Hunermend Diljen Ronî Ser Albuma Xwe ya Nû Dipeyîve

Mem Botanî / Dengê Amerîka /  Hunermendê Kurd Diljen Ronî albûmek nû ya bi navê “Xewna Derew” derxist ku ji stranên tarza pop-rock pêk tê.

Ronî strana Kerem Gerdenzerî yê Koma Wetan ya bi navê “Sînê” jinûve şîrove dike û strana “Ez û Yar” ya helbestvanê navdar Cegerxwîn jî distire.

“Xewna Derew” jî 9 stranan pek tê û 4 ji wan ji alîyê Ronî ve hatine nivîsîn û awaza 7 stranan jî dîsa ji hêla wî hatine danan.

“Carna mirov xwe di nav xewneke xweş de dibîn. Jîyan xweş e, evîn xweş e, hezkirin xweş e. Mirov dibêje ev xewneke xweş e, lê paşê mirov dema lê dinêre ku ew hemî derew derketine. Serpêhatî û jîyana mirovan, xewnên wan derew der dixîne. Jiber vê, min navê albûma xwe kir “Xewna Derew”.

Hêjayî bîrxistinê ye ku Ronî di sala 2008an de albûma yekê “Çend Gotinên Evînê” derxistîbû û dû re albûmên bi navê “Du Demsal” û “Çile- Klasîkên Kurdî” giheştibûn guhdarên wî.

Diljen Roni: Kürtler, Kürtçe Rock’ı daha çok özümseyecek

Pop-rock tarzda şarkıların yer aldığı “Xewna Derew” albümü ile sanatseverlerle buluşan Kürt Sanatçı Diljen Roni, “Kürtler, Kürtçe Rock’ı dinlediğinde daha çok özümseyecek çünkü kendi anadilidir.

Kürt sanatçı Diljen Roni’nin pop-rock tarzdaki şarkılara yer verdiğini yeni albümü “Xewna Derew” (yalan rüya) Kom Müzik’ten çıktı. Albümde Koma Wetan solisti Kerem Gerdenzeri’nin “Sînê” eserini tekrardan yorumlayan Roni, müziğini Hozan Dılgeş’ın yaptığı, sözleri ünlü Kürt Şair Cigerxwîn’in ait olan “Ez û Yar (Ben ve Yar)” şarkısını da seslendiriyor.

“Xewna Derew” albümündeki 9 şarkıdan 4’ünün sözünü yazan Roni, 7 şarkının müziğini ise kendisi yaptı. Toplumsal olaylardan, Cizre’nin kokusundan ve Uğur Kaymaz’dan etkilenip onlarca besteye imza atan Diljen Roni yeni albümü ve Kürtçe müzik hakkında ANF’nin sorularını yanıtladı.

Tarzınızı Ciwan Hoca’ya benzetiyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Kürt müziğinde çok fazla tarz yok. Bu büyük bir eksikliktir. Rock müzik yapan çok az sayıda insan var. Rock müziğinin bazı gırtlak nağmeleri vardır. Kürtçe’de de ilk bu nağmeyi Ciwan Hoca’dan gördük, dinledik biz. Ben de onun hayranıyım. Bu yüzden belki de benim sesimi ona benzetiyor olabilirler. Yoksa, bu benim tarzım ve rahat okuduğum şekilde okuyorum.

90’lı yıllarda Kürtçe müzik uzun süre kendini tekrarladı ancak son dönemde müzisyenlerde ciddi bir arayış gözlemlemek mümkün. Bu arayışa yön veren dinleyici kitlesi midir sizce?

Bir dil sorunumuz var. O dilin insandaki etki sorunu var. Dil üzerindeki asimilasyonun etkileri var. Bir de artık çağ değişiyor ve Cizre’deki herhangi bir insan, telefonundan internete girip Pink Floyd dinleyebiliyor. Bu bizde de bir kamçılanma yarattı. Artık eski şarkıları sevmemeye başladı insanlar ya da yeni doğan jenerasyon direk batı müziği ile doğdu. Çağın gerektirdiği şekilde insanların beklentileri şekillendi. 90’lı yıllarda baskılar en büyük düzeydeydi.

O dönemde Kürt dilinde müzik yapmak ayrı bir duyguya sahipti ve bir hitabı vardı. O döneme ait Kürtçe müzik yapanlar sonraki süreçte bir kısır döngüye girdi ve bana göre çağa ayak uyduramadılar. Şu anki genç müzisyenlerin farklı arayışlarda olmasının nedeni toplumun da değişmesidir. Ayrıca yeter ki konser veremiyoruz. Kitle ile yeterli bir diyaloğa giremiyoruz. İnsanlar Kürtçe müzik konserlerine gidemiyorlar. Bu durumdan kaynaklı da bir kopukluk var.

‘KÜRTÇE POP VE ROCK MÜZİK TARZINA AÇIK OLMAK GEREKİR’

90’lı yıllardaki konjonktür ile şimdiki arasında dağlar kadar fark var. Şimdi insanların çok daha iyi müzikler çıkarması gerekiyor. Bunun bir pazarının da oluşması gerekiyor çünkü biz Kürtçe müzik yapanların en büyük sorunu kitleye yaptığımız müziği aktarma biçimimizdir ve özellikle alternatif müzik yapan ve tutulabilirliği az olan yani dinleyicisi az olan müzik tarzına sahip müzisyenler için.

Benim en büyük misyonum burada, Türkçe Pop dinleyeceğine Kürtler, Kürtçe Pop, Türkçe Rock dinleyeceğine önce Kürtçe Rock dinlesin demektir ve buna göre eserler çıkarmaktır. Kürtçe Rock’ı dinlediğinde bunu daha çok özümseyecek çünkü bu kendi anadilidir. Bu yüzden bu tarzlara açık olmak ve ileri taşınması için kanallar açılması gerektiğini düşünüyorum.

Bir röportajınızda coğrafyanın müzik üzerinde yoğun bir etkisi olduğunu belirtmişsiniz. Cudi dağını ve Marmara denizini nasıl tanımlıyorsunuz? Aradaki fark ne oldu sizin için?

Müzik bir his işidir. Bir şeyler karalamak da bir his içidir. Yaşam içerisinde bu toplumsal bir olay ya da özel bir olay da olabilir, o anın hislerine bakıp hemen bir şeyler yazabiliyorsunuz. Coğrafyanın da insanlar üzerindeki etkisi çok fazla. Oturduğumuz ortam bir insanın ruh halini belirleyebiliyorsa yazdığı şarkı sözlerini, melodileri de belirleyebilir. Ben 8 yıl Cizre’de kaldım. O süre boyunca 2 albüm yaptım orada.

O iki albümümde bir Botan kokusu duyabilirsiniz. Mutlaka vardır çünkü sabahları gözlerimi Cudi Dağı’na açıyordum. Dışarı çıkıyordum ve yine herkes Kürtçe konuşuyordu. Aidiyet duygusu insanın hislerini kabartıyor. İstanbul’a gelinde iş bambaşka bir hale bürünüyor. Herkes Türkçe konuşuyor; farklı bir dil. Ayrıca farklı bir coğrafya.

Albümleriniz arasında bir tarz değişikliği görüyoruz. Bir önceki albümde Kürtçe klasikler vardı şimdi Kürtçe Rock. Bu geçişlerin bir anlamı var mı?

İlk albümümü Çend Gotinen Evine’yi Cizre’de yaptım. İlk albüm olduğu için bir sorumluk hissettim üzerimde. Aslında benim tarzım pop-rock tarzıdır. Kendimi en iyi ifade ettiğim en rahat okuyabildiğim tarz bunlar ama bir yönüm Botanlı olduğu için oranın şarkıları ile büyüdüm. Benim sanatımın alt yapısı Mehmed Arif Ciziri ile doludur. Tabi olanaklar da etkili oldu. Her şeyi bir arada söylemek zorunda kalıyorsunuz. ‘Artık piştim’ dediğimde kendi tarzımı oluşturmam gerektiğini düşündüm.

