Diljen Roni: Kürtçe şarkılar Türkçeymiş gibi dinletildi

Sanatçı Diljen Roni’nin yeni albüm Xewna Derew müzikseverlerle buluştu. Roni, “Kürtçe şarkıların üzerine Türkçe sözler yazıldı, Kürtçe olan şarkılar esasında Türkçeymiş gibi dinletildi. İzzet Altınmeşeler, İbrahim Tatlısesler böyle tanındı, meşhur oldu. Aslına bakarsanız hala dinleyicisine tam anlamıyla ulaşamamış bir hazineye sahibiz” dedi.

Anıl Mert Özsoy  aozsoy@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Müzisyen Diljen Ronî yeni albümü Xewna Derew (Yalan Rüya) ile müzikseverlerle buluştu.  Albümdeki 9 şarkının 5’inin sözlerini, 7’sinin bestesini yapan Diljen Ronî albümde Koma Wetan’dan Kerem Gerdenzerî’nin Sînê şarkısını yorumladı. Ayrıca Hozan Dilgeş’in müziğini yaptığı Cigerxwîn’in şiiri olan “Ez û Yar” (Ben ve Yar) adlı eserini yeniden seslendirdi.

Diljen Roni ile Kom Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluşan Xewna Derew’i konuştuk.

Sizi tanıyarak başlayalım. Bir yandan tıp hekimliği yapıyor bir yandan da müzik kariyerinize devam ediyorsunuz. Hekimliğinizin müziğinize ne gibi etkileri oldu?

1981 doğumluyum. Söylediğiniz gibi doktorum. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde tıp okudum. Müziğe ortaokul/ lise yıllarında başladım ve üniversite okurken bunu geliştirme fırsatım oldu. Üniversite yılları boyunca çeşitli etkinliklerde sahne aldım ve enstrüman eğitimim devam etti. Mezun olduktan sonra uzunca süre Cizre’de doktorluk hizmeti verdim. Mesleğimin bana şöyle bir faydası oldu: İnsandan kopuk yaşamıyorum. Her kesimden, çok farklı insanlarla karşı karşıya geliyorum. Doktorluk, insana tabularını yıktıran bir meslek. Tüm inançlar, sınıf farklılıkları, ideolojiler… söz konusu sağlık olduğunda geri planda kalıyor. Çokça trajik durumun yanında komik durumlara da şahit oluyorsunuz. Her gün insan hikayelerinden beslenme şansınız oluyor.

Müziğinizde Kürtçe sözler ve geleneksel ezgiler yer alırken, müziğinizi batı enstrümanları ile zenginleştiriyorsunuz. Bu iki farklı kültürün sanat ekseninde bir araya gelmesine dair ne söylemek istersiniz?

Kültürel anlamda gelenekten tamamen kopulmaması gerektiğine inanan biriyim. Batı enstrümanlarıyla geleneksel müzik yapmanın yanı sıra modern şarkılar da yapıyorum. Zaten müziğimi pop/rock tarzda tanımlayabilirim. Ama albümlerimde geleneksel şarkılara da yer veriyorum.

‘DİNLEYİCİSİNE ULAŞMAMIŞ BİR HAZİNEYE SAHİBİZ’

Son albümünüzde çok bilindik bir eser olan Sine’yi yeniden yorumladınız. Gelenek ile çağdaş dönemler arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Yasaklı dönemler sebebiyle bizde sözlü gelenekten kalma pek çok eser mevcut. Bunların birçoğunun söz yazarı, bestecisi belli değil; anonimleşmiş. Birçoğu da sahibi belli geleneksel eserler. Bugün de durum pek farklı değil ama o günlerde de eserler, özgür bir kültürel ortamda yayılma şansı bulamadı maalesef. Gizli gizli, kısık sesle dinlenmek zorunda kaldı birçoğu. Türkçe eserlerin yayılma şansı bizimkilerde yoktu. Kürtçe şarkıların üzerine Türkçe sözler yazıldı, Kürtçe olan şarkılar esasında Türkçeymiş gibi dinletildi. İzzet Altınmeşeler, İbrahim Tatlısesler böyle tanındı, meşhur oldu. Aslına bakarsanız hala dinleyicisine tam anlamıyla ulaşamamış bir hazineye sahibiz.

Pek çok sanatçı hala bu hazineden yararlanıyor. Yeni bir şey üretilmiyor diye zaman zaman eleştirsek de bu hazinenin de artık gün yüzüne çıkması gerekir. Elbette ki tamamen buraya yönelip hiçbir şey üretmeden sanatçı olalım demiyorum ama bunlar kültürel mirasımız ve halkına ulaşmalı diye düşünüyorum. Kendi şarkılarımızın yanında geleneğe de yer verilmesi gerektiği inancındayım.Ben de albümlerimde kendi modern tarzdaki şarkılarımın yanısıra geleneksel parçalarımıza yer verdim. Dediğim gibi, bu bir miras ve yeni kuşaklara da aktarılmalı.

Sine’ye gelince; Sine eski bir şarkı olmasına rağmen sözlerindeki ‘geleneksel doku’ aslında müziğinde yok. Şarkının bestelendiği tarihe bakacak olursak günün koşullarına göre son derece modern bir alt yapıya sahip. Hatta şu anda bile öyle. Kerem Gerdenzeri’nin modern bestesini biraz kendi tarzımı da katarak yeniden yorumladım. Benim çok sevdiğim, dinlemekten ve söylemekten çok zevk aldığım bir şarkıydı zaten. Bu zevki dinleyicilerimle de paylaşmak istedim. Doğrusu çok güzel geri dönüşler aldım.

‘EN BÜYÜK PROBLEM YASAKÇI ZİHNİYETİN EGEMENLİĞİNİ KORUMASI’

Türkiye’de Kürtçe müzik yapmanın zorlukları nelerdir? Müziğinizi üretme ve dinleyiciyle buluşturma noktasında neler yaşadınız?

Kürtçe müzik için en önemli problem, yasakçı bir geçmişten geliyor olması ve maalesef ki bu zihniyetin hala egemenliğini koruması. Bir de bizim insanımız o kadar çok acıyla karşı karşıya kalıyor ki sanatla uğraşmak, sanata zaman ayırmak neredeyse lüks haline geliyor. Hep bir dayatma ve daraltma çemberinde. Böyle bir ortamda normal olarak ona çok tanıdık gelen, ona kendi yaşamını, geleneğini, kültürünü anlatan geleneksel şarkılara sarılıyorlar daha çok. Bu hep böyledir zaten, yaşadığı alanın gerçeğinden kopamayan, bunun için fırsat verilmeyen insan hep kendisine, bildiğine sarılır.

Yeni sanatçıların çoğu, ben de dahil, modern tarzda şarkılar yapıyoruz. Bunun kitleler tarafından duyulması, alışılması, sevilmesi elbette zaman alacak. Caz, rock, pop müzik yapan sanatçılar olarak biraz sabırlı olmamız gerekiyor. Çünkü ortada görmezden gelemeyeceğimiz gerçekler var.

Kürt sanatçılar için sanatçı olmak bir mücadele alanı. Türkçe şarkı yapanlardan daha sıkıntılı bir ortamdayız ve kısıtlı imkanlara sahibiz. Dediğim gibi, aslında problem çok ama sanat da bizler için var oluş sebebi.

