlerken bu mutluluğu tekrar yaşıyorum.

Sizce Kürt müziği nereden beslenmeli? Kaynağı ne olmalı?

Kürt müziği zaten kaynak olarak dengbêjlerden besleniyor. Dengbêjler bizim hayatımızın bir parçasıdır. Bunlardan M. Arif Cîzrawî, Hesen Cîzrawî, Ayşe Şan, Mihemed Şêxo ve Miradê Kinê’ye ait bir çok eseri günümüz sanatçıları tarafından yeniden derlenip yorumlanmıştır. Benim de beslendiğim kaynaklardan birisidir ve nitekim albümümde de Botan yöresine ait olan “Narînê”, Miradê Kinê’nin “Navê Keçîkê” ve “Awirên Esmeran” adlı parçaları bulunmaktadır.

Cizre’de yaşayan bir müzisyen olarak, kendi günlük yaşamınız nasıl gidiyor, konser, dinleti var mı? Müzik dışında bir uğraşınız var mı?

Müzik benim hayatımın bir parçasıdır. Onun dışında bir de iş hayatım var. Doktorluk mesleği kutsal ve çok zorlu bir iştir. O yüzden zamanımın büyük bir çoğunluğu tıp eğitimi ile geçti ve halen akademik olarak ilerleyebilmek için çalışmalarım devam ediyor. Müzisyen olmak doktorluğumu da olumlu yönlerde etkiliyor. Konser ve dinleti henüz yapmadım. Ama muhakkak ileride olacaktır. Yalnız şuan bu albüm çok yeni, müzik hayatına yeni adım attım. Bunun için biraz erken olduğunu düşünüyorum. Müzik dışında kendi mesleğimi sürdürüyorum. Ayrıca ara sıra resim çizimleri ile ilgileniyorum. Bir tane kültür ve edebiyat sitesi için çalışmalar yaptım ve halen sürdürmekteyim. Bu sitede Bedirhanî Ailesi ve Botan kültür ve edebiyatı üzerine bazı çalışmalarım vardır.

Sizce Miradê Kinê’nin Kürt müziğindeki yeri nedir? Siz nasıl tanımlıyorsunuz Miradê Kinê’yi, sizin için ne ifade ediyor?

Miradê Kinê, Kürt geleneksel müziğindeki yeri tartışılmaz bir öneme sahiptir. Onun rıbabıyla, betimleme sanatıyla yarattığı eserler, günümüz modern Kürt müziğinin kaynağı haline gelebilecek tarzdadır. Nitekim albümümde yer alan Navê Keçikê adlı parça da Miradê Kinê’nin kendi sesinden hipop formatında olan bir parçadır. Bu da şunu gösteriyor ki Kürt müziğinde yıllardan beri hipop, caz, rock formatına uyacak birçok eser vardır. Önemli olan bunları araştırıp eski özünü değiştirmeyecek şekilde yorumlamaktır. Bu da Kürt müziğine yeni renkler kazandıracağı inancındayım. Miradê Kinê’nin en çok betimleme sanatından etkilendim. Miradê Kinê rıbabını bir virtöz gibi kullanan ve folklorik müziğe yeni bir tat getiren, sesin ve sözün tanrılarından bir tanesidir. Bugün yüzlerce bestesi Kürt sanatçıları tarafından seslendirilmiştir. Rıbab (kemençe) denbêjliğinin de miridir.

Şarkı yaparken nerelerden esinleniyorsunuz? Kürt edebiyatı, sanatını ne kadar takip edebiliyorsunuz?

Bestelerimde yaşanılmışlıkların, gerçek olayların üzerimde yarattığı duygusal etkinin bir çığlığı ve haykırışı olarak nitelendiriyorum. Albümünde yer alan parçalarda da bu çığlıkları duyabilir, hissedebilirsiniz. Tamamen her notasında her sözünde gerçek olayların hâkim olduğu, gerçek duyguların hâkim olduğu çalışmalardır. Sonuçta bende bu halkın bir parçasıyım ve bu halkın kültürü tarihi doğası coğrafyası en büyük ilham kaynağı ve bence bir müzisyenin sahip olabileceği en zengin ilham kaynaklarına sahip bir halkız. Bu coğrafyanın doğasından, tarihinden, kültüründen etkilenmemek mümkün değildir ve benim ilham kaynağım olmuştur her zaman. Bu coğrafyada yaşanılan aşklar efsane olmuştur, tıpkı Mem û Zîn gibi, bana sadece yazmak ve bestelemek kalıyor. Kürt edebiyatını uzun bir dönemdir takip etmeye çalışıyorum. Ayrıca bu yönde bazı çalışmalarım da vardır. Bahsettiğim gibi bir kültür ve edebiyat sitesi yaptım, bu siteyi yaparken de kendi çapımda araştırmalar yaptım ve bunları arşivledim. Özellikle dengbêj kültürü, Kürt dili ve edebiyatı üzerine çalışmalar yaptım.