Evde, konserde ya da başka bir yerde çekilmiş, kaydı alınmış klasik Kürtçe şarkılarını söyledikten sonra Klasike Kurdi albümümü çıkarmaya karar vermiştim. Klasik Kürtçe müziğine uygun olması için bütün detaylarıyla o formatta okudum. Bu albüm beni yansıtıyor. Diljen Roni denildiğinde artık akımıza Xewna Derew gelecek. Çünkü bundan sonraki albümlerim bu ve buna benzer olacak.

Şiirden söz edersek, şiir ve müzik arasında nasıl bir duygu bağı var sizin için? Siz şair misiniz, şiir yazıyor musunuz?

Ben bir şair değilim ama her üç albümde de sözlerin çoğunu ben yazdım. Kani’yi besteledim enstrüman olarak. Söz yoktu onda ama zaten söze ihtiyaç duymadı o. Ben hissettiklerimi yazmaya çalışıyorum. Çevreden çok etkileniyorum; TV haberlerinden, acılardan, dramdan. Örneğin Kani eseri benim Cizre’de, savaş ortamında geçen çocukluğumun bir yansımasıydı. Arjen Ari’nin Uğur Kaymaz için yazdığı Beri Her Zaroki eserinin de müziğini yaptım ikinci albümümde.

Uğur Kaymaz’da çok etkilendim ve bu bende ciddi bir etki bıraktı. Çünkü Uğur Kaymaz’da çocukluğumu gördüm. Benim çocukluğum da onun gibi olabilirdi. Son albümümde daha çok aşktan, aşkın acısından, serzenişlerden, aşkın bıkmışlığından da dem verdim. Örneğin Xewne Drew eseri böyle bir eser. Yani genel olarak yazdığım eserler, başımdan geçenler ve hissettiklerim.

Xewne Derew albümü için bir lansman düzenlediniz 19 Kasım’da. Bu Kürt müzisyenleri açısından pek alışıldık bir etkinlik değil. Siz neden yaptınız? Kürtçe müzik yapanlar adına bir lansman düzenlemek sizce önemli mi?

Artık müzisyenler kendilerini göstermek durumunda. Yaptıkları eserlere önce kendileri sahip çıkmalı. Önce kendi piarını, tanımını yapmalı. ‘Bu eseri ben yaptım, sizler için yaptım. Bunu dinlemenizi öneriyorum’ demesi gerekiyor. Bu kadar teknolojik ağ varken bunun tanıtılmaması sadece albümün yapılıp bırakılması kişinin yaptığına esere de haksızlık oluyor.

Ben bir müzisyenin kendisine haksızlık etmesinden yana değilim. Böyle bir şey düşünüp yaptım ve iyi ki de yaptım. Umarım bu yeni albüm yapacak Kürt müzisyenlerine bir yol olur. Ben stüdyoda bu işin mutfağında yaptım bu işi medyadaki arkadaşları çağırarak ‘bu iş nerede çıkıyor, bunun mutfağı nasıldır?’ göstermek istedim. Medya da bundan memnun kaldı.

Kürtçe Müzik ve Kürt Müziği arasındaki karmaşada sizin yeriniz hangisine daha yakın?

Ben rock müzik yapıyorum. Kürtçe dille rock Müzik yapıyorum. Anlatmak istediğim şey budur. Bu Kürt müziği değil. Benim yaptığım Kürtçe yapılan bir müzik. Rock müziğinin farklı dillerle de yapabilirsin. Kürt müziği diyebileceğimiz şey Dengbejlerdir. İnsanların kavram kargaşası var. Bizler Kürtçe dilinde müzik yapıyoruz. Mesela saksafon kullanıyoruz. Bu Kürt müziğinde yok.

Xewna Derew albümünün içeriği şöyle:

Albümdeki 3 şarkının sözleri Müslüm Aslan’a ait. Diljen Roni, “Xewna Derew” albümünde müzik camiasının ünlü bas gitaristi İsmail Soyberk, müzisyen ve aranjör Ayhan Orhuntaş ve Türk pop müziğinde birçok ismin aranjörlüğünü üstlenen Alper Atakan ile çalıştı. Albüme adını veren “Xewna Derew” şarkısının aranjesini Alper Atakan, diğer şarkıların aranjesini ise Ayhan Orhuntaş üstlendi.

Diljen Roni, 2008 yılında ilk olarak “Çend Gotinen Evine” albümü ile ismini duyurdu ve ardından 2012’de “Du Demsal”, 2018’de “Çile- Klasîkên Kurdî” albümlerine imza attı.

Diljen Ronî’den yeni albüm: Xewna Derew/Yalan Rüya

Diljen Ronî’den yeni albüm: Xewna Derew/Yalan Rüya

FERSUDE – Ocak 2018’de 2018’de ‘Çile- Klasîkên Kurdî’ derleme albümle dinleyicisiyle buluşan Diljen Ronî’den yeni albüm ‘Xewna Derew’ (Yalan Rüya) geldi.

Diljen Ronî, 2008’de ilk olarak ‘Çend Gotinen Evine’ albümü ile ismini duyurdu ve ardından 2012’de ‘Du Demsal’, 2018’de ”Çile- Klasîkên Kurdî’ albümlerine imza attı.

Diljen Ronî, Kom Müzik etiketiyle çıkan ‘Xewna Derew’ albümünde pop-rock tarzdaki şarkılara yer verdi. Albümde Koma Wetan solisti Kerem Gerdenzeri’nin ‘Sînê‘ eserini tekrardan yorumlayan Ronî, müziğini Hozan Dilgeş’in yaptığı, sözleri ünlü Kürt Şair Cîgerxwîn’in ait olan ‘Ez û Yar (Ben ve Yar)’ şarkısına da yer verdi.

Xewna Derew’ albümündeki 9 şarkıdan 4’ünün sözünü yazan Ronî, 7 şarkının müziğini ise kendisi yaptı. Albümdeki 3 şarkısının sözleri ise Müslüm Aslan’a ait.

Diljen Ronî, ‘Xewna Derew’ albümünde müzik camiasının üstadı ünlü bas gitarist İsmail Soyberk, müzisyen ve aranjör Ayhan Orhuntaş ve Türk pop müziğinde birçok ismin aranjörlüğünü üstlenen Alper Atakan ile çalıştı.

Albüme adını veren ‘Xewna Derew’ şarkısının arenjesini Alper Atakan; diğer şarkıların arenjesini ise Ayhan Orhuntaş üstlendi.

 

Diljen Ronî Kimdir?

Diljen Ronî, 1981 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başlayan Diljen, lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayıp, 1998 yılında tıp fakültesini kazandı. 2006 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra doktor olarak çalışmaya başladı. Daha sonra müzisyen arkadaşlarıyla ilk albümü için çalışmalara başlayan Ronî,2008 yılında  “Çend Gotinên Evînê…” yani ‘Bir Kaç Aşk Sözcüğü’ anlamına gelen ve Anadolu Müzik Şirketi etiketiyle yapılan ilk albümünü çıkarmıştır. Diljen Ronî  2012 yılında ikinci albümü olan yine Anadolu Müzik etiketiyle “Du Demsal” ardından  ‘Çile’ albümünü çıkardı.

Albümü Spotify dan dinlemek için: https://open.spotify.com/album/79yfyCaDOYv3L6fpg4YUJo?si=w-62e9agRoWEPDOoMphAsg

Albümü Youtube den dinlemek için : https://www.youtube.com/watch?v=pTTSZlPWVfU&t=0s&list=PL5TTbX69ix7Hce8N3MCaMX8FoePF8M8B0&index=2

Xewna Derew Albüm Hikayesi

Yakında Kom Müzik etiketiyle çıkacak olan Xewna Derew (Yalan Rüya) adlı albümümüzün oluşum aşamasının hikayesini hazırladık. Albümle ilgili bilgilerin yanı sıra şarkıların kayıt esnasında çekilmiş görüntüleri ile güzel bir anı oluştu. Biz çalarken de söylerken de çok keyif aldık. Umarım siz de keyifle izlersiniz.