‘MÜZİK KÜLTÜRÜN TAŞIYICI KOLONU GİBİ…’

Müziğin, kültürel hafızada önemli bir yeri var. Bu konuda ne söylemek istersiniz? Sizin için ne denli etkili?

Aslında söylediğimiz her şeyin birbiriyle bağlantısı var. Müzik, kültürün taşıyıcı kolonu gibi… Masallarınızı, atasözlerinizi, geleneklerinizi, inançlarınızı yani sahip olduğunuz, size özgü olan her şeyi melodiye dökme şansınız var. Ve müzik, dilden dile, kulaktan kulağa çok kolayca taşınan bir sanat dalı.

Mesela bugün oturup eski şarkıları dinleyin, o şarkıların ortaya çıktığı tarihteki kültürel ortamı hemen çözersiniz. Aşka bakışları nasıl, töreler hayatın içinde ne kadar etkili, ilişkilerin bitmesinde neler rol oynuyor, kimlere isyan edilmiş, kimler düşman olarak algılanmış, halk zengin mi fakir mi, isyanlar, ezilmişlikler… Hemen her şeye dair bilgi ve fikir sahibi olacağımız şarkılar vardır. Öte yandan dildeki değişimi (gelişmeyi veya gerilemeyi) görürsünüz. Hakim tarz ile o kültürün müziğe bakışını algılarsınız. Mesela bir düşünelim; arabeskin, halk müziğinin veya dengbejlerin çok zengin, refah içinde, özgür yaşayan bir toplumdan çıkmış olması mümkün müdür? Değildir… İnsan, yaşadıklarını ürettiklerine döker çünkü. Özetle; müziğin, sanatın ve kültürün önemli bir parçası olduğunu; hatta kültürel anlamda taşıyıcı kolon olduğunu düşünüyorum.

Kürtçe müzik, sözlü gelenek üzerine ciddi bir birikime sahip. Günümüzün Kürtçe sanat yapan sanatçıları sizce bu birikimden yararlanabiliyor mu?

Doğrusu eski/yeni tüm sanatçılar bu birikimden yararlanıyor. Ama az, ama çok. Bazıları çıkıp hiçbir değişiklik yapmadan, bir yenilik katmadan alıp okuyor; bazıları da kendi yorumunu, kendi tarzını katıyor. Bunların hiçbirine karşı değilim, hatta başta da söylediğim gibi gelenekten yararlanılması gerektiği kanaatindeyim. Ancak, şuna karşı olduğumu söyleyebilirim; sanatçı olma iddiasındakilerin yaratıcı olması gerektiğine inanıyorum. Yani geleneksel bir hazinemiz var, nasılsa bunun da sonu gelmez diye tüm eski şarkıları alıp söyleyerek kolaycılığa kaçıldığını düşünüyorum. Zaten bu, insanı sanatçı değil ‘icra eden kişi’ yapar. Bu nedenle ‘üretim+tüketim’ diyorum.

Xewna Derew’den beklentileriniz nelerdir?

Gönül ister ki herkesin beğenisini kazansın. Çünkü iyi bir iş çıkardığımıza inancım tam. Ama ‘bilinmeyen bir dil!’ ile şarkılar söylüyorsanız en azından kendi dinleyici kitlemize ulaşabilir diye umuyorsunuz. Beklentimiz, öncelikle Kürtçe müzikseverlere ulaşması.

Bundan sonrası için dinleyicilerinizi neler bekliyor?

Albümümüz daha çok yeni. Bu nedenle konserlerle dinleyicilerimle buluşmaya devam edeceğim. Yine albümdeki şarkılara yönelik klip çalışmalarım olacak. Ve tabii ki üretmeye devam…

Hunermend Diljen Ronî Ser Albuma Xwe ya Nû Dipeyîve

Mem Botanî / Dengê Amerîka /  Hunermendê Kurd Diljen Ronî albûmek nû ya bi navê “Xewna Derew” derxist ku ji stranên tarza pop-rock pêk tê.

Ronî strana Kerem Gerdenzerî yê Koma Wetan ya bi navê “Sînê” jinûve şîrove dike û strana “Ez û Yar” ya helbestvanê navdar Cegerxwîn jî distire.

“Xewna Derew” jî 9 stranan pek tê û 4 ji wan ji alîyê Ronî ve hatine nivîsîn û awaza 7 stranan jî dîsa ji hêla wî hatine danan.

“Carna mirov xwe di nav xewneke xweş de dibîn. Jîyan xweş e, evîn xweş e, hezkirin xweş e. Mirov dibêje ev xewneke xweş e, lê paşê mirov dema lê dinêre ku ew hemî derew derketine. Serpêhatî û jîyana mirovan, xewnên wan derew der dixîne. Jiber vê, min navê albûma xwe kir “Xewna Derew”.

Hêjayî bîrxistinê ye ku Ronî di sala 2008an de albûma yekê “Çend Gotinên Evînê” derxistîbû û dû re albûmên bi navê “Du Demsal” û “Çile- Klasîkên Kurdî” giheştibûn guhdarên wî.

Diljen Roni: Kürtler, Kürtçe Rock’ı daha çok özümseyecek

Pop-rock tarzda şarkıların yer aldığı “Xewna Derew” albümü ile sanatseverlerle buluşan Kürt Sanatçı Diljen Roni, “Kürtler, Kürtçe Rock’ı dinlediğinde daha çok özümseyecek çünkü kendi anadilidir.

Kürt sanatçı Diljen Roni’nin pop-rock tarzdaki şarkılara yer verdiğini yeni albümü “Xewna Derew” (yalan rüya) Kom Müzik’ten çıktı. Albümde Koma Wetan solisti Kerem Gerdenzeri’nin “Sînê” eserini tekrardan yorumlayan Roni, müziğini Hozan Dılgeş’ın yaptığı, sözleri ünlü Kürt Şair Cigerxwîn’in ait olan “Ez û Yar (Ben ve Yar)” şarkısını da seslendiriyor.

“Xewna Derew” albümündeki 9 şarkıdan 4’ünün sözünü yazan Roni, 7 şarkının müziğini ise kendisi yaptı. Toplumsal olaylardan, Cizre’nin kokusundan ve Uğur Kaymaz’dan etkilenip onlarca besteye imza atan Diljen Roni yeni albümü ve Kürtçe müzik hakkında ANF’nin sorularını yanıtladı.

Tarzınızı Ciwan Hoca’ya benzetiyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Kürt müziğinde çok fazla tarz yok. Bu büyük bir eksikliktir. Rock müzik yapan çok az sayıda insan var. Rock müziğinin bazı gırtlak nağmeleri vardır. Kürtçe’de de ilk bu nağmeyi Ciwan Hoca’dan gördük, dinledik biz. Ben de onun hayranıyım. Bu yüzden belki de benim sesimi ona benzetiyor olabilirler. Yoksa, bu benim tarzım ve rahat okuduğum şekilde okuyorum.

90’lı yıllarda Kürtçe müzik uzun süre kendini tekrarladı ancak son dönemde müzisyenlerde ciddi bir arayış gözlemlemek mümkün. Bu arayışa yön veren dinleyici kitlesi midir sizce?