Son dönem Kürt müziğini nasıl görüyorsunuz? Önümüzdeki süreçte dinleti, konser, klip var mı?

Kürt müziği çok ilerledi. Yeni sesler, yeni ezgiler ve yeni tarzlar ortaya çıktı. Bu da Kürt müziği açısından çok olumlu bir gelişmedir. Ümit ediyorum ki Kürt müziği hak ettiği seviyeye ulaşacaktır. Şuan kesin bir şey diyemem. Ama klip ile ilgili bazı hazırlık çalışmalarım var. Konser ve dinleti içinde önümüzdeki günlerde bazı çalışmalara başlayacağız.

ANF NEWS AGENCY

http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=1117

FARKLI BİR SES… İLGİNÇ BİR YORUM… YEPYENİ BİR ALBÜM…

FARKLI BİR SES… İLGİNÇ BİR YORUM… YEPYENİ BİR ALBÜM…

AGOS/ BERCUHİ BERBERYAN/ DILJEN RONÎ

ÇEND GOTINÊN EVÎNÊ… A FEW WORDS REGARDING LOVE…

Anadolu Yapım’dan Kürtçe bir albüm yapan Diljen Ronî, Cizre’li genç bir tıp doktoru. 12 yaşında bağlamayla müziğe adım atmış. Ailesinin tüm baskılarına rağmen ta çocukluktan gelen müzik tutkusuna engel olamamış. Enstrüman çalıyor. Şarkı söylüyor. Çok farklı bir ses rengi var. “Bir tıp doktoruyum, mesleğimi seviyorum ama müzik benim hayatımdır. Şarkı söylemek ruhumu besliyor.” diyor.

Cizre’de doğmuş Diljen. Okumaya eğilimli bir çocukmuş. Eğitim için şartlar daha elverişli olduğu için ailesi sonradan Diyarbakır’a yerleşmiş. Bir yandan başarılı bir eğitim hayatı sürdürürken müzik çalışmalarından hiç vazgeçmemiş.

“100. Yıl Üniversitesinde tıp fakültesini kazanınca Van’da tek başıma yaşamaya gittim. Orası beni çok değiştirdi. Geliştirdi. Aşk, ayrılık, yalnızlık, kendine yetme çabaları… Ve müzik. Hep müzik. Duygu dalgalanmaları müziğimi besledi, müziğim de ruhumu… Farklı tarzlara yöneldim. Gitar çalmayı öğrendim. Geleneksel müzikten çok yönlü müziğe döndüm. Bir süre modern müzik yaptım. Gençlik orkestralarıyla çalıştım. Bir süre çevre izlenimlerinden etkilendim. Besteler yaptım. Zamanla, gelenekselle evrenseli harmanlayarak iyi bir karışım yarattım. Şarkı söylemeyi çok seviyorum.”

Doktorluk ve müzik bir arada mı yürüyor?

“Gayet tabii… Biri diğerine olanak sağlıyor. Tıp fakültesini bitirince, mesleğimi Cizre’de yapmaya karar verdim. Orada sağlık hizmetlerinin ne kadar yetersiz olduğunu çocukluğumdan bildiğim için, kendi yöreme faydalı olmak arzusuyla verdim bu kararı. Bu durumda yine yalnızım. Bu yalnızlık beni büsbütün müziğe itti. Ayrıca artık ekonomim de düzeldiği için albüm çalışmaları ve müzik araştırmaları yapabiliyorum.

Ailem yönünden de ancak doktor olduktan sonra müzik özgürlüğümü kazandım. Onlara göre müzisyenlik bir meslek değil. Ama doktor olmasaydım yani en azından başka bir kariyerim olmasaydı müzikten para kazanmam zaten mümkün değildi. Aslında ülkemizde, ani ve rastlantısal bir şöhret olmadan her türlü sanat dalı insana para kazandırmaktan çok uzak… Yaptığım müzik, alışılagelmişten farklı. Çağdaş müziğe daha yakın. Ben ‘Dengbêj’lerle büyüdüm. Onlar da çağdaş müziğe altyapı olabilecek bir çok eser var. çok yakın. Ben onlardan çokça esinleniyorum. Hatta yararlanıyorum. Bu ilginç bir kültürdür. Çevrem de bu kültüre alışık.

‘Dengbêj’ sözcüğü hakkında biraz bilgi verir misin?