Di demeke nêzîk de ji aliyê Kom Muzîkê ve albûma me ya bi navê Xewna Derew dê derbikeve. Me jî ji we re çîroka albûmê amadekiriye. Di çîrokê de ji bilî naveroka albûmê dîmenên dema tomarkirina strananan jî hene. Wexta em dixebitîn me rojên bi kêfxweşî derbas kirin û ev ji me re bû bîranîneke gelekî xweş. Bi kêfxweşî me stra û me muzîka xwe afirand. Ez hêvîdarim ku hûn jî bi kêfxweşî li vê temaşe bikin.

Diljen Roni: Kürt müziği kafelere sıkıştı

Cesim İlhan/ K24 / İSTANBUL / Kürt sanatçı Diljen Roni, coğrafyanın sanat üzerinde etkili olduğunu ifade ederek, Cudi Dağı’na bakarken hissedilen duygular ile Marmara Denizi arasında fark olduğunu söyledi.

Asıl mesleği doktorluk olan Diljen Roni, Türkiye’deki önyargılar sebebiyle yaşanan engellerden dolayı Kürt müziğinin kafelere sıkıştığını vurguladı.

K24’ün soruları ve Diljen Roni’nin yanıtları…

Bölgemizde ve Türkiye’de istediğiniz müziği yapabiliyor musunuz?

Kısmen. Şartlar biraz zor. Sanata dair birçok engel var ama bu sanatın icrasına engel değil daha çok kamçılayıcı bir etki de yaratıyor. En önemlisi dil üzerindeki önyargı ve engeller. Bu bizim sanatı icra etmemizden çok dinleyicilerimize ulaştırma konusunda etkili oluyor. Bu şekilde Kürt müziği daha az görünür hale geliyor ve bir varlık sorunu yaşanıyor. Kürt müzisyenlerin bazıları bu varlık görünme sorununu Türkçe şarkılar da söyleyerek kendini görünür hale getirme çabasına girdiler. Bazıları da kendi tarzından ödün vererek daha çok dinleyiciye ulaşma çabasına yönelmek zorunda kaldı. Geçimini müzik üzerinden kazanan müzik emekçileri de ayrı bir konu. Bu şartlarda istenilen müziği yapmak ekonomik-siyasal özgürlükle birebir bağlantılıdır.

Kürt coğrafyasında çalıştığınız ya da yaptığınız bir eser ile İstanbul’daki çalışmalar arasında bir fark var mı? Yani coğrafyanın sanat üzerindeki etkisini hissediyor musunuz?

Elbette coğrafya etkilidir. Cudi Dağı’na bakarken hissettiğin duygular ile Marmara Denizi arasında çok fark var. Kent yaşamı, hızı, akışı, hayat mücadelesi, ilişki kurduğun insanlar bile etkili olur. Yeni yaptığım albümde bunu daha rahat görebileceksiniz. Bu albümde kent hayatı aşkın her yönünü etkiliyor. Aşk, aynı temel duygular üzerinde olsa da yaşadığın coğrafya aşka bakışını değiştiriyor.

Gitar size çok yakışıyor. Kaç enstrümanla sanat yapıyorsunuz ve bunlardan hangisi sizi daha çok etkiliyor?

Teşekkür ederim. Elbette bağlamanın da hayatımdaki yeri ayrıdır. Müzik hayatıma ilk bağlama çalarak başladım. Daha sonra klasik gitar, sonra akustik gitar, en son da elektrik gitara geçiş yaptım. Bütün enstrümanlara aşığım aslında, her şeyi çalmak istiyorum ama zaman sorunu yaşıyorum. Ama en çok gitar etkiliyor beni.

Doktorlukla insanların hayatına, müzikle de duygularına hitap ediyorsunuz? Hem müzik hem doktorluk yapmak nasıl bir şey?

Aslında çok zor. Çünkü müziğe yeteri kadar zaman ayıramıyorum. Hayatım müzikle geçse de yine de zaman sıkıntısı yaşıyorum. Doktorluğu hayatımı sürdürmek için, sadece para kazandığım bir meslek olarak görmüyorum; aynı zamanda tutkuyla bağlandığım bir meslek. Ve benim için müziğimi besleyen bir tarafının olduğunu da söylemek münkün.

Türkiye’de Kürtçe sanat yapmanın zorlukları nelerdir?

Kürtçe müzik, Türkiye’de önyargılar sebebiyle başlı başına bir engel zaten. Sanat yaparken önünüzde engel hissetmeseniz de yaptığınız şeyi halka ulaştırmakta büyük engellerle karşılaşıyorsunuz. Bir sanatçının en büyük arzusu kendi dinleyicisiyle buluşmasıdır. Bu konuda, mesela konserler için konuşacak olursak, yer ve mekan sorunu üst düzeyde. Buna şöyle bir örnek vereyim; yakın zamanda konser için başvurduğum bazı mekanlar, Kürt sanatçılara konser konusunda yardımcı olamayacaklarını, bu konuda endişe yaşadıklarını söylediler. Hatta başlarına dert almaktan korktuklarını ifade ettiler. Hatta daha vahimi, kendi coğrafyamızda bile bu sorunu yaşıyoruz. Zaten doğru düzgün uygun mekan yok, olanlar da korkudan Kürtçe konsere yanaşmıyor. Maalesef ki kendi coğrafyamızda bile müziğimiz kafelere sıkışıp kaldı.

Tüm bunlara rağmen sanat aşkından, Kürtçe müzik yapmaktan vazgeçmiyorum. Çünkü bu benim için hem kültürel bir sorumluluk hem de yaşam biçimi.

Kürt müziğinin en çetin sorunları ve eksikleri nelerdir?

Kürt müziğinin bana kalırsa en büyük sorunu arabesk formlara kayması. Bu, benim bu tarza karşı olduğum anlamına gelmesin. Kaliteli yapılan her işe saygım sonsuz. Arabeskleşmenin sebebini de anlıyorum. Toplum yaşadığı sıkıntılar sebebiyle bu tarzın alıcısı olabilir. Ama bunu kullanarak, nasılsa talep var diye, kaliteden uzak ve duyguları bu kadar suistimal eden şarkıların yapılması beni endişelendiriyor toplum adına.

Bir diğer sorun, ki aslında belki de tüm sanat camiasını ilgilendiriyor bu, yeni bir şey yapsanız da piyasası yok. Mesela çok farklı tarzda ve elinden gelenin en iyisini yapmak için mücadele veren sanatçı arkadaşlarım var. Fakat bunu halka ulaştıracak kanalımız yok. Sanat, kafelere sıkıştı demiştim, bir de tabi düğün salonlarına sıkıştığını söylemek gerek.

Şunu itiraf etmelim ki, sanat yapmak ciddi bir emek ve maddi kaynak isteyen bir iş. Bir şarkıyı evde bir gitarla çalıp kaydetmiyorsunuz çünkü. Onu çaldırmak, arenje etmek, bastırmak hepsi para demek. Ve eğer düğün salonlarına direniyorsanız ve çizginizden ödün vermek istemiyorsanız sanat yapmanın külfeti de hep daha fazla oluyor.

Dengbêjlerin Kürt müziği ve kültüründeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sözlü ürünler, yazılı döneme geçinceye kadar bir kültürün, bir tarihin başlıca kaynakları olmuştur. Bizde de bunu sağlayan dengbêjlerdir. Dengbêjler için bizim ‘tarih kitaplarımız’ demek mümkün. Hatta yasaklı bir dile sahip insanlar olarak, yazılı döneme geçtikten sonra bile dengbejlerin bu misyonu uzun süre sürdürdüğünü söylemek yanlış olmaz.