Bir dil sorunumuz var. O dilin insandaki etki sorunu var. Dil üzerindeki asimilasyonun etkileri var. Bir de artık çağ değişiyor ve Cizre’deki herhangi bir insan, telefonundan internete girip Pink Floyd dinleyebiliyor. Bu bizde de bir kamçılanma yarattı. Artık eski şarkıları sevmemeye başladı insanlar ya da yeni doğan jenerasyon direk batı müziği ile doğdu. Çağın gerektirdiği şekilde insanların beklentileri şekillendi. 90’lı yıllarda baskılar en büyük düzeydeydi.

O dönemde Kürt dilinde müzik yapmak ayrı bir duyguya sahipti ve bir hitabı vardı. O döneme ait Kürtçe müzik yapanlar sonraki süreçte bir kısır döngüye girdi ve bana göre çağa ayak uyduramadılar. Şu anki genç müzisyenlerin farklı arayışlarda olmasının nedeni toplumun da değişmesidir. Ayrıca yeter ki konser veremiyoruz. Kitle ile yeterli bir diyaloğa giremiyoruz. İnsanlar Kürtçe müzik konserlerine gidemiyorlar. Bu durumdan kaynaklı da bir kopukluk var.

‘KÜRTÇE POP VE ROCK MÜZİK TARZINA AÇIK OLMAK GEREKİR’

90’lı yıllardaki konjonktür ile şimdiki arasında dağlar kadar fark var. Şimdi insanların çok daha iyi müzikler çıkarması gerekiyor. Bunun bir pazarının da oluşması gerekiyor çünkü biz Kürtçe müzik yapanların en büyük sorunu kitleye yaptığımız müziği aktarma biçimimizdir ve özellikle alternatif müzik yapan ve tutulabilirliği az olan yani dinleyicisi az olan müzik tarzına sahip müzisyenler için.

Benim en büyük misyonum burada, Türkçe Pop dinleyeceğine Kürtler, Kürtçe Pop, Türkçe Rock dinleyeceğine önce Kürtçe Rock dinlesin demektir ve buna göre eserler çıkarmaktır. Kürtçe Rock’ı dinlediğinde bunu daha çok özümseyecek çünkü bu kendi anadilidir. Bu yüzden bu tarzlara açık olmak ve ileri taşınması için kanallar açılması gerektiğini düşünüyorum.

Bir röportajınızda coğrafyanın müzik üzerinde yoğun bir etkisi olduğunu belirtmişsiniz. Cudi dağını ve Marmara denizini nasıl tanımlıyorsunuz? Aradaki fark ne oldu sizin için?

Müzik bir his işidir. Bir şeyler karalamak da bir his içidir. Yaşam içerisinde bu toplumsal bir olay ya da özel bir olay da olabilir, o anın hislerine bakıp hemen bir şeyler yazabiliyorsunuz. Coğrafyanın da insanlar üzerindeki etkisi çok fazla. Oturduğumuz ortam bir insanın ruh halini belirleyebiliyorsa yazdığı şarkı sözlerini, melodileri de belirleyebilir. Ben 8 yıl Cizre’de kaldım. O süre boyunca 2 albüm yaptım orada.

O iki albümümde bir Botan kokusu duyabilirsiniz. Mutlaka vardır çünkü sabahları gözlerimi Cudi Dağı’na açıyordum. Dışarı çıkıyordum ve yine herkes Kürtçe konuşuyordu. Aidiyet duygusu insanın hislerini kabartıyor. İstanbul’a gelinde iş bambaşka bir hale bürünüyor. Herkes Türkçe konuşuyor; farklı bir dil. Ayrıca farklı bir coğrafya.

Albümleriniz arasında bir tarz değişikliği görüyoruz. Bir önceki albümde Kürtçe klasikler vardı şimdi Kürtçe Rock. Bu geçişlerin bir anlamı var mı?

İlk albümümü Çend Gotinen Evine’yi Cizre’de yaptım. İlk albüm olduğu için bir sorumluk hissettim üzerimde. Aslında benim tarzım pop-rock tarzıdır. Kendimi en iyi ifade ettiğim en rahat okuyabildiğim tarz bunlar ama bir yönüm Botanlı olduğu için oranın şarkıları ile büyüdüm. Benim sanatımın alt yapısı Mehmed Arif Ciziri ile doludur. Tabi olanaklar da etkili oldu. Her şeyi bir arada söylemek zorunda kalıyorsunuz. ‘Artık piştim’ dediğimde kendi tarzımı oluşturmam gerektiğini düşündüm.

Evde, konserde ya da başka bir yerde çekilmiş, kaydı alınmış klasik Kürtçe şarkılarını söyledikten sonra Klasike Kurdi albümümü çıkarmaya karar vermiştim. Klasik Kürtçe müziğine uygun olması için bütün detaylarıyla o formatta okudum. Bu albüm beni yansıtıyor. Diljen Roni denildiğinde artık akımıza Xewna Derew gelecek. Çünkü bundan sonraki albümlerim bu ve buna benzer olacak.

Şiirden söz edersek, şiir ve müzik arasında nasıl bir duygu bağı var sizin için? Siz şair misiniz, şiir yazıyor musunuz?

Ben bir şair değilim ama her üç albümde de sözlerin çoğunu ben yazdım. Kani’yi besteledim enstrüman olarak. Söz yoktu onda ama zaten söze ihtiyaç duymadı o. Ben hissettiklerimi yazmaya çalışıyorum. Çevreden çok etkileniyorum; TV haberlerinden, acılardan, dramdan. Örneğin Kani eseri benim Cizre’de, savaş ortamında geçen çocukluğumun bir yansımasıydı. Arjen Ari’nin Uğur Kaymaz için yazdığı Beri Her Zaroki eserinin de müziğini yaptım ikinci albümümde.

Uğur Kaymaz’da çok etkilendim ve bu bende ciddi bir etki bıraktı. Çünkü Uğur Kaymaz’da çocukluğumu gördüm. Benim çocukluğum da onun gibi olabilirdi. Son albümümde daha çok aşktan, aşkın acısından, serzenişlerden, aşkın bıkmışlığından da dem verdim. Örneğin Xewne Drew eseri böyle bir eser. Yani genel olarak yazdığım eserler, başımdan geçenler ve hissettiklerim.

Xewne Derew albümü için bir lansman düzenlediniz 19 Kasım’da. Bu Kürt müzisyenleri açısından pek alışıldık bir etkinlik değil. Siz neden yaptınız? Kürtçe müzik yapanlar adına bir lansman düzenlemek sizce önemli mi?

Artık müzisyenler kendilerini göstermek durumunda. Yaptıkları eserlere önce kendileri sahip çıkmalı. Önce kendi piarını, tanımını yapmalı. ‘Bu eseri ben yaptım, sizler için yaptım. Bunu dinlemenizi öneriyorum’ demesi gerekiyor. Bu kadar teknolojik ağ varken bunun tanıtılmaması sadece albümün yapılıp bırakılması kişinin yaptığına esere de haksızlık oluyor.