“Dengbêjlik bir tür kendini müzikle ifade etme sanatıdır. Deng ses demek, bêj de söyleyen. Fransızcadaki ‘Diseur’ gibi belki. Eskiden hem tarihi kayıt hem de Kürt müziği yasak olduğundan olmalı, insanlar toplanıp bu dengbêjleri dinleyerek, bir tür sesli tarih eğitimi alır gibi, hem geçmiş, hem güncel olaylar hakkında fikir edinir, aynı zamanda da müzik dinlemiş olurlarmış. Dengbêjlik babadan oğula geçen bir şey. Şimdilerde büyük bir titizlikle bunların araştırmaları yapılıyor. Eski, ilkel teyp kayıtları bile arşiv sayılıyor. Kimi araştırmacı müzisyenler onları değerlendirerek albüm yapıyor. Ben kendi albümümde de yararlandım. Hatta bir parçamın giriş vokalleri tamamen köylülerin sesinden oluşuyor.”

Albümden bahsedelim mi biraz?

“Albüm kasım ayında Anadolu Müzik Yapım’dan çıktı. Dostlarım da çok yardım ettiler. Seyithan Kızıl albümün aranjörü ve yönetmeni. Kendisi benim gitar hocam. Mardin’de müzik öğretmenliği yapıyor. Albümde 10 parça var. 4 ü anonim. 6 parçadan birinin sözleri bir dostuma ait diğerlerinin söz ve müziği bana ait. Cazla bağlantılı. Blues tarzına çok yakın. Hip-hop var. Zaten dengbêjlik kültürü hemen hemen caz formatına yakın.”

Buna çok şaşırıyorum. Diljên açıklıyor.

“Mesela Miradê Kınê ünlü bir mırtıp.” O ne demek? “Düğünlerde, yemeklerde, toplantılarda çalan dengbêj demek. Onun çok eski bir teyp kaydını buldum. Güzel bir kıza pek uzun övgüler düzdüğü Navê Keçikê (Kızın adı Hayat) adlı şarkısının altına hip-hop ritmi döşedim. Ne kadar büyük bir uyum sağladığını görünce ben bile şaşırdım. Adamlar vaktinde resmen farkında olmadan hip-hop yapmışlar. Sonra bunu başka bir parçayla harmanlayıp tek bir parça haline getirdim. İnanılmaz bir müzik bütünlüğü oluştu. Güzel oldu.”

Diljên bana bu parçayı dinletti. İnanamadım. Hayret verici bir uyum… Gerçekten de çok güzel olmuş. Ayrıca onun şarkıları daha önce dinlediğim Kürtçe şarkılara hiç benzemiyor. Sözlerini anlamasam bile duyguları çok belirgin. Aşk ve hüzün çağrıştırıyorlar… Boşuna dememişler ‘müzik evrenseldir’ diye…

“Geleneksel müzikte şu anki popüler müziğin alt yapısı var. Kürt müziğinde bu çok belirgin. Müziğimiz bu güne kadar büyük sorunlar yaşadı. Neredeyse kaybolmanın eşiğine gelen kültürümüz gibi. Kürtçe konuşmak gibi şarkı söylemek de yasaktı. Şimdilerde bu durum biraz değişmeye başladı. Ben de tam bu değişimin başlarındayken albüm çıkararak, bu sürecin içinde bulunmak ve müziğimizin gelişmesine hizmet etmek istiyorum.”

İstanbul’a geliş nedenin de albümle mi ilgili?

“Hem albümün tanıtımı hem de bununla ilgili olarak bir klip çekimi için geldim. Albüm öncesi geldiğimde, sanatçıyım diyen tefecilerle karşılaştım. Benim müzikle ilgili bir şöhret ve para endişem olmadığı için hemen kendimi sıyırdım. Ben paramı doktorlukla kazanıyorum. Bütün masraflarımı kendim yaptım. Bu albümde 18 enstrüman kullandık. Sonuçtan memnunum. Yavaş yavaş da tanınıyor. Gerçekten kazanç peşinde değilim. Bu bir sanat yolculuğudur. Kültürüme katkım olsun istiyorum. İlkelerimle yaşıyorum ve çok mutluyum.”

Başka çalışmaların var mı?

“Kumalıkla ilgili trajik bir belgesele ve kısa metrajlı bir filme fon müziği yaptım. Onlar da keyifli çalışmalar. Müzikle ilgili her çalışma beni mutlu ediyor. Yakında başka film müziği çalışmalarım da olacak.”

Diljên Ronî’ye çıktığı bu sanat yolculuğunda yolu açık olsun diyorum ve albümdeki birkaç parçanın adını buraya alıyorum belki bir yerlerde kulağınıza çalınır… Gulek… Navê Keçikê… Yarê… Newaya Dil… Nesrîn… Awirên Esmeran… Were… Narinê… ve de özellikle en sona aldığım; Ez aşiq im (Ben aşığım) size bir şey çağrıştırıyor mu?