Dengbêjler hem tarih kitabı niteliği taşırken hem de müziğimizin temelini oluşturması bakımından önemlidir. Sanatımız, dengbêjden doğdu; bunu inkar edemeyiz.

Klasik Kürtçe şarkıları ile modern Kürtçe şarkılar arasında nasıl bir fark var?

Kürtçe şarkılar, içinde geleneği, daha çok köy yaşamını, acılarımızı, kültürümüzü  barındırıyorsa buna ‘klasik Kürtçe şarkılar’ diyoruz; ki dengbêj kültürü de buna dayanır. Modern Kürtçe şarkılar ise şehirleşmeyle ve yeni yaşam tarzının oluşması ile, önce sözlerden çok müziğin batılılaşmasıyla başladı. Doğal olarak zaman içinde sözler de daha kentli hale geldi.

Her ikisi de farklı bir zevk, farklı bir duygu. Modern müzik ağırlıklı şarkılar üretmeme rağmen, klasik parçalarımızdan da kopamayan bir insanım. Hem dinlemekten hem yorumlamaktan çok zevk alıyorum doğrusu.

İlk albümlerinizle son albümünüz “Çilê” arasında nasıl bir fark var?

Az önce söylediğim gibi ben klasik Kürtçe şarkıları yorumlamayı çok seviyorum. Ama öte yandan modern müziğe yönelik çalışmalarım da var. Bu nedenle ilk albümlerimde modern tarz ağırlıklı olmasına rağmen Klasik şarkılara da yer verdim. Sonuç olarak tam bir tarz albümleri değildi. Fakat Çilê albümünde tarzları ayrıştırmak istedim. Çilê ile daha önce seslendirdiğim klasik şarkıların yanı sıra farklı yorum katarak seslendirdiğim klasik şarkıları bir araya getirdim. Çilê, klasik Kürt müziği albümü oldu.

Modern şarkılarımı ise bitmek üzere olan yeni albümüm Xewna Derew ile  (Yalan Rüya) bir araya getirdim. Onun da müjdesini vereyim. Pop rock türünde yaptığımız, dinleyicilerimizin de çok beğeneceğine inandığımız, ağırlıklı olarak kendi imzamı taşıyan bir albüm geliyor.

Kürt coğrafyasındaki aşk ile İstanbul’daki aşkın sanatınıza yansımasını nasıl tarif edersiniz?

Sadece İstanbul demeyelim ama sanırım büyük şehirlerde aşk yaşamak ‘yalan rüya’ gibi. Tabi insan her yerde hayal kırıklığı yaşar, kastettiğim şey kesinlikle bu değil. Ama büyük şehirlerin keşmekeşi içinde insan aşktan zaman çalıyor. Kalabalıklar, derya deniz gibi sorunlar arasında aşk eksilen taraf oluyor. Çapkın gönüller için ise ayrıca riskler var tabi (gülüyoruz.) Bu nedenle büyük şehirlerde yaşanan aşk daha çok hassasiyet istiyor.

Kürt coğrafyasında ise aşkı korumak daha fazla mümkün. Ama avantaj mıdır, dezavantaj mıdır bilemem ama aşk büyük şehirlerde daha özgür yaşanıyor. Bu da bir gerçek.

Önümüzdeki zamanlarda nasıl projeleriniz var?

Az önce bahsettiğim albümüm ‘Xewna Derew’ çıkmak üzere. Bu dönemde albümün klip çekimlerini yapıp sevenlerimle buluşturmaya yönelik çalışmalar yapacağım. Ve beste yapmaya devam …

Mihemed Şêxo’nun şarkılarını çok güzel okuyorsunuz. Nasıl keşfettiniz?

Çok teşekkür ederim. Ben de çok severek ve zevk alarak okuyorum. Şarkıların duygusu dinleyiciye geçiyorsa ne mutlu bana. Biz kırılgan zamanlarda Mihemed Şêxo’nun şarkıları ile büyüdük, onun şarkıları ile hayata tutunduk. Şêxo, ruhumuzda iz bıraktı. Onun şarkılarını yorumlamak, sevdirmek, genç nesille buluşturmak benim için bir onur.

Son soru olarak sizden biraz hayal kurmanızı isteyeceğim. Gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Doğduğunuz topraklardasınız. Elinizde saz var, hangi şarkıyı söylemek istersiniz?

Çok severek ve duygulanarak okuduğum bir şarkı var. Sözlerinde diyor ki;

Ey Felek, ji bo te dinalim, ji bo çi nêrgiz çilmisîn

Ew çima bextê me ho ye

Em bê dost û bêkes in

(‘Ey felek, senden dolayı inliyorum. Neden nergisler soluyor? Neden bahtımız böyledir, dostsuz ve kimsesiziz?’ şeklinde Türkçeye çevirmek mümkün.)

Teşekkürler….

PORTRE/DILJEN RONÎ

Diljen Ronî, 1981 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. Küçük yaşlarda müzik ile ilgilenmeye başladı. Lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlayıp, 1998 yılında Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. Üniversitede çeşitli müzik grupları ile çalışmalar yaptı. 2006 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra doktor olarak çalışmaya başladı. Daha sonra bir grup müzisyen arkadaşlarıyla ilk albümü için çalışmalara başlayan Diljen, “Çend Gotinên Evînê…” yani ‘Bir Kaç Aşk Sözcüğü’ anlamına gelen ilk albümünü çıkardı. 2012’de “Du Demsal” (İki Mevsim) albümünü çıkardı. 2017’de de “Klasîkên Kurdî” (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği “Çilê” albümüyle müzikseverlerinin karşısına çıktı.

Diljen Ronî şimdilerde hem müzik hem de doktorluk çalışmalarını birlikte yürütüyor.

Diljen Ronî: Meşhur olanı değil, bende etki yaratanı okudum

Şerif Karataş, Kürtçe müzik yapan Diljen Ronî ile Klasîkên Kurdî (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği Çile albümü üzerine konuştu.

 

Kürtçe müzik yapan Diljen Ronî, bu kez Klasîkên Kurdî (Kürtçe klasik) ezgileri derlediği Çile albümüyle müzikseverlerin karşısına çıktı. Ronî’nin üçüncü albümü Çile, Kürtçe ilk dijital albüm olma özelliğini taşıyor. Albüm, yayınladığı mevsimden dolayı adını Kürtçe’de ‘kış’ anlamına  gelen “Çile”den aldı. Ronî, daha önce sırasıyla Çend Gotinên Evînê (Aşka Dair Birkaç Söz) ve Du Demsal (İki Mevsim) isimli albümleri çıkarmıştı.

İLK KEZ ZAZACA ŞARKI SESLENDİRDİ

Diljen Ronî ile son albümü Çile üzerine sohbet ettik. Ronî, çocukluğundan bu yana dinlediği ve zaman zaman söylediği klasik şarkıları albüme taşıma isteğiyle bu projenin ortayı çıktığını ifade etti. Albümde Dayê Dayê şarkısı dışında kalanlar ağırlıklı olarak aşk şarkılarından oluşuyor. Diljen Roni, dinleyicisinden gelen “Zazaca şarkı okuması” yönündeki taleplerden dolayı albümde ilk kez Zazaca şarkı olan Daye Daye’yi seslendirdiğini söyledi. “En meşhur olanı değil, bende etki yaratan şarkıları okudum.” diyen Ronî, albümde Ay Dil Dilo Lo, Dayê Dayê, Dil Kuştiyê, Dîlberam Dîlber, Dilo Ez Bimrim, Gulîzar ve Te Ez Kalkirim eserlerini kendi müzikal formlarıyla yorumladı.