Ben bir müzisyenin kendisine haksızlık etmesinden yana değilim. Böyle bir şey düşünüp yaptım ve iyi ki de yaptım. Umarım bu yeni albüm yapacak Kürt müzisyenlerine bir yol olur. Ben stüdyoda bu işin mutfağında yaptım bu işi medyadaki arkadaşları çağırarak ‘bu iş nerede çıkıyor, bunun mutfağı nasıldır?’ göstermek istedim. Medya da bundan memnun kaldı.

Kürtçe Müzik ve Kürt Müziği arasındaki karmaşada sizin yeriniz hangisine daha yakın?

Ben rock müzik yapıyorum. Kürtçe dille rock Müzik yapıyorum. Anlatmak istediğim şey budur. Bu Kürt müziği değil. Benim yaptığım Kürtçe yapılan bir müzik. Rock müziğinin farklı dillerle de yapabilirsin. Kürt müziği diyebileceğimiz şey Dengbejlerdir. İnsanların kavram kargaşası var. Bizler Kürtçe dilinde müzik yapıyoruz. Mesela saksafon kullanıyoruz. Bu Kürt müziğinde yok.

Xewna Derew albümünün içeriği şöyle:

Albümdeki 3 şarkının sözleri Müslüm Aslan’a ait. Diljen Roni, “Xewna Derew” albümünde müzik camiasının ünlü bas gitaristi İsmail Soyberk, müzisyen ve aranjör Ayhan Orhuntaş ve Türk pop müziğinde birçok ismin aranjörlüğünü üstlenen Alper Atakan ile çalıştı. Albüme adını veren “Xewna Derew” şarkısının aranjesini Alper Atakan, diğer şarkıların aranjesini ise Ayhan Orhuntaş üstlendi.

Diljen Roni, 2008 yılında ilk olarak “Çend Gotinen Evine” albümü ile ismini duyurdu ve ardından 2012’de “Du Demsal”, 2018’de “Çile- Klasîkên Kurdî” albümlerine imza attı.

Albûma Xewna Derew a Diljen Ronî belav bû

BasNews –  Hunermendê kurd Diljen Ronî albuma çarem a bi navê Xewna Derew belav kir.

Hunermend Diljen Ronî ji ser tora medyaya civakî ji ser rûpela xwe ya twîtterê belav kiriye ku wî albûma wî ya Xewna derew derketiye û hezkiriyên muzîkê dikarin ji ser qenalên înternetê (Spotify, Itunes, Youtube) li albûma wî guhdar bikin.

Di albuma bi nave Xewna Derew de de 9 stran cî digirin. 2 stran cover in, yên din besteyên hunermend bi xwe ne. Gotinên 4 stranan wî ne herwiha Muslum Aslan jî bo albûmê 3 gotinên stranan nivîsîne.

 

Diljen Ronî’den yeni albüm: Xewna Derew/Yalan Rüya

Diljen Ronî’den yeni albüm: Xewna Derew/Yalan Rüya

FERSUDE – Ocak 2018’de 2018’de ‘Çile- Klasîkên Kurdî’ derleme albümle dinleyicisiyle buluşan Diljen Ronî’den yeni albüm ‘Xewna Derew’ (Yalan Rüya) geldi.

Diljen Ronî, 2008’de ilk olarak ‘Çend Gotinen Evine’ albümü ile ismini duyurdu ve ardından 2012’de ‘Du Demsal’, 2018’de ”Çile- Klasîkên Kurdî’ albümlerine imza attı.

Diljen Ronî, Kom Müzik etiketiyle çıkan ‘Xewna Derew’ albümünde pop-rock tarzdaki şarkılara yer verdi. Albümde Koma Wetan solisti Kerem Gerdenzeri’nin ‘Sînê‘ eserini tekrardan yorumlayan Ronî, müziğini Hozan Dilgeş’in yaptığı, sözleri ünlü Kürt Şair Cîgerxwîn’in ait olan ‘Ez û Yar (Ben ve Yar)’ şarkısına da yer verdi.

Xewna Derew’ albümündeki 9 şarkıdan 4’ünün sözünü yazan Ronî, 7 şarkının müziğini ise kendisi yaptı. Albümdeki 3 şarkısının sözleri ise Müslüm Aslan’a ait.

Diljen Ronî, ‘Xewna Derew’ albümünde müzik camiasının üstadı ünlü bas gitarist İsmail Soyberk, müzisyen ve aranjör Ayhan Orhuntaş ve Türk pop müziğinde birçok ismin aranjörlüğünü üstlenen Alper Atakan ile çalıştı.

Albüme adını veren ‘Xewna Derew’ şarkısının arenjesini Alper Atakan; diğer şarkıların arenjesini ise Ayhan Orhuntaş üstlendi.

 

Diljen Ronî Kimdir?

Diljen Ronî, 1981 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başlayan Diljen, lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayıp, 1998 yılında tıp fakültesini kazandı. 2006 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra doktor olarak çalışmaya başladı. Daha sonra müzisyen arkadaşlarıyla ilk albümü için çalışmalara başlayan Ronî,2008 yılında  “Çend Gotinên Evînê…” yani ‘Bir Kaç Aşk Sözcüğü’ anlamına gelen ve Anadolu Müzik Şirketi etiketiyle yapılan ilk albümünü çıkarmıştır. Diljen Ronî  2012 yılında ikinci albümü olan yine Anadolu Müzik etiketiyle “Du Demsal” ardından  ‘Çile’ albümünü çıkardı.

Albümü Spotify dan dinlemek için: https://open.spotify.com/album/79yfyCaDOYv3L6fpg4YUJo?si=w-62e9agRoWEPDOoMphAsg

Albümü Youtube den dinlemek için : https://www.youtube.com/watch?v=pTTSZlPWVfU&t=0s&list=PL5TTbX69ix7Hce8N3MCaMX8FoePF8M8B0&index=2

Xewna Derew Albüm Hikayesi

Yakında Kom Müzik etiketiyle çıkacak olan Xewna Derew (Yalan Rüya) adlı albümümüzün oluşum aşamasının hikayesini hazırladık. Albümle ilgili bilgilerin yanı sıra şarkıların kayıt esnasında çekilmiş görüntüleri ile güzel bir anı oluştu. Biz çalarken de söylerken de çok keyif aldık. Umarım siz de keyifle izlersiniz.

Di demeke nêzîk de ji aliyê Kom Muzîkê ve albûma me ya bi navê Xewna Derew dê derbikeve. Me jî ji we re çîroka albûmê amadekiriye. Di çîrokê de ji bilî naveroka albûmê dîmenên dema tomarkirina strananan jî hene. Wexta em dixebitîn me rojên bi kêfxweşî derbas kirin û ev ji me re bû bîranîneke gelekî xweş. Bi kêfxweşî me stra û me muzîka xwe afirand. Ez hêvîdarim ku hûn jî bi kêfxweşî li vê temaşe bikin.

Diljen Ronî’den yeni albüm: Xewna Derew

BasNews- Diljen Ronî’nin pop- rock tarzıyla hazırladığı yeni albümü ‘Xewna Derew’ (Yalan Dünya) yakında çıkıyor.

Albümde Mehmet Erdem, Ebru Yaşar, Koray Avcı gibi ünlü isimlerin aranjörlüğünü üstlenen Alper Atakan, albüme ismini veren Xewna Derew şarkısının aranjörlüğünü yaptı. Diğer şarkıların arenjesi ise müzisyen Ayhan Orhuntaş’a ait.