ÇILE, KÜRTÇE İLK DİJİTAL ALBÜM

Günümüz teknolojisiyle CD albümü çıkarmanın artık gereksizleştiğini düşünen Ronî, “Çünkü, baskı bir etiketten öteye gitmiyor. Kom Müziğe ilk gittiğimde, albümü dijital basmak istediğimi söyledim. Onlar da bunu olumlu karşıladılar.  Çile, Kürtçe ilk dijital albüm oldu. İlkler bizim olsun” dedi.  Son dönemlerde internet üzerinde beli başlı sitelerin yaptığı uygulamalarla korsan yayının önüne geçildiğini anlatan Ronî, sanatçıya cüzi de olsa telif ödemek zorunda olduklarını belirtti ve bunu olumlu gördüğünü söyledi.

‘DENİZE BAKINCA HİS OLARAK OKUYAMIYORUM’

Ronî, öğrencilik dönemi dahil olmak üzere yaşamının büyük çoğunluğunu bölgede geçirdi. Birkaç yıldır ise yaşamını İstanbul’da devam ettiriyor. Ronî, coğrafya değişikliğinin müzikal çalışmalarına etkisine ilişkin “Yeni bir albüm yaptım. Modern bir albüm, o albümü dinlediğiniz zaman, İstanbul’un etkisini görebilirsiniz. Cizre’deyken gözümü açtığım zaman, her şey Kürtçe… İstanbul’a bakınca öyle mi? Değil. Denize bakınca “Ay dil dilo” şarkısını his olarak okuyamıyorum. Daha farklı bir duygu ve hisse kapılıyorsun. Tabi bu iyi, bu kötü anlamında söylemiyorum. Coğrafyanın bir insanın duygusuna, düşüncesine ve müziğine olan etkisinden bahsediyorum. İkisi de güzel şey.”

DENGBEJLER ÖNEMLİ

Dengbejlerin Kürt kültürüne olan katkılarına vurgu yapan Diljen Ronî, yapılan yanlışlara, kavram kargaşasına dikkat çekerek, “Biz Kürt müziği yapmıyoruz. Biz dünyanın kabul ettiği bir tarzı kendi ana dilimizde okuyoruz. Bu kavramın iyi oturması lazım.” dedi. Ronî, bunun için hem Kürtçe müzik yapanlara hem de Kürtçe müzik dinleyicilerine önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü ifade etti.

OHAL DUBLE ALBÜM YAPTIRDI!

Diljen Ronî, sohbetimiz sırasında alternatif ve Kürtçe müzik yapan sanatçıların karşılaştıkları zorluklardan bahsetti. Özellikle OHAL döneminde çıkan KHK’lerle ülkenin yönetildiğini aktaran Ronî, bu nedenlerle dinleyicilerle buluşmakta zorluk çektiklerini belirtti. Ronî, bölgedeki belediyelere atanan kayyımları hatırlatarak şunları ifade etti: “Diyarbakır’ın ortasında bazı mekanlarda yer bulamıyoruz. Mekan sahipleri ‘Kürtçe söylüyoruz’ diye yer vermiyorlar. O mekanlar bizim kültürümüz üzerinden milyonlarca lira para kazanan mekanlar. Onun dışında korku da var. Merak ettim, şarkılarımın dinlenme oranına baktım. Çözüm sürecinde patlama yapmış. İki-üç kat. Çözüm sürecinin bitmesinden sonra büyük bir düşüş olmuş. Eminim bu sadece benimle alakalı değil. Kürtçe müziğin yaşadığı bir sorun. İnsanlar dinlediği müziği sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmaya korkar hale gelmiş. Çok sayıda kanalımız vardı. Onlar kapatıldı. İnternet siteleri, gazeteler kapatıldı. Bu yaşananlar bizlere büyük darbeler vurdu.”

Bütün baskıya karşın bu sürecin Kürtçe müziğe yeni bir soluk getirebileceğini söyleyen Ronî “Belki bir albüm yapacaktık. Ama iki albüm yaptım. OHAL bende duble albüm yaptı” dedi.

Kom Müzik’ten ilk Kürtçe dijital albüm Botan’dan Dêrsim’e Kürt klasiği ‘ÇILE’

Bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor

Barış Barıştıran/İstanbul

Hem doktor hem de müzisyen kimliğiyle Kürt müziğine pop-rock tarzıyla farklı bir soluk katan Diljen Ronî ile Kürt klasiklerinden (Klasîkên Kurdî) oluşan ‘Çile’ albümünü ve sanat hayatını konuştuk.

Dinleyicileriniz elbette kim olduğunuzu biliyordur. Bilmeyenler için soralım. Diljen Ronî kimdir, kısaca tanıyabilir miyiz?

Bu soruyu en başta Cizreli bir Kürdüm diyerek cevaplayabilirim. 1981 yılında Cizre’de doğdum. Kimlik ve kültürel olarak bir Botanlıyım. Doktor ve müzisyenim. 12 yaşıma kadar Cizre’de yaşadım. 90’lı yıllarda Amed’e göç ettik. Coğrafyamızdaki temel eksikliklerin başında gelen sağlık ve sanat alanında kendimi geliştirmeye çalıştım. Hem tıp okudum hem de sanatla ilgilendim. Okulu bitirdikten sonra 8 yıl Cizre’de görevimi yaptım. Cizre’de sağlık alanında ufak da olsa elimden geleni yapmaya çalıştım. Sonra İstanbul’a yerleştim. Hem sanat faaliyetlerimi hem de doktorluğumu burada yapmaktayım.

Peki müzik tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bizim gibi yarısı Doğulu yarısı Batılı insanların karmaşası da olur elbette. Doğduğun yerin duygularını, hislerini anlatırken de karmaşayı yansıtıyorsun. Bu karmaşık hal, müziğime de tesir ediyor ister istemez. Kendi tarzımı pop-rock olarak tanımlıyorum. Reggy de okudum, klasik müziği de okudum.

Müziğinizin kaynağı ne, neyden besleniyorsunuz?

Coğrafyanızın, yaşamınızın hangi yönü eserlerinize kaynak oluşturmakta? Ben yazarken ve bestelerken başımdan geçenleri, yaşadıklarımı, hissettiklerimi yazmaya başlıyorum. Bunu yazarken de yaşıyorum. Ya da başımdan geçenleri yazıyorum. Yaşam kesitlerimi toplumsal olaylardan etkilenip yazıyorum ve besteliyorum. Coğrafyadan kaynaklı duyguların yaşam biçimi farklılık gösteriyor ama ikisi de gerçektir. Cizre’de Cudi Dağı’na bakıp İstanbul’da denize bakmanın duygu yansıması farklılık gösteriyor elbette.

Üretimlerinizin dinleyicilere doğru ulaştığına emin misiniz?

Bunu düşündünüz mü? Bizim ezberlerimiz vardır, bunun dışına çıkamıyoruz. Hem dinleyicilerde hem de müzisyenlerde var bu, kalıbı kıramıyoruz. Elimizin altındakileri seviyoruz. Ama internetin yayılmasıyla birlikte Cizre’de oturan bir genç, Pink Floyd dinleyebilir hale geldi. Bu durum, Kürt müziği için de geçerli. Dünyanın bir ucunda yaşayan herhangi biri de Kürtçeyle, Kürt müziğiyle ya da dengbêjlik geleneği ve kültürü ile buluşabiliyor. Ayrıca müzisyenler dinleyicilere üretimlerini sunarken hislerini ortaya koyar ve kendilerini yansıtırlar. İnsanlar bunu ne derece kabul eder, bu ne kadar özümsenir bilemiyorum tabi.

Sanat insanların istekleri üzerine mi yoksa sanatçının istekleri üzerine mi icra edilmeli?

Ben kendimi ortaya koyuyorum. Dinleyici özümserse alıyor, özümsemezse almıyor. Ne derece ulaşabiliyoruz bu konu ayrı tabi, çünkü bir pazarımız yok, sorunlarımız çok. Bizde başka ülkelerde olduğu kadar müzik pazarı yok. Bu yüzden çarkımızı döndürmekte zorlanıyoruz. Ekonomik döngüyü sağlamak çok zor, yeni üretimlere katkı sağlayan bir sistemimiz yok.

Burada dinleyicilere de pay düşüyor sanırım. Kürtçe müzik dinleyicisi bilinçsiz ve yetersiz mi kalıyor sanatçıya katkı sağlama konusunda?

Bilinçsiz değil fakat Kürtçe müzik dinleyicisi farklı tarzlara çok açık değil, kolay ulaşabildiğine yöneliyor. Türk arabesk kültüründen fazlasıyla etkileniyor, daha yakın duruyor. Yani bizden olmayana daha bir meraklı.

Yazılı Kürt edebiyatının merkezi olan bir coğrafyada doğdunuz, büyüdünüz. Doğduğunuz coğrafya sizi ve müziğinizi nasıl etkiledi?

Dediğim gibi bir yanım Botanlı, bir yanım Batılı. Dünya müziği yapmak gibi bir kaygımız var, müziğin evrensel normlarını yakalamak zorundayız. Bunu yakaladıktan sonra müziğin dilinin ne olduğunun bir önemi kalmıyor. Benim çocukluğum dengbêjlerle geçti, Kürt şarkılarıyla büyüdüm. Dinlediğim şarkılar benim üzerimde etkili bir gerçeklikte hâlâ duruyor ve bu eserleri okumak istedim, tarzım olmadığı halde.

Müziğinizi yaratırken kimlerden etkilendiniz?

Ciwan Haco, Mehmet Arifî Cizrawî, Mihemmed Şêxo, Miradê Kinê’den etkilendim. Pink Floyd, Leonard Cohen’den… Kırsal köy yaşamından çıkıp şehir yaşamına geçiyorsunuz. Bu geçişten her anlamda etkileniyorsunuz ve bu değişimi çok rahat görebiliyorsunuz.

Aşık Veysel’in ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ eserinin melodisine Kürtçe sözler yazılan bir şarkıyı okumuşsunuz, neyin sonucu bu?

Aslında bahsettiğimiz etkileşimin sonucu bu, artık hemen internet üzerinden bu şekilde kaynaşıyor. v10 yılda 3 albümünüz yayınlandı, albümlerin konsepti ve tarzı konusunda nasıl hareket ediyorsunuz, belirleyici olan nedir? İnsan ilk yaptığı albümdeki eksiklerine bakarak, üstüne koyarak ikinci, üçüncü albümü yapmaya karar veriyor, daha iyisini yapacağını düşünerek. Ben ilk iki albümde de klasik ezgilerle modern ezgileri bir arada toparlayıp sundum. Bunun bir amacı vardı aslında, ama sonra bunların ayrı ayrı olması gerektiğini düşündüm ve üçüncü albümde bunları birbirinden ayırmak istedim. Klasik bir albüm yaptım. Bir dönem biz Kürt müzisyenlerinin bir görevi vardı, köprü görevi görmek gibi. Doğu batı sentezi yapabilmenin gerekliliğini hissediyorduk, bunu artık geçtiğimizi düşünüyorum. Bu yüzden de bu iki tarzın birbirinden ayrı olması gerektiğine inandım. Çünkü o köprü görevi bitti, sebebi de artık herkes her şeye hızlıca ulaşabiliyor ve biz aynı şeyleri sunarsak insanlara, ilerleyemeyiz. Yaptığımız müzik, dünyanın bir ucundan bir ucuna herkesin ulaşabileceği bir hale geldi.

Yeni albümünüzü konuşalım. Mevsime de uygun “Çile” ismi kullanıldı. Dinleyiciler bu albümde neyi bulacak?

Yeni albümümüzde bir ilki yaptık. İlk Kürtçe dijital albümü yapmaya karar verdik. Albümde Aram Tîgran’dan Mihemed Şêxo’ya, Cegerxwîn’in şiirlerinden Erivan’a, Erivan’dan Botan’a, Botan’dan Dêrsim yöresine ait birçok Kürt klasik eserlerini yorumladım. Ayrıca Kirmançkî bir eser olan Dayê Dayê eserini yorumladım. Müzikleri doğal melodilerinde tutarak, kendi tarzımla okumaya çalıştım. Ayrıca bu albümden hemen sonra yeni bir albümüm yayınlanacak. O da hazır, çalışmaları bitti. İki albümün farkı; biri Kürt klasikleri dediğim çocukluk şarkılarımdan oluşan, hepimizin bildiği ve duyduğu şarkıları bu albümde aranje edip yayınladık. Diğeri ise modern, benim tarzımı yansıtan ve kendi bestelerimden oluşan pop-rock bir albüm olacak. Kom Müzik ile ortaklaşa verdiğimiz bir karardı, bunu da bu şekilde planladık.

Ürettiğiniz eserlere baktığımızda, sizi tarz ya da tema olarak yansıtan eserleri görüyoruz. Bunun yanında Kürt halk ezgileri de var. Bir kimlik yakalamış durumdasınız, ancak Kürt sanatçılarının eksikliği olan görsel yetersizlik durumu sizde de yaşanmakta. Var mı bu duruma ilişkin bir planlamanız?

Bunu ilk başta ben de çok istemedim ancak Kürt müzisyenleri için albüm yapmak ve bunu sunmak ekonomik külfet demek. Ürettiğin müziği görselle bütünleştirmek, esere klip çekmek ya da albümün reklamını yapmak para gerektirir. Bunun için bir döngüye ihtiyaç vardır. Bir döngü olmadığı için ancak bunları kendi imkânlarımızla yapmaya çalışıyoruz fakat bu da yetmiyor. Zaten bugüne kadar yaptığım işleri de kendi imkânlarımla yaptım, koşullarını da ben oluşturdum.

Kürt müziğinde çıtayı yükselten isimlerden birisiniz. Bu üzerinizdeki sorumluluğu da arttırıyor. Konuştuğumuz eksikliklerin çözümüne dönük bir projeniz var mı?

Bir çark oluşturulabilmeli, beklentilere cevap olabilmek adına. Bir üretimin kalitesini yükseltmek gerekiyor, maalesef geri dönüşü de olmuyor. Yani albümü yapmak için bireysel birikimleri kullanmak zorunda kalıyoruz.

Kürt müziği ne durumda sizce, evrensel müzik normlarını yakaladı mı?

Yaptığımız müzik çok iyi ama bunu sunmak, tanıtmak ve pazarlamakta bir sorunumuz var maalesef. Kendimizi anlatmak gibi bir sorunumuz var. Sosyal medyada dinlenen şarkılara baktığımızda, zaten bu durumu dünya müziği standartlarına bakarak görebiliyorsunuz. Bir uçurum var, bu farkların sebebi biziz. Yani ya biz halk olarak kendi müziğimizi dinlemiyoruz ya da sunamıyoruz.

Bu durum biraz farklı da yorumlanabilir. Yılların türküleri bir dizide yayınlanınca birden milyonlara ulaşıyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bir sunum sorunu, yani nasıl sunarsak öyle ulaşır. Fakat biz pazarlamayı bilmiyoruz. vBazı Kürtçe eserleri Kürt sanatçılar da yabancı sanatçılar da yorumluyor. Ve bunların sosyal medyadaki izlenme ve dinleme oranlarına baktığımızda ciddi bir fark olduğunu görüyoruz. Yabancı müzisyenlerin yorumladığı eserler daha çok dinleniyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Biz kendi müziğimizle, kendi dilimizle duygulanmadığımız için bunları yaşamaktayız. Maalesef bizden olan bizim ilgimizi çekmemekte.

Müzikle ilgilenirken bir yandan da doktorluk yapıyorsunuz. Bu durum müzik hayatınızı nasıl etkiliyor?