9 şarkının 5’inin sözlerini, 7’sinin bestesini yaptı

Evrensel’in haberine göre; albümdeki 9 şarkının 5’inin sözlerini, 7’sinin bestesini yapan Diljen Ronî albümde Koma Wetan’dan Kerem Gerdenzerî’nin Sînê şarkısını yorumladı. Ayrıca Hozan Dilgeş’in müziğini yaptığı Cigerxwîn’in şiiri olan “Ez û Yar” (Ben ve Yar) adlı eserini yeniden seslendirdi. Kom Müzik etiketiyle müzikseverle buluşacak albümün oluşum aşamasını anlattığı bir video hazırlayan Ronî, biz çalarken de söylerken de çok keyif aldık” diyor.

Diljen Ronî, bir süre önce Klasîkên Kurdî (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği ‘Çile’ albümüyle müzikseverlerin karşısına çıktı. Ronî’nin üçüncü albümü Çile, Kürtçe ilk dijital albüm olma özelliğini taşıyor. Albüm, yayınladığı mevsimden dolayı adını Kürtçe’de ‘kış’ anlamına  gelen “Çile”den aldı. Ronî, daha önce sırasıyla Çend Gotinên Evînê (Aşka Dair Birkaç Söz) ve Du Demsal (İki Mevsim) isimli albümleri çıkarmıştı.

Diljen Ronî kimdir?

Ronî, 1981 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başlayan Diljen, lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayıp, 1998 yılında tıp fakültesini kazandı. 2006 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra doktor olarak çalışmaya başladı. Daha sonra müzisyen arkadaşlarıyla ilk albümü için çalışmalara başlayan Ronî,2007 yılında  “Çend Gotinên Evînê…” yani ‘Bir Kaç Aşk Sözcüğü’ anlamına gelen ve Anadolu Müzik Şirketi etiketiyle yapılan ilk albümünü çıkarmıştır. Diljen Ronî  2012 yılında ikinci albümü olan yine Anadolu Müzik etiketiyle “Du Demsal” ardından  ‘Çile’ albümünü çıkardı.

 

Diljen Roni: Kürt müziği kafelere sıkıştı

Cesim İlhan/ K24 / İSTANBUL / Kürt sanatçı Diljen Roni, coğrafyanın sanat üzerinde etkili olduğunu ifade ederek, Cudi Dağı’na bakarken hissedilen duygular ile Marmara Denizi arasında fark olduğunu söyledi.

Asıl mesleği doktorluk olan Diljen Roni, Türkiye’deki önyargılar sebebiyle yaşanan engellerden dolayı Kürt müziğinin kafelere sıkıştığını vurguladı.

K24’ün soruları ve Diljen Roni’nin yanıtları…

Bölgemizde ve Türkiye’de istediğiniz müziği yapabiliyor musunuz?

Kısmen. Şartlar biraz zor. Sanata dair birçok engel var ama bu sanatın icrasına engel değil daha çok kamçılayıcı bir etki de yaratıyor. En önemlisi dil üzerindeki önyargı ve engeller. Bu bizim sanatı icra etmemizden çok dinleyicilerimize ulaştırma konusunda etkili oluyor. Bu şekilde Kürt müziği daha az görünür hale geliyor ve bir varlık sorunu yaşanıyor. Kürt müzisyenlerin bazıları bu varlık görünme sorununu Türkçe şarkılar da söyleyerek kendini görünür hale getirme çabasına girdiler. Bazıları da kendi tarzından ödün vererek daha çok dinleyiciye ulaşma çabasına yönelmek zorunda kaldı. Geçimini müzik üzerinden kazanan müzik emekçileri de ayrı bir konu. Bu şartlarda istenilen müziği yapmak ekonomik-siyasal özgürlükle birebir bağlantılıdır.

Kürt coğrafyasında çalıştığınız ya da yaptığınız bir eser ile İstanbul’daki çalışmalar arasında bir fark var mı? Yani coğrafyanın sanat üzerindeki etkisini hissediyor musunuz?

Elbette coğrafya etkilidir. Cudi Dağı’na bakarken hissettiğin duygular ile Marmara Denizi arasında çok fark var. Kent yaşamı, hızı, akışı, hayat mücadelesi, ilişki kurduğun insanlar bile etkili olur. Yeni yaptığım albümde bunu daha rahat görebileceksiniz. Bu albümde kent hayatı aşkın her yönünü etkiliyor. Aşk, aynı temel duygular üzerinde olsa da yaşadığın coğrafya aşka bakışını değiştiriyor.

Gitar size çok yakışıyor. Kaç enstrümanla sanat yapıyorsunuz ve bunlardan hangisi sizi daha çok etkiliyor?

Teşekkür ederim. Elbette bağlamanın da hayatımdaki yeri ayrıdır. Müzik hayatıma ilk bağlama çalarak başladım. Daha sonra klasik gitar, sonra akustik gitar, en son da elektrik gitara geçiş yaptım. Bütün enstrümanlara aşığım aslında, her şeyi çalmak istiyorum ama zaman sorunu yaşıyorum. Ama en çok gitar etkiliyor beni.

Doktorlukla insanların hayatına, müzikle de duygularına hitap ediyorsunuz? Hem müzik hem doktorluk yapmak nasıl bir şey?

Aslında çok zor. Çünkü müziğe yeteri kadar zaman ayıramıyorum. Hayatım müzikle geçse de yine de zaman sıkıntısı yaşıyorum. Doktorluğu hayatımı sürdürmek için, sadece para kazandığım bir meslek olarak görmüyorum; aynı zamanda tutkuyla bağlandığım bir meslek. Ve benim için müziğimi besleyen bir tarafının olduğunu da söylemek münkün.

Türkiye’de Kürtçe sanat yapmanın zorlukları nelerdir?

Kürtçe müzik, Türkiye’de önyargılar sebebiyle başlı başına bir engel zaten. Sanat yaparken önünüzde engel hissetmeseniz de yaptığınız şeyi halka ulaştırmakta büyük engellerle karşılaşıyorsunuz. Bir sanatçının en büyük arzusu kendi dinleyicisiyle buluşmasıdır. Bu konuda, mesela konserler için konuşacak olursak, yer ve mekan sorunu üst düzeyde. Buna şöyle bir örnek vereyim; yakın zamanda konser için başvurduğum bazı mekanlar, Kürt sanatçılara konser konusunda yardımcı olamayacaklarını, bu konuda endişe yaşadıklarını söylediler. Hatta başlarına dert almaktan korktuklarını ifade ettiler. Hatta daha vahimi, kendi coğrafyamızda bile bu sorunu yaşıyoruz. Zaten doğru düzgün uygun mekan yok, olanlar da korkudan Kürtçe konsere yanaşmıyor. Maalesef ki kendi coğrafyamızda bile müziğimiz kafelere sıkışıp kaldı.

Tüm bunlara rağmen sanat aşkından, Kürtçe müzik yapmaktan vazgeçmiyorum. Çünkü bu benim için hem kültürel bir sorumluluk hem de yaşam biçimi.

Kürt müziğinin en çetin sorunları ve eksikleri nelerdir?

Kürt müziğinin bana kalırsa en büyük sorunu arabesk formlara kayması. Bu, benim bu tarza karşı olduğum anlamına gelmesin. Kaliteli yapılan her işe saygım sonsuz. Arabeskleşmenin sebebini de anlıyorum. Toplum yaşadığı sıkıntılar sebebiyle bu tarzın alıcısı olabilir. Ama bunu kullanarak, nasılsa talep var diye, kaliteden uzak ve duyguları bu kadar suistimal eden şarkıların yapılması beni endişelendiriyor toplum adına.

Bir diğer sorun, ki aslında belki de tüm sanat camiasını ilgilendiriyor bu, yeni bir şey yapsanız da piyasası yok. Mesela çok farklı tarzda ve elinden gelenin en iyisini yapmak için mücadele veren sanatçı arkadaşlarım var. Fakat bunu halka ulaştıracak kanalımız yok. Sanat, kafelere sıkıştı demiştim, bir de tabi düğün salonlarına sıkıştığını söylemek gerek.

Şunu itiraf etmelim ki, sanat yapmak ciddi bir emek ve maddi kaynak isteyen bir iş. Bir şarkıyı evde bir gitarla çalıp kaydetmiyorsunuz çünkü. Onu çaldırmak, arenje etmek, bastırmak hepsi para demek. Ve eğer düğün salonlarına direniyorsanız ve çizginizden ödün vermek istemiyorsanız sanat yapmanın külfeti de hep daha fazla oluyor.

Dengbêjlerin Kürt müziği ve kültüründeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sözlü ürünler, yazılı döneme geçinceye kadar bir kültürün, bir tarihin başlıca kaynakları olmuştur. Bizde de bunu sağlayan dengbêjlerdir. Dengbêjler için bizim ‘tarih kitaplarımız’ demek mümkün. Hatta yasaklı bir dile sahip insanlar olarak, yazılı döneme geçtikten sonra bile dengbejlerin bu misyonu uzun süre sürdürdüğünü söylemek yanlış olmaz.

Dengbêjler hem tarih kitabı niteliği taşırken hem de müziğimizin temelini oluşturması bakımından önemlidir. Sanatımız, dengbêjden doğdu; bunu inkar edemeyiz.

Klasik Kürtçe şarkıları ile modern Kürtçe şarkılar arasında nasıl bir fark var?

Kürtçe şarkılar, içinde geleneği, daha çok köy yaşamını, acılarımızı, kültürümüzü  barındırıyorsa buna ‘klasik Kürtçe şarkılar’ diyoruz; ki dengbêj kültürü de buna dayanır. Modern Kürtçe şarkılar ise şehirleşmeyle ve yeni yaşam tarzının oluşması ile, önce sözlerden çok müziğin batılılaşmasıyla başladı. Doğal olarak zaman içinde sözler de daha kentli hale geldi.

Her ikisi de farklı bir zevk, farklı bir duygu. Modern müzik ağırlıklı şarkılar üretmeme rağmen, klasik parçalarımızdan da kopamayan bir insanım. Hem dinlemekten hem yorumlamaktan çok zevk alıyorum doğrusu.

İlk albümlerinizle son albümünüz “Çilê” arasında nasıl bir fark var?

Az önce söylediğim gibi ben klasik Kürtçe şarkıları yorumlamayı çok seviyorum. Ama öte yandan modern müziğe yönelik çalışmalarım da var. Bu nedenle ilk albümlerimde modern tarz ağırlıklı olmasına rağmen Klasik şarkılara da yer verdim. Sonuç olarak tam bir tarz albümleri değildi. Fakat Çilê albümünde tarzları ayrıştırmak istedim. Çilê ile daha önce seslendirdiğim klasik şarkıların yanı sıra farklı yorum katarak seslendirdiğim klasik şarkıları bir araya getirdim. Çilê, klasik Kürt müziği albümü oldu.

Modern şarkılarımı ise bitmek üzere olan yeni albümüm Xewna Derew ile  (Yalan Rüya) bir araya getirdim. Onun da müjdesini vereyim. Pop rock türünde yaptığımız, dinleyicilerimizin de çok beğeneceğine inandığımız, ağırlıklı olarak kendi imzamı taşıyan bir albüm geliyor.

Kürt coğrafyasındaki aşk ile İstanbul’daki aşkın sanatınıza yansımasını nasıl tarif edersiniz?

Sadece İstanbul demeyelim ama sanırım büyük şehirlerde aşk yaşamak ‘yalan rüya’ gibi. Tabi insan her yerde hayal kırıklığı yaşar, kastettiğim şey kesinlikle bu değil. Ama büyük şehirlerin keşmekeşi içinde insan aşktan zaman çalıyor. Kalabalıklar, derya deniz gibi sorunlar arasında aşk eksilen taraf oluyor. Çapkın gönüller için ise ayrıca riskler var tabi (gülüyoruz.) Bu nedenle büyük şehirlerde yaşanan aşk daha çok hassasiyet istiyor.

Kürt coğrafyasında ise aşkı korumak daha fazla mümkün. Ama avantaj mıdır, dezavantaj mıdır bilemem ama aşk büyük şehirlerde daha özgür yaşanıyor. Bu da bir gerçek.

Önümüzdeki zamanlarda nasıl projeleriniz var?

Az önce bahsettiğim albümüm ‘Xewna Derew’ çıkmak üzere. Bu dönemde albümün klip çekimlerini yapıp sevenlerimle buluşturmaya yönelik çalışmalar yapacağım. Ve beste yapmaya devam …

Mihemed Şêxo’nun şarkılarını çok güzel okuyorsunuz. Nasıl keşfettiniz?

Çok teşekkür ederim. Ben de çok severek ve zevk alarak okuyorum. Şarkıların duygusu dinleyiciye geçiyorsa ne mutlu bana. Biz kırılgan zamanlarda Mihemed Şêxo’nun şarkıları ile büyüdük, onun şarkıları ile hayata tutunduk. Şêxo, ruhumuzda iz bıraktı. Onun şarkılarını yorumlamak, sevdirmek, genç nesille buluşturmak benim için bir onur.

Son soru olarak sizden biraz hayal kurmanızı isteyeceğim. Gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Doğduğunuz topraklardasınız. Elinizde saz var, hangi şarkıyı söylemek istersiniz?

Çok severek ve duygulanarak okuduğum bir şarkı var. Sözlerinde diyor ki;

Ey Felek, ji bo te dinalim, ji bo çi nêrgiz çilmisîn

Ew çima bextê me ho ye

Em bê dost û bêkes in

(‘Ey felek, senden dolayı inliyorum. Neden nergisler soluyor? Neden bahtımız böyledir, dostsuz ve kimsesiziz?’ şeklinde Türkçeye çevirmek mümkün.)

Teşekkürler….

PORTRE/DILJEN RONÎ

Diljen Ronî, 1981 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başladı. Lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayıp, 1998 yılında Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. Üniversitede çeşitli müzik grupları ile çalışmalar yaptı. 2006 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra doktor olarak çalışmaya başladı. Daha sonra bir grup müzisyen arkadaşlarıyla ilk albümü için çalışmalara başlayan Diljen, “Çend Gotinên Evînê…” yani ‘Bir Kaç Aşk Sözcüğü’ anlamına gelen ilk albümünü çıkardı. 2012’de “Du Demsal” (İki Mevsim) albümünü çıkardı. 2017’de de “Klasîkên Kurdî” (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği “Çilê” albümüyle müzikseverlerinin karşısına çıktı.