İkisini birbirinden ayırmıyorum, benim için birbirini tamamlıyor. Doktorlukla insanları iyileştiriyorsun, sanatla da hem kendimi hem de dinleyicilerimi iyileştiriyorum. Böyle düşünüyorum, iyi geldiğini hissediyorum. Müzik, hayatımın bir parçası, doktorluk ise mesleğim. İkisi de gücümün el verdiği sürece birlikte devam edecek.

Benim dengbêjim Cizrawî’dir

Her Kürdün bir dengbêji vardır. Sevdiği, dinlediği, çocukluktaki anılarıyla bütünleştirdiği bir dengbêj. Sizin dengbêjiniz kim?

Biz arada kalmış bir kuşağız. Dengbêjlikten çok, yönümüzü batı modern müziğine dönmüş durumdayız. Ama ben Botanlıyım. Benim coğrafyamda sürekli dinlediğim dengbêj Mihemed Arifî Cizrawî’dir. Civatlarda dengbêjler söyleyince dinlerim. Sadece dinlerim, ben ancak dinleyicisi olabilirim, söyleyemem. Bizim çocukluğumuzda, köyümüzde de (Gundê Şaxê) düğünlerde bir ekip gelip damadın başında söylerdi, diğer bir grup da çevirirdi. Yani böylesi bir geleneğimiz var, tabi ki dengbêjlik önemlidir. Kürt klasiklerini buluşturdum ÇILE (Klasîkên Kurdî) Kürt klasikleri albümünde Ay Dil Dilo Lo, Dayê Dayê, Dil Kuştiyê, Dîlberam Dîlber, Dilo Ez Bimrim, Gulîzar, Te Ez Kalkirim eserlerini kendi müzikal formlarımla yorumladım.

Son olarak neler söylemek istersiniz okurlarımıza ve dinleyicilerinize?

Kürt kültürüne ve müziğine sahip çıkılmalı. Özellikle sosyal medya yoluyla paylaşmalı ve yaygınlaştırmalı. Ancak paylaştıkça çoğalır ve birlik oluruz. Dilimizi öğrenmeye, öğretmeye çalışacağız. Söylediğim gibi Kürtçe müziği dinleyip bir duyguya, bir hisse kapılamıyorsak, bir anlamı yoktur. Bunun için de bütünleşmek gerekir. Üretileni defalarca dinleyip ne dediğini anlamalıyız ki, ancak o zaman ulaşırız Kürt kültürünün köklerine…

Diljen Ronî’nin Çile albümü çıktı

Evrensel Gazetesi / Kürt müziğinin sevilen isimlerinden Diljen Ronî, klasik Kürtçe ezgileri derlediği Çile albümüyle sevenleriyle buluştu.

 

Çile,  Diljen Ronî’nin ‘Kürt müziğinin yapı taşları’ olan şarkılardan oluşturduğu bir albüm.

Kürtçe’de “Çile”, Türkçe’de “Kara Kış- Ocak ayı” anlamına geliyor.

Aşk şarkılarının ağırlıkta olduğu albüm, klasik Kürtçe şarkılardan oluşuyor.

Ronî, yoğun geçen hekimlik hayatında nefes alacak bir alan olarak gördüğü müziğe hiç ara vermez. İkinci albümden sonra hemen yeni bir albüm yapmaz ama hemen her günü müzikle iç içe geçer. Yeni enstrümanlar çalabilmek için kurslara gider, söz yazıp besteler yapar. İkinci albümden yaklaşık 5 yıl sonra digital platformlarda yayınlanan yeni albümü Çile ile sevenleriyle buluştu.

Albümü dinlemek için tıklayın.

DİLJEN RONÎ KİMDİR?

Diljen Ronî, 1981 Cizre doğumlu. Sanatını bölgenin en karışık olduğu döneme denk gelen çocukluğundan beri icra ediyor. Diljen Ronî, derin duygu dünyası sebebiyle sanatı, insancıl kişiliğiyle de doktorluğu meslek edinmiştir. Ona ‘hangisi sensin’ diye sorsanız iki kimliğinden de farklı şekilde beslendiğini söyler. İnsana dair her şey ‘Diljen Ronî’nin yansıması’ olur.

Aşka dair satırları müzikle birleşmeye başlayınca üniversite yıllarında atılan utangaç küçük adımlar onu İstanbul’da bir yapımcıya götürecek kanatlara dönüşür. İlk olarak  ‘Çend Gotinen Evine’albümü gelir. Ardından ikinci albümü ‘Du Demsal’ ile müzik piyasasında kalıcı olduğunu kanıtlar. Ronî, Kürt müziğinde farklı tarzlar denemekten de çekinmez. İkinci albümünde reggae deneyen Ronî, Kürt toplumunda iz bırakan şairlerin şiirlerini de besteler. Sanat anlayışı Batı’ya dönük olsa da Diljen Ronî, modern müziğini klasik Kürt müziği ve sanatından besler. Sanatçıyı ‘kültür elçisi’ olarak gören Diljen Ronî ‘dilini’ yaşatmayı, tarih ve kültür mirasını gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlar. Gayesi, kültür deryasında bir damla olmaktır. (İstanbulEVRENSEL)

Diljen Roni: Müzik bilginin yoludur

Cizre’de 1981 yılında gözlerini hayata gözlerini açan ve her kürdün makûs kaderi diyebileceğimiz göçten nasibini alarak Diyarbakır’a yerleşen Roni, hem doktorluk mesleğini hem de müzisyenliğini bir arada yürütüyor.

 

Mehmet Kan

IMPNews/ Diyarbakır – Kürd müziğine dair müzik eleştirmenleri ve dinleyicilerin müzikal kalite konusunda hemfikir oldukları temel sorunsal, özellikle de Kürdistan’da savaşlı yılların son bulmasıyla birlikte ‘fason üretim’ ve kalital düşüş şeklinde. Hem enformasyonel gelişmeler ve hem de yasakların son bulmasıyla birlikte Kürd müziği piyasasında canhıraşane bir hareketlilik görmek mümkün. Lakin bunun yanında bu güne kadar Kürd müziğini sırtlamış grup ve isimlerde ise bir durgunluk ve sabitlik olduğunu söylemek mümkün. Müzik eleştirmeni Nail Dilmener’in deyimiyle Kürd müziğinde Ümit Besen’den geçilmiyor. Bu disiplinle ilgili umut veren ve müzikseverleri mutlu eden önemli bir durum da yok değil elbette. Bu fason üretimin özellikle sosyal medya aracılığıyla duman attırdığı bir ortamda, kendi köşelerinde kafa patlatan, Kürd müziğinin arkaik kodlarına, dengbêjlik geleneğine ve kendi mayasıyla dünya müziği içinde var olmayı dert edinen, bunun için de bir çok aktüel tartışmanın dışında kalarak ontolojisini müzikle vuruşturan isimler de çıkıyor. İşte bunlardan biri de kuşkusuz ki ‘Kürd müziğinin pamuk telli gitarı’ Diljen Roni. Kürd müziğinde bir mihenk taşı olan bir başka lokasyon ise cerrahi… okurlarımız ne alakası var diyecektir muhtemelen ama Kürd müziğinde ismi altın harflerle yazılmış cerrahların, yani tıp doktorlarının mesleki obsesyonlarını müzikte de konuşturdukları bir ‘iç kanama’ da var Kürd müziğinde. Bu ‘iç kanama’ kuşkusuz müziği içeriden besleyen sağlam bir damar oluyor. Örneğin Koma Amed. Bilindiği gibi Koma Amed’in Kürd müziğindeki yeri, çıtası, estetik ve müzikal kalitesi, toplumsal kan dolaşımının harmanını ezgilerde attırdığı gerçeği herkesin, hepimizin kursağında kalakaldı. Üyelerinin çoğu cerrahtı ve müziğin cerrahları olarak Kürd müzik tarihinin en değerli sayfalarından birine adlarını yazdırdılar. Bu cerrahi damardan geliyor işte Diljen Roni de…

Hangi Kürd müzisyene mikrofon uzatsanız il cümlesinin ‘entegrasyon’ yani dengbêjlik çeşmesini günümüze uyarlamak olduğu, lakin çoğunun da bunu yaptığını iddia ettiği düzlemde deyim yerindeyse müziğe düşmanca zarar verdiği bir ortamda, müziğimizin geçmişiyle bu gününü berdel kılan, bunu yaparken de sesindeki naiflikle, özenle ve layıkıyla yapan isimleren olan Diljen Roni, Kürd müziğinin ‘yeni akımı’ sayılabilecek kervanın bir parçası. Özellikle Kürdi yapısından bir şey kaybettirmeden klasikleri modern müzik içinde yerleştirebilmek zor olsa da Kürdlerin bu yeni akıp kuşağı bu misyonu giderek daha layıkıyla yerine getirmeye başlamış durumda.