Diljen Ronî şimdilerde hem müzik hem de doktorluk çalışmalarını birlikte yürütüyor.

Kom Müzik’ten ilk Kürtçe dijital albüm Botan’dan Dêrsim’e Kürt klasiği ‘ÇILE’

Bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor

Barış Barıştıran/İstanbul

Hem doktor hem de müzisyen kimliğiyle Kürt müziğine pop-rock tarzıyla farklı bir soluk katan Diljen Ronî ile Kürt klasiklerinden (Klasîkên Kurdî) oluşan ‘Çile’ albümünü ve sanat hayatını konuştuk.

Dinleyicileriniz elbette kim olduğunuzu biliyordur. Bilmeyenler için soralım. Diljen Ronî kimdir, kısaca tanıyabilir miyiz?

Bu soruyu en başta Cizreli bir Kürdüm diyerek cevaplayabilirim. 1981 yılında Cizre’de doğdum. Kimlik ve kültürel olarak bir Botanlıyım. Doktor ve müzisyenim. 12 yaşıma kadar Cizre’de yaşadım. 90’lı yıllarda Amed’e göç ettik. Coğrafyamızdaki temel eksikliklerin başında gelen sağlık ve sanat alanında kendimi geliştirmeye çalıştım. Hem tıp okudum hem de sanatla ilgilendim. Okulu bitirdikten sonra 8 yıl Cizre’de görevimi yaptım. Cizre’de sağlık alanında ufak da olsa elimden geleni yapmaya çalıştım. Sonra İstanbul’a yerleştim. Hem sanat faaliyetlerimi hem de doktorluğumu burada yapmaktayım.

Peki müzik tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bizim gibi yarısı Doğulu yarısı Batılı insanların karmaşası da olur elbette. Doğduğun yerin duygularını, hislerini anlatırken de karmaşayı yansıtıyorsun. Bu karmaşık hal, müziğime de tesir ediyor ister istemez. Kendi tarzımı pop-rock olarak tanımlıyorum. Reggy de okudum, klasik müziği de okudum.

Müziğinizin kaynağı ne, neyden besleniyorsunuz?

Coğrafyanızın, yaşamınızın hangi yönü eserlerinize kaynak oluşturmakta? Ben yazarken ve bestelerken başımdan geçenleri, yaşadıklarımı, hissettiklerimi yazmaya başlıyorum. Bunu yazarken de yaşıyorum. Ya da başımdan geçenleri yazıyorum. Yaşam kesitlerimi toplumsal olaylardan etkilenip yazıyorum ve besteliyorum. Coğrafyadan kaynaklı duyguların yaşam biçimi farklılık gösteriyor ama ikisi de gerçektir. Cizre’de Cudi Dağı’na bakıp İstanbul’da denize bakmanın duygu yansıması farklılık gösteriyor elbette.

Üretimlerinizin dinleyicilere doğru ulaştığına emin misiniz?

Bunu düşündünüz mü? Bizim ezberlerimiz vardır, bunun dışına çıkamıyoruz. Hem dinleyicilerde hem de müzisyenlerde var bu, kalıbı kıramıyoruz. Elimizin altındakileri seviyoruz. Ama internetin yayılmasıyla birlikte Cizre’de oturan bir genç, Pink Floyd dinleyebilir hale geldi. Bu durum, Kürt müziği için de geçerli. Dünyanın bir ucunda yaşayan herhangi biri de Kürtçeyle, Kürt müziğiyle ya da dengbêjlik geleneği ve kültürü ile buluşabiliyor. Ayrıca müzisyenler dinleyicilere üretimlerini sunarken hislerini ortaya koyar ve kendilerini yansıtırlar. İnsanlar bunu ne derece kabul eder, bu ne kadar özümsenir bilemiyorum tabi.

Sanat insanların istekleri üzerine mi yoksa sanatçının istekleri üzerine mi icra edilmeli?

Ben kendimi ortaya koyuyorum. Dinleyici özümserse alıyor, özümsemezse almıyor. Ne derece ulaşabiliyoruz bu konu ayrı tabi, çünkü bir pazarımız yok, sorunlarımız çok. Bizde başka ülkelerde olduğu kadar müzik pazarı yok. Bu yüzden çarkımızı döndürmekte zorlanıyoruz. Ekonomik döngüyü sağlamak çok zor, yeni üretimlere katkı sağlayan bir sistemimiz yok.

Burada dinleyicilere de pay düşüyor sanırım. Kürtçe müzik dinleyicisi bilinçsiz ve yetersiz mi kalıyor sanatçıya katkı sağlama konusunda?

Bilinçsiz değil fakat Kürtçe müzik dinleyicisi farklı tarzlara çok açık değil, kolay ulaşabildiğine yöneliyor. Türk arabesk kültüründen fazlasıyla etkileniyor, daha yakın duruyor. Yani bizden olmayana daha bir meraklı.

Yazılı Kürt edebiyatının merkezi olan bir coğrafyada doğdunuz, büyüdünüz. Doğduğunuz coğrafya sizi ve müziğinizi nasıl etkiledi?

Dediğim gibi bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor. Benim çocukluğum dengbêjlerle geçti, Kürt şarkılarıyla büyüdüm. Dinlediğim şarkılar benim üzerimde etkili bir gerçeklikte hâlâ duruyor ve bu eserleri okumak istedim, tarzım olmadığı halde.

Müziğinizi yaratırken kimlerden etkilendiniz?

Ciwan Haco, Mehmet Arifî Cizrawî, Mihemmed Şêxo, Miradê Kinê’den etkilendim. Pink Floyd, Leonard Cohen’den… Kırsal köy yaşamından çıkıp şehir yaşamına geçiyorsunuz. Bu geçişten her anlamda etkileniyorsunuz ve bu değişimi çok rahat görebiliyorsunuz.

Aşık Veysel’in ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ eserinin melodisine Kürtçe sözler yazılan bir şarkıyı okumuşsunuz, neyin sonucu bu?

Aslında bahsettiğimiz etkileşimin sonucu bu, artık hemen internet üzerinden bu şekilde kaynaşıyor. v10 yılda 3 albümünüz yayınlandı, albümlerin konsepti ve tarzı konusunda nasıl hareket ediyorsunuz, belirleyici olan nedir? İnsan ilk yaptığı albümdeki eksiklerine bakarak, üstüne koyarak ikinci, üçüncü albümü yapmaya karar veriyor, daha iyisini yapacağını düşünerek. Ben ilk iki albümde de klasik ezgilerle modern ezgileri bir arada toparlayıp sundum. Bunun bir amacı vardı aslında, ama sonra bunların ayrı ayrı olması gerektiğini düşündüm ve üçüncü albümde bunları birbirinden ayırmak istedim. Klasik bir albüm yaptım. Bir dönem biz Kürt müzisyenlerinin bir görevi vardı, köprü görevi görmek gibi. Doğu batı sentezi yapabilmenin gerekliliğini hissediyorduk, bunu artık geçtiğimizi düşünüyorum. Bu yüzden de bu iki tarzın birbirinden ayrı olması gerektiğine inandım. Çünkü o köprü görevi bitti, sebebi de artık herkes her şeye hızlıca ulaşabiliyor ve biz aynı şeyleri sunarsak insanlara, ilerleyemeyiz. Yaptığımız müzik, dünyanın bir ucundan bir ucuna herkesin ulaşabileceği bir hale geldi.

Yeni albümünüzü konuşalım. Mevsime de uygun “Çile” ismi kullanıldı. Dinleyiciler bu albümde neyi bulacak?

Yeni albümümüzde bir ilki yaptık. İlk Kürtçe dijital albümü yapmaya karar verdik. Albümde Aram Tîgran’dan Mihemed Şêxo’ya, Cegerxwîn’in şiirlerinden Erivan’a, Erivan’dan Botan’a, Botan’dan Dêrsim yöresine ait birçok Kürt klasik eserlerini yorumladım. Ayrıca Kirmançkî bir eser olan Dayê Dayê eserini yorumladım. Müzikleri doğal melodilerinde tutarak, kendi tarzımla okumaya çalıştım. Ayrıca bu albümden hemen sonra yeni bir albümüm yayınlanacak. O da hazır, çalışmaları bitti. İki albümün farkı; biri Kürt klasikleri dediğim çocukluk şarkılarımdan oluşan, hepimizin bildiği ve duyduğu şarkıları bu albümde aranje edip yayınladık. Diğeri ise modern, benim tarzımı yansıtan ve kendi bestelerimden oluşan pop-rock bir albüm olacak. Kom Müzik ile ortaklaşa verdiğimiz bir karardı, bunu da bu şekilde planladık.

Ürettiğiniz eserlere baktığımızda, sizi tarz ya da tema olarak yansıtan eserleri görüyoruz. Bunun yanında Kürt halk ezgileri de var. Bir kimlik yakalamış durumdasınız, ancak Kürt sanatçılarının eksikliği olan görsel yetersizlik durumu sizde de yaşanmakta. Var mı bu duruma ilişkin bir planlamanız?

Bunu ilk başta ben de çok istemedim ancak Kürt müzisyenleri için albüm yapmak ve bunu sunmak ekonomik külfet demek. Ürettiğin müziği görselle bütünleştirmek, esere klip çekmek ya da albümün reklamını yapmak para gerektirir. Bunun için bir döngüye ihtiyaç vardır. Bir döngü olmadığı için ancak bunları kendi imkânlarımızla yapmaya çalışıyoruz fakat bu da yetmiyor. Zaten bugüne kadar yaptığım işleri de kendi imkânlarımla yaptım, koşullarını da ben oluşturdum.

Kürt müziğinde çıtayı yükselten isimlerden birisiniz. Bu üzerinizdeki sorumluluğu da arttırıyor. Konuştuğumuz eksikliklerin çözümüne dönük bir projeniz var mı?

Bir çark oluşturulabilmeli, beklentilere cevap olabilmek adına. Bir üretimin kalitesini yükseltmek gerekiyor, maalesef geri dönüşü de olmuyor. Yani albümü yapmak için bireysel birikimleri kullanmak zorunda kalıyoruz.

Kürt müziği ne durumda sizce, evrensel müzik normlarını yakaladı mı?

Yaptığımız müzik çok iyi ama bunu sunmak, tanıtmak ve pazarlamakta bir sorunumuz var maalesef. Kendimizi anlatmak gibi bir sorunumuz var. Sosyal medyada dinlenen şarkılara baktığımızda, zaten bu durumu dünya müziği standartlarına bakarak görebiliyorsunuz. Bir uçurum var, bu farkların sebebi biziz. Yani ya biz halk olarak kendi müziğimizi dinlemiyoruz ya da sunamıyoruz.

Bu durum biraz farklı da yorumlanabilir. Yılların türküleri bir dizide yayınlanınca birden milyonlara ulaşıyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir sunum sorunu, yani nasıl sunarsak öyle ulaşır. Fakat biz pazarlamayı bilmiyoruz. vBazı Kürtçe eserleri Kürt sanatçılar da yabancı sanatçılar da yorumluyor. Ve bunların sosyal medyadaki izlenme ve dinleme oranlarına baktığımızda ciddi bir fark olduğunu görüyoruz. Yabancı müzisyenlerin yorumladığı eserler daha çok dinleniyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Biz kendi müziğimizle, kendi dilimizle duygulanmadığımız için bunları yaşamaktayız. Maalesef bizden olan bizim ilgimizi çekmemekte.

Müzikle ilgilenirken bir yandan da doktorluk yapıyorsunuz. Bu durum müzik hayatınızı nasıl etkiliyor?

İkisini birbirinden ayırmıyorum, benim için birbirini tamamlıyor. Doktorlukla insanları iyileştiriyorsun, sanatla da hem kendimi hem de dinleyicilerimi iyileştiriyorum. Böyle düşünüyorum, iyi geldiğini hissediyorum. Müzik, hayatımın bir parçası, doktorluk ise mesleğim. İkisi de gücümün el verdiği sürece birlikte devam edecek.

Benim dengbêjim Cizrawî’dir

Her Kürdün bir dengbêji vardır. Sevdiği, dinlediği, çocukluktaki anılarıyla bütünleştirdiği bir dengbêj. Sizin dengbêjiniz kim?

Biz arada kalmış bir kuşağız. Dengbêjlikten çok, yönümüzü batı modern müziğine dönmüş durumdayız. Ama ben Botanlıyım. Benim coğrafyamda sürekli dinlediğim dengbêj Mihemed Arifî Cizrawî’dir. Civatlarda dengbêjler söyleyince dinlerim. Sadece dinlerim, ben ancak dinleyicisi olabilirim, söyleyemem. Bizim çocukluğumuzda, köyümüzde de (Gundê Şaxê) düğünlerde bir ekip gelip damadın başında söylerdi, diğer bir grup da çevirirdi. Yani böylesi bir geleneğimiz var, tabi ki dengbêjlik önemlidir. Kürt klasiklerini buluşturdum ÇILE (Klasîkên Kurdî) Kürt klasikleri albümünde Ay Dil Dilo Lo, Dayê Dayê, Dil Kuştiyê, Dîlberam Dîlber, Dilo Ez Bimrim, Gulîzar, Te Ez Kalkirim eserlerini kendi müzikal formlarımla yorumladım.

Son olarak neler söylemek istersiniz okurlarımıza ve dinleyicilerinize?

Kürt kültürüne ve müziğine sahip çıkılmalı. Özellikle sosyal medya yoluyla paylaşmalı ve yaygınlaştırmalı. Ancak paylaştıkça çoğalır ve birlik oluruz. Dilimizi öğrenmeye, öğretmeye çalışacağız. Söylediğim gibi Kürtçe müziği dinleyip bir duyguya, bir hisse kapılamıyorsak, bir anlamı yoktur. Bunun için de bütünleşmek gerekir. Üretileni defalarca dinleyip ne dediğini anlamalıyız ki, ancak o zaman ulaşırız Kürt kültürünün köklerine…