Müziğini, eskinin duru ve toplumla iç içe olan sanatıyla mayalayan müzikal çalışmalar giderek artarken, bu çalışmaları bize sunanlar hem teknolojik imkanlar hem de sanatlarındaki özgünlükleriyle daha çok görünür hale geliyorlar. Özellikle Kürdler açısından, müziğin hayatın vazgeçilmezi olarak değerlendirdiğimizde, bu hızlı tüketim çağında üretilen sanatsal ürünlerin büyük bir titizlikle yapılması zorunluluğunu da görmezden gelemeyiz. Son yıllarda adından sıkça bahsettiren ve gerek ses rengi gerekse müziği ile özgünlüğünü ortaya koyan Diljen Roni bu sorumluluğun farkında olan aynı zamanda geçmişe de borcu olduğunu düşünen sanatçılardan biri. Diljen Roni müzik hayatını, müziğinde nelere dikkat ettiğini ayrıca sahip olduğu doktorluk mesleğinin sanatına etkisini BasHaber’e anattı.

Cizre’de 1981 yılında gözlerini hayata gözlerini açan ve her kürdün makûs kaderi diyebileceğimiz göçten nasibini alarak Diyarbakır’a yerleşen Roni, hem doktorluk mesleğini hem de müzisyenliğini bir arada yürütüyor. Diyarbakır’a geldikten sonra, henüz çocukken müzikle ilgilenmeye başlar. 12 yaşında, Mezopotamya Kültür Merkezi’nde tambur eğitimi alan Roni, daha sonra Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde tıp eğitimi alarak doktorluğa adım atmış. Üniversite yıllarında da müziğe devam ederek gitar çalmayı da öğrenen sanatçı, mezun olduktan sonra doktorluğun yanı sıra profesyonel müzik hayatına adım atarak, ilk albümü olan “Çend Gotînên Evînê”yi çıkarıyor.

Tıp ve müzik bir arada

Tıp ve sanatın çok zahmetli ve ilgi isteyen işler olduğunu söyleyen Roni, 8 yıldır profesyonel müzik yaptığını, doktorluğa insan yaşamını ilgilendirdiği için daha fazla zaman harcamak zorunda kaldığını diğer taraftan müziğin zaten hayatının her anında olmasından dolayı fazla vaktini almadığını söylüyor. Müziğin kendisi için yaşamın damarlarından biri olduğunu söyleyen Roni, “Müzik yaşamımın ve kalbimin bir parçası gibi. Müzik ve tıp birer sanattır aynı zamanda her ikisi de ilaçtır. Biri insana biri topluma ilaç olur. İnsan yaşamı benim için her şeyden önce gelir bu iki parça da insan yaşamının vazgeçilmezleri olduğu için ben yaptığım işlerden keyif alıyorum.”diyor.

Müzik bilginin yoludur

Klasik edebiyatın karakterleri ve hikayeleri üzerine başarılı bir şekilde müziğini inşa edebilen sanatçı, Kürd edebiyatının çok zengin olduğunu ve buradan beslendiğini ifade ederek, bunun modern müzik için büyük bir alt yapı olduğunu dile getiriyor. Kürd kültürünün klasiklerinin unutulmasını istemediği için çalışmalarında bunlara yer verdiğini ve modern bir yapıyla yeniden sunmaya çalıştığının söyleyen Roni, “Eski efsane, hikaye ve eserler ilgimi çekiyor. Onların dinlenmesini ve unutulmamasını istediğim için çalışmalarımda yer verip dinlenmesini sağlamak istiyorum. Müzik bilginin yoludur. Dengbêjliğin Kürd tarihi ve geleneğinin taşıyıcısı olmasın sebebiyle, kürd kültürel birikiminin kaybolmasına da engel olmuşlar. Ama artık kimse onları dinlemiyor bende bu yüzden böyle çalışıyorum. Baba Tahirê Hemedanî 1000 sene önce yazmış ama kimse bilmiyor unutulmuş. Ben bunu aldım, reggae formatında okudum ve müzik yaptım şimdi küçük çocuklar bile bunu dinliyor. Sanatımızın ve kültürümüzün ayakta kalması için sahip çıkmalıyız. Müzik her kapıyı açıyor ve öğrenmenin kapısını da aralıyor.”diyerek, çalışmalarının bu yüzden geçmiş müziğin kodlarını da içerdiğini söyledi.

Müziğin içinde bulunduğu durum iyi değil

Müzisyen olmanın eskisi kadar zor olmadığını imkanların her zamankinden fazla olduğunu belirten Roni, bunun daha kaliteli ürünler yaratmak gibi bir sorumluluğu da kendisiyle birlikte getirdiğini söylüyor. Herkesin, her şeye kolayca ulaşabildiği bir çağda böyle bir sorumluluğun göz ardı edildiği kanısında olan Roni, bu yüzden müziğin içinde bulunduğu durumun iyi olmadığını düşünüyor. Sürekli  kalitesiz üretimin müziğe verilen değeri de azalttığını düşünen sanatçı, “Kalitesiz işler üretilirken, ekonomik yönden de birçok sorun yaşanıyor. Müzikten herhangi bir kazanç sağlanamadığı için  teknik anlamda da eksik kalınıyor ve bu da kendisiyle birlikte farklı ve güzel sanatsal ürünler üretilmesinin önüne geçiyor. Maalesef ekonomik etkenlerin üretkenliği etkilemesini göz ardı edemeyiz.”diyor.

Modern müzik üretmeliyiz

Müzikal üretimlerde dinleyicilerin dikkatini çekmek gerektiğini ve rock, regae, Jazz gibi tarzlara da yönelmenin doğru olabileceğini ifade eden Roni, Kürdlerin de artık modern müzikleri dinlemeye yöneldiğini dile getirerek bunun önünü açmak ve bütün dünya müziği tarzlarını göstermek gerektiğini söylüyor. Modern müzik tarzlarının Kuzey Kürdistan’da üretilmesinin şartlarının olgunlaştığına inandığını dile getiren Roni, Kürdlerin artık bunu yapabilecek kapasitede olduğunu ve bu kadar acı ve gözyaşından sonra bunu da hak ettiğini söyledi.

Yeni bir albüm çalışması içerisinde olan Diljen Roni’nin, “Çend Gotinên Evînê” ve “Du Demsal” isimli iki albüm çalışması bulunuyor. Albüm çıkarmak için acele etmediğini ve adım adım ilerlediğini dile getiren sanatçı, güzel ve güçlü bir albüm yapmak istediğini bunun için de bazı şarkıları ve klasik parçaları araştırdığını söylüyor. Araştırmaları bittiği zaman stüdyoya gireceğini söyleyen Roni, modern tarzda müzikler üzerine çalışacağını söylüyor. (IMPNewsGazetesi) / (r.